Abdülhamit, pirana ve bazı şeyler...


22 Şubat 2018 04:15

Sabah lokantadayım. Ezo gelinin dumanı tütüyor. Bay E’nin de dumanı üstünde bir kanalda bağırıyor: “Bugün yarın, yarından tezi yok, Afrin’e, Mümbiç’e gireceğiz.” O ünlü, “İnlerine gireceğiz!” tiratlarından biri. “Gidin Afrin’e, Osmanlı tokadının nasıl atıldığını görürsünüz.” diyor Bay Y. Onlar konuştukça ölüm, gençlerimizi susturuyor. Ölüm haberleri geliyor Afrin’den, Çukurca’dan, Kilis’ten, Reyhanlı’dan... Oraya füze düştü, buraya roket atıldı, diye sıralıyor sunucu. Yaralı çocuklar, dövünen, uğunan kadınlar... Dağılmış evler, dizi dizi cenazeler ve boş nutuklar...

Haberler sürüyor: “Sultan Abdülhamit, ölümünüm yüzüncü yılında anılıyor. Abdülhamit Han’ın türbesi yenilendi.” Sürdürüyor sunucu: “Türkiye’ye...” Dili sürçüyor, düzeltiyor sonra. “Osmanlıya büyük hizmetleri geçen Abdülhamit’e yurt dışından ve yurt içinden ziyaretçi akını sürüyor.”

İkinci haber, Doğu Ekspresi’nin Ankara’dan Erzincan’a yolculuğu. Ankara’dan Erzincan’a varan treni mehter takımı karşılamış. Davul, kös, zurna, nakkare...Beyaz camda
Ceddin deden neslin baban 
Hep kahraman Türk milleti 
Orduları pek çok zaman 
Vermiştiler dünyaya şan 

Türk milleti Türk milleti 
Aşk ile sev milliyeti 
Kahret vatan düşmanını 
Çeksin o melun zilleti.”
Erzincan yolculuğu değil de istiklal harbi sanki! Yolcuların ağzı kulaklarında, öz çekim peşindeler. Belediye erkanı, yolcuları lavaş ve Erzincan tulumuyla karşılamış.

Sonraki haber daha eğlenceli. Erzurum’da bir pirana, yirmi yedi yaşına basmış. Balığa doğum günü düzenliyor ailesi. Elti, görümce, dayı enişte de orada. Balığı satan akvaryumcu konuşuyor: “Dadaş adını verdik balığa. Dadaş pirananın hizmetlerinden çok memnunuz.” Balık değil, sosyal hizmetler müdürü sanki. Hizmetlerinin ne olduğunu söylemiyor ama anlaşılıyor ki epey küçük balığın canına okumuş. Pirana, en vahşi balıklardan sayılır. Yurdum insanı tuhaf ve matrak.

Geçen hafta da böyle ironik bir habere takılmıştı millet. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Mehmet Arslan, Bilgi Teknolojileri Kurumunun düzenlediği Güvenli İnternet Günleri programında internet yayınlarına sansürü savunurken “Yavaş konuş, ne diyorsun, anlamıyorum.” diye kendisine efelenen Robot Sanbot’u da sansürleyip “Atın şu densizi” diyerek kapının önüne koydurmuştu. Birkaç gün sonra da densiz Sanbot, bay bakandan özür dilemiş ve olay tatlıya bağlanmıştı.

Robotu bile “OHAL ayarı”yla dize getiriyoruz. İşte, ülkede düşünce özgürlüğünün geldiği yer diyeceksiniz ama öyle değil. Robotlaştırılan bir toplumun düşünce özgürlüğü olur mu?  Güler misin, ağlar mısın?

Ağlanacak halimize gülüyoruz artık. Kantarın topuzu iyice kaçtı çünkü. Robotu bile susturan bir baskının ülkenin başına ördüğü çorapları düşünün. Bunun için de Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPI), Bay E’ye”en alıngan lider” ve “terörle mücadele kanunlarını basına karşı en sert kullanan lider” ödülleri verdi. Şan olsun!

Batı’daki şöhretimiz de bu işte Konyalı bilim adamları da işi abartıp erik dalı oynayan, mangal yakan, çay demleyen “milli ve yerli” bir robot yapmışlar. Daha neler demeyin. Türk işi demokraside robota “baskı”, toplumsal yaşamda “göbek havası.” Robotları bile benzettik kendimize. Oysa işleri onlara bıraksak “yanlışlıklar komedyası”ndan kurtaracağız ülkeyi.

Şu haber de bunu söylüyor. Geçen yıl öldürülen Lise Öğrencisi Helin Palandöken’in duruşmasına “yanlış sanık” getirilmiş. Durum “kimlik tespiti”nde ortaya çıkmış. İşin güzel yanı, ha Ali ha Veli deyip garibim yanlış sanığa faturayı kesmemişler. Sanık, “Benim böyle bir dosyam yok.” diyerek sıyırmış paçayı. Adli hukuk da siyasi hukuktan farklı değil. Sistem “pardon” üzerine oturmuş. Yanlışlıkla yargılan, yanlışlıkla yat yat çık! Gazetecilere ezel ebed müebbet, hırsızlara şeker şerbet!

Bingöl Genç’te aracının ön camına  ”yeşil, sarı, kırmızı boncuk kuşlar” astığı için “Terör örgütü propagandası yapma” suçundan yargılanan Kürt Kadri beraat etmiş. Boncuk maketleri bile yargılayan bir düzen ya da öküz altında buzağı arayan bir hukuk... Evlere şenlik! 
Son iki haber de bir iki gün önce düştü gazetelere. Olay mahalli, Kadıköy- Sabiha Gökçen otobüsü. Bir yolcu, yanındaki yolcunun cep telefonu iletilerini okuyarak polisi arıyor. Polis de otobüsü Pendik’te durduruyor. Arama tarama derken yolcu telefonuyla beraber kodeste. Olay mahalli, Keçiören-Kızılay otobüsü... Yolcu, yol arkadaşıyla sohbet ediyor. Muhbir vatandaş, yanındaki yolcuyu gammazlıyor. Yolcu, “cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle gözaltında.

Hukuk devleti miyiz, polis devleti mi? Bazı sorular, daha sorulur sorulmaz anlamsızlaşabiliyor. Memleketin hali ahvali de akşam haberlerinde saklı. Derin tahlillere, stratejik yorumlara gerek yok!

Ülkenin çivileri çıkmış, birileri hâlâ ölü eşek nallıyor.

www.evrensel.net