04 Aralık 2016 14:44

Doların yükselişinin faturasını kim ödeyecek?

Paylaş

Bugünlerde, yetkililer aleyhine konuştukça dolar rekor üstüne rekor kırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bırakalım artık bu dolar biriktirmeyi, yastık altındaki dolarlarınızı bozdurun, altına ve TL’ye yatırın” dedikçe dolar yükselişini “şahlanışa” çeviriyor. Dahası Cumhurbaşkanının öğüdüne uyarak dolarlarını bozduranlar bir gün, hatta bir kaç saat sonra büyük zarara uğruyor.

Başbakan bir de işin içine hamaset katarak, “15 Temmuz’da devletini, vatanını kurtaran bu millet şimdi de dolarını bozdurarak ekonomiyi kurtaracak, nerede var böyle bir millet?..”  diye haykırarak kürsü kürsü dolaşıyor. Ama Başbakan söylediklerinin abesliğinin farkında olacak ki; bu dalgalanmanın 20 Ocak’a kadar (Trump’ın yemin  ederek göreve başlayacağı gün) sürecek diye de bir ihtiyat payı bırakıyor.

TL SADECE DOLAR KARŞISINDA DEĞER KAYBETMİYOR
Merkez Bankasının faizleri 0.50 puan yükselterek “rüştünü ispat etmesi”ne, Ekonomi Koordinasyon Kurulunun; (EKK) bir Cumhurbaşkanının, bir Başbakanın başkanlığında toplanarak karar üstüne kararlar alması da doların gidişatını pek etkilemiyor. Borsanın tüm varlıklarını TL’ye çevirdiğini açıklamasının, TMSF’nin bundan böyle bütün işlemleri TL cinsinden yapacağını ilan etmesinin de bu gidişatı pek etkilemesi beklenmiyor.

Hep dolardan söz ediliyor, bu da yetkililere, “Dolar sadece bizde yükselmiyor, tüm dünyada yükseliyor” savunmasına destek veriyorsa da TL’nin, avro başta olmak üzere tüm yabancı paralar, Rus rublesi, Suriye lirası gibi uluslararası piyasalarda en zayıf görünen paralar karşısında bile değer kaybetmesi ile karşı karşıyayız. Bunun nedeni ise elbette ki Türkiye’nin bölgede savaş politikaları (Irak ve Suriye’ye askeri müdahale) izlemesi, AB ile “değerler” çatışması, Kürt sorununu “ezerek çözme”de ısrar, OHAL ve KHK’lerle, basın, inanç özgürlüğü başta olmak üzere özgürlüklerin sınırlanması, haksız-hukuksuz tutuklamalar... gibi iç ve dış politikanın oluşturduğu risklerin ülkenin krebilitesini hızla aşağı çekmesidir.  

İŞÇİLER, EMEKÇİLER DOLAR TARTIŞMASININ NERESİNDE?
Toplam açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanı yeniden “Kriz bizi teğet geçecek” iddiasını öne çıkarırken, Başbakan “Sakin olun, bize bir şey olmaz” modunda konuşuyor. Ama dolarla borçlananlar, acilen dolara ihtiyacı olanlar, ithalata dayalı hammadde ve ara malı kullananlardan başlayarak, olup bitenin farkına varan her türden üreticileri kapsayan geniş bir kesim ise panik içinde!

Tabii bu gelişmeleri el ovuşturarak izleyenler, hatta “dolar daha daha yukarı!” diye tempo tutanlar da var.

Dolar üstünden spekülasyon yapanlar ve köprüleri, oto yolları hava limanlarını, “Devlet hazinden beş para almıyoruz” diyerek yapıp ve şimdi her geçen geçmeyen araç, her giden gelen ya da gidip gelmeyen yolcu için devleti dolarla borçlandıran büyük sermaye sahipleri takımı, her gün dolardaki her kuruş artışla kazandıkları milyar dolarlara milyon dolarlar ekliyorlar.

Bütün bu gürültülü tartışmalara karşın yetkililer, sanki vatandaşın (işçiler, emekçiler, emekliler, işsizler, yoksullar) bu tartışmalarla bir ilgisi yokmuş gibi davranıyorlar. Öyle ya yükselen dolar ve öteki yabancı paralar oluğuna göre doları olmayan, ya da dolarla alışveriş yapmayan vatandaş neden kaygılansın ki?

Keşke böyle olsa, ama ne yazık ki değil!

Hatta tam tersi, bugüne kadar benzer durumlarla karşılaşıldığında gördük ki, Bu tartışmanın doğrudan tarafı gibi görünen (Dolar biriktirenlerle dolarla borçlananların arasında gibi görünen) kavga şu veya bu biçimde kavga edenlerden bazılarının batması, bazılarının zenginliklerine zenginlik katmasıyla, bir biçimde biter. Ama bu kavganın faturası ise dolarla “Hiçbir işlem yapmamış” vatandaşa çıkar!

Geçmişte böyle olmuştur. Ve bugün de böyle olması için hem doların üstünden kavga eden taraflar ve hem de Hükümet, bu konuda faturayı halka çıkarmak için iş birliği yapacaklardır. 

YA MÜCADELE YA DA FATURA!
Bu yüzden de işçi sınıfı ve emekçiler, onların partileri, sendikaları başta olmak üzere çeşitli türden emek ve emekçi örgütleri ve elbette gazetelerin, bu tartışmalarda taraf olmak, sadece taraf olmakla da kalmayıp faturanın işçilere, emekçilere, halka çıkarılmasını önleyen bir mücadele çizgisinde birleşmeleri de gereklidir, zorunludur. Aksi halde bu “yukarıda” sürüyor görünen kayıkçı kavgası “Alavere dalavere Kürt Memet nöbete!” özdeyişinde olduğu gibi, faturanın halka çıkarılmasının arkasına saklandığı bir kavga olacaktır.

Nitekim bunun ilk adımları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Akaryakıta yapılan litre başına 20 kuruşluk ÖTV artışı, içkiye ve sigaraya yapılan zamlar, otomotivdeki ÖTV artışları, KOBİ’lere ucuz kredi... bu kategoriden faturanın tahsil edilmeye başlanmasının habercileridir.

İthal mallardan başlayarak iğneden ipliğe emekçilerin ihtiyacı olan tüm tüketim mallarına zamlar da kapıdadır. 

Ve tabii bu gelişmelerin ekonomiye yansımasını bahane ederek işten çıkarmalar, ücretleri ve maaşları düşürme, toplu sözleşmelerde “kriz” ve “kriz ihtimali” bahanesiyle işçi taleplerinin reddedilmesi, asgari ücretin aynı bahaneyle düşük tutulması, su, elektrik, gaza dolaylı ya da doğrudan zamlar, enflasyon artışının da kullanılarak yoksuldan zengine servet aktarımı da bu dönemin politikaları olarak biçimlenecektir.

Ve bütün olacaklara karşı işçiler, emekçiler, onların her türden örgütleri, bu saldırıyı püskürtecek bir strateji geliştirilemezse, kapitalistlerin çıkarı etrafında oluşturulmuş ve politikaların yol açtığı sorunların faturasının emekçilere çıkarılacağı apaçıktır. Kısacası emek cephesi, bir yandan emekçileri bu konularda da aydınlatmak öte yandan da saldırıyı püskürtecek bir mücadelenin örgütlenmesi için acilen harekete geçmek zorundadır.

Faturayı, doların yükselişine yol açan ekonomik politikaların sahipleri ödesin!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa