Uygarlık


16 Nisan 2018 03:30

Bedenimizin yapısında en küçük bozukluk olsa dertlere düşeriz.

Çevremizde de…

Çevremizi insancalaştırmak için yüzlerce, binlerce yıldır edindiğimiz bilgilerle, deneyimlerle, birikimlerimizle de öyle… Bunlar çok uzun süreçlerde ölçülerini bulmuşlardır.

Örneğin yürürken ayağımızı bir yüksekliğe dek kaldırabiliriz. Bu yükseklikten daha çok kaldırmak zorunda kalırsak yoruluruz. Merdivenlerimizin basamak yüksekliklerini, yokuşlarımızın eğimlerini buna göre oluştururuz.

Adımımız 62-63 cm’dir. Merdiven buna göre ölçülendirilir. Bir basamağı 17 cm yaparsak 17+17=34 cm, 62 (adımımız)-34=28 cm. Basamağımız 28 cm olmalıdır. Kısacası iki yükseklik + bir genişlik = adım boyumuz (62-63 cm). 28 yerine 32 cm yaparsak çıkmakta zorlanırız, yoruluruz.

Açık yerlerde yapılacak merdivenler de 14-15 cm yükseklikte olmalıdır. Kaldırım yüksekliği de 14-15 cm olmalıdır. Bir yaşlı insan ayağını ancak bu yüksekliğe kaldırabilir.

Bizim ortalama boyumuz 166 cm’dir (Askere gelen delikanlıların ölçülüp ortalaması alınınca bu sayı çıkmıştır. Böylece askere gelenler için önceden dikilecek giysiler ona göre yapılır. Çok kumaş harcanmaması için). Bütün ölçüler buna uyarlanmalıdır. Oysa biz okullarda Alman ölçüleri öğretilerek yetiştirildik.

Kimilerine göre, kaldırımların yüksekliği o toplumun uygarlık ölçütüdür. Eğer yukarıda andığım ölçülere uyulmamışsa, bunları böyle yapanlar, yaptıranlar, kendi insanlarını düşünmüyorlar demektir. Nasılsa takılıp kaldıkları ölçüleri, çağın bilgilerini, birikimlerini düşünmeden sürdürüp duruyorlar.

Toplu wc’lerin kapıları dışarı açılmalıdır. Çünkü içerde yaşlı bir kişi bayılıp düşerse kapıyı açamazsınız.
Kapıları, pencereleri insan ölçülerine göre yapmalısınız.
Ama bir mimarın bunları bilmesi yetmemektedir. Örneğin yıllar önce, Ankara’da Kızılay ile Tandoğan arasında, gözü görmeyenlerin sopalarını uydurup kimseye, direğe, şuna buna çarpmadan yürüyebilmeleri için yollara sarı kabarcıklı şeritler tasarlamıştım. Sonra bu önlem sözüm ona genelleşti. Ama satıcılar masalarını bu şeritler üzerine yerleştirince kimse onları uyarmadı.

İstanbul’da, Üsküdar alanının durumunu görmüşseniz, yıllardır o alanı kullanmak zorunda olanların cambazlıklarını da görmüşsünüzdür.

Granit küp taşlarla pek güzel yapılmış olan yolların, eve gelen borular için bozulup bir daha düzeltilmediklerini de biliyorsunuzdur.

Kısacası engelliler, yaşlılar hiç düşünülmemektedir yurdumuzda. Çocuklarımız artık tümüyle “balkon çocukları” oldular.

Yollarımızda tek yöne aldıranlar yok. Arabasıyla ters yönden gelen, öğrenimli görünen hanıma, beye, ya da henüz kentlileşememiş kişiye kimse bir şey söylemiyor.

Ağaçlarımıza toprak bırakmayanları, kaldırımlarda, şurda-burda boğazlarına dek (toprak kesimi) taş döşeyenleri kimse düzeltmiyor.

Bütün bunlar çağın insanının uygarlık çizgilerinin göstergelerine birkaç örnek… (Otomobil, cep telefonu vb. uygarlık değildir).
Elbet bir gün düzelecekler!

Elbet biz uygarlaştıkça!

www.evrensel.net