08 Mart 2018 04:51

Aramak ve bulmak

Paylaş

Şu “her şey”i, “herşey” diye yazan “ne alırsan 1 milyon”culardan birine girdim. İçeride kimse yok. Dükkândan çıkarken demir, çinko, plastik, yün, pamuk, bakalit dağlarının arasında karayağız bir delikanlı göründü. Suçüstü yakalanmış gibi telaşlı bir fısıltıyla seslendi:

    -Bir şey mi aradın abi?
     Gülümsedim.
     -Kendimi arıyorum, altmış yıldır bulamıyorum.
     Çocuk rahatladı, bu kez o gülümsedi:
     -Bulursun belki abi!
     “Bulursun.” değil, “Bulursun belki.”
     O “belki”nin içinde neler neler gizli!
     Delikanlı haklı.

Yıllarım, yıllarımız kendimizi aramakla geçti, geçiyor. Bulmak güç. Tek derdimiz bu olsa kolay. Varoluşumuz bize ait değil ki şuracıkta bulalım. Kış güneşi gibi doldursun içimizi. Yerimize düşünen, yargılayan, karar veren onlarca tiranla, zorbayla kuşatılmış yanımız yöremiz. Ruhlarımızı kurcalamak biricik uğraşımız değil. İş güç, geçim meçim derken fersah fersah uzaklaşıyoruz kendimizden. Sonra da ara ki bulasın.

Bakmayın siz Picasso’nun o yere göğe sığmayan özgüvenine. “Ben aramam, bulurum.” demiş a! Yalnızca biçemdir onun bulduğu! Yaşamın gizini kim pişirmiş ki o bulsun. Onca kavgası, kayrası yaşamı anlamak için. Bulamadan göçmüş gitmiş şu kahrı bol, kıvancı kıt dünyadan.

Şairlerin “kalma” derdi de bunun için. Yaşamda kalamadık, şiirde kalalım diye ruhlarını kaza deşe sonsuzluğu ararlar. Bunca şiir, bunca söz azıcık ölümsüzlük ışığı kalsın diye geriye.

Ülkenin yazgısı, insanın da yazgısı. Baskının, eşitsizliğin, acımasızlığın boyu aştığı topraklarda insanın kendini arayıp bulması için kaplumbağaların, kargaların ömürlerini verseler ona bir kelebek ömrü bile bağışlanmış sayılmaz.

İbni Haldun, “Coğrafya kaderdir.” dememiş boşuna. Coğrafya, kader ve kederdir.   İbni Haldun’un sözünü Edip Cansever, “ Boynu bükük duruyorsam eğer / İçimden öyle geldiği için değil / Ama hiç değil / Ah güzel Ahmet abim benim / İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / suyunda yüzen balığa / toprağını iten çiçeğe / dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine” diye çevirmiş “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinde.   

Boynumuz bükük duruyorsak biz de bu coğrafyada, kaderden ve kederdendir. Evet, coğrafya kaderdir ve insan bu kader toprağında ne yaşıyorsa ona benzer.

Coğrafya, siyasaldır. Öyle ki bir Ortadoğulu’nun hüznü, sevinci ve korkusuyla, yaşam karşısındaki direnciyle, ölümle buluşmasıyla bir İskandinavlı’nınki birbirine benzer mi? Biri her şeyiyle hırçın, öteki her şeyiyle uysaldır. Batı’da yaşam daha yavaş, Doğu’da daha hızlı ve acımasızdır çünkü. Batılı şair, kendini daha tez, daha kolay buluyor bu yüzden.

Bu karşıtlığı, güncel Batı ve Doğu şiirini okuduğumuzda görebiliyoruz. Batılı şairlerin bütün bütüne varoluş kaygılarıyla örülü şiirlerine karşı, Doğulu şairlerin yok oluşa direnen ve buram buram ölüm ve başkaldırı kokan şiirleri söylüyor bunu.

Bir Norveçlinin ütülenmiş sözcükleriyle bir Filistinlinin paramparça sözcüklerle yazdığı şiiri, ülkelerinin görüntüsü gibidir. Buna kader diyelim isterseniz. Mistik bir kader algısı değil kuşkusuz bu. Nerede doğmuş yaşıyorsak oranın aynası geziniyor yüzlerimizde. Kiminde pürüzsüz, kiminde darmadağın bu ayna.

İnsanlığın şiiri de parçalanmış aynalarda yazılıyor daha çok. Bu yüzden Ortadoğu ve Latin Amerika şiiri daha yakın bana. Bu kara ülkelerin kara ve hüzünlü şiirlerini seviyorum. Onların coğrafyalarının yazgısı da yaralı ve üzgün ülkemin yazgısına benziyor.  

Onların şairleri de varoluşlarından çok, ülkelerinin yaralarına bakıyorlar. Kendilerini bulmak için bir damla huzura gereksinim duyuyorlar. Dinsel dogmalarla, tabularla dondurulan kara, kapkara kalabalıklar “Huzur İslam’da!” derken şairleri, “Huzur insanda.” diyorlar. Başkalarının ölümlerini, kendi ölümleri sayıyorlar. Mademki ben insanın, her insanın ölümü benim de ölümüm diyorlar. Terentius gibi “İnsanım ben, insana özgü hiçbir şey bana yabancı değildir.” diyorlar. Savaşlarla, trajedilerle savrulan, yıkılan evlerinde kendilerini değil, insanlığın mutluluğunu arıyorlar. Kendilerinin değil, insanlığın kurtuluşunu düşlüyorlar.

Böyleyken, kafam, ruhum kervan sandıkları gibi dünyanın derdi tasasıyla tıka basayken altmış yıl daha yaşasam kendimi bulabilir miyim, diye sormayacağım. Yanıtı o delikanlı verdi:

“Belki” .
     40 Kuşağı toplumcularının haylaz delikanlısı Arif Damar da söylemişti:
     “Bir şair, kendinden başka nereye gidebilir ki?”
      Altmış yıldır kendime gidiyorum, kendimi bulmak için.
      Bulabilecek miyim?
      Altmış yıl daha yaşarsam “belki”.

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa