‘Kardeş’ Enver Ercan kuşlarla...


25 Ocak 2018 04:51

“Ağabeyi Cemal Süreya, ‘Her ölüm erken ölümdür.’ demişti 59 yaşında. Kardeş Enver Ercan da önce “Eksik Yaşam” dedi ilk kitabında. Sonra da “Sürçüyor Zaman”, “Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman”, “Türkçenin Dudaklarısın Sen” dedi ve sonsuzluğa gitti 59 yaşını bitirdiği günün sabahında. Doğum günün kutlu olsun sevgili başkanımız. Seni yıllarca evin bildiğin (2005-2011) sendikana verdiğin emekle,  yeni şiirimizin belleğini tazelemek için verdiğin uğraşla, bıçkın, arı duru şiirlerinle hep anımsayacağız.
       ”Üstün başın boydan boya gökyüzü
       Çocukların ellerine bulaşsın dursun
       Nasıl olsa
       Hâlâ güzel masallara inanıyorsun”
diyordun “Gece” şiirinde. “Eksik Yaşam” dedin “Üstü kalsın” diyen ustan, ağabeyin Süreya gibi. Ama o gökyüzü  “eksik” olmayacak üstünden ve çocuklar tutacak ellerinden sözcüklerinin.. “Sonsuzlukla ve sözcüklerle uyu sevgili şair başkan!” Böyle duyurmuş Türkiye Yazarlar Sendikası, başkanlarının bu yeryüzünden ayrılışını. Şaire, şiire yaraşır bir duyuru... Bir ölüm günü duyurusundan çok, bir doğum günü kutlaması... Eski başkanlarından Oktay Akbal’ın bir kitabına ad olan “Şairlere Ölüm Yok”, demek gibi bir şey işte! Şairlere ölüm yok mu gerçekten? Cemal Süreya da sormuş bu soruyu: “Biz ölünce düşüncelerimiz de bizimle mi gömülüyor?” Öyle değil kuşkusuz. Düşünceler ölür mü? Ölürse ten ölürmüş, canlar ölesi değil... Düşler, düşünceler, imgeler, imgelemler... Şairle karışmaz toprağa. Başka bir şair alır sürdürür onları. Kendi şiirinin nirengisi, çilingiri kılar. Şair, başka şairde yaşamaya başlar. Cemal Süreya’nın Enver Ercan’da yaşaması gibi.

Hınzır, bıçkın, ironik, lirik, bir şiirdir Ercan’ın şiiri. Kendi kendine sessiz sedasız akan, ırmaklara, çağlayanlara efelenmeyen bir dere gibi ışıl ışıl... İçtenlikli, abartısız... Şiirin, sokağın dilinden uzak olmadığını, şiiri yazan dille yemek tarifini yapan dilin aynı dil olduğunu söyleyen afrasız tafrasız bir şiir... Kimi şairlerin bütün şiir ömürlerinde varmak istedikleri yeri ilk kitabı “Eksik Yaşam”la bulmuştu şair. Neresiydi o yer? Şair fiyakasından kurtulmuş, yalın, doğrudan bir dil...  Çarşıda bir fabrika dönüşü rastladığınız komşunuzla konuşur gibi kendiliğinden. Suçüstü yakalanmamış sözcüklerle yazılmış bir şiir. Gizlisiz saklısız eda... Şairin, şiirin artık bu dile gereksinimi var. Okurun beynini bulandıran, ruhunu daraltan şiirden, şairden çok çekti şiirimiz.

İncelik şairi, içtenlikse şiiri yapar. Böyleydi Ercan’ın şiiri. Şiirinin yüzü kendi yüzüne benziyordu. Şiirde kişilik önemlidir. Ustası Süreya’nın “Şairin hayatı şiire dahil.” sözünü şiir ömrünün tek ilkesi kılmıştı. Oyundan, oyunbazlıktan uzak, doğası gibi tenha bir kalabalıktı. Şairin trajedisi olmalı, diyordu. Süreya’yı anımsatmak içindi belki de bu sözü. Onun Dersim sürgünlüğünü, gökyüzüsüz çocukluğunu... Sürgünlüğü, gökyüzüsüz çocukluğu konuşmadık ama ona katıldığımı söylemiştim.

Şiir, bir bellek eğitme yöntemidir, denir. Ercan, şiir için kendi belleğini eğitirken yeni şiirin de belleğini yeniledi. Garip Şiiri’nden, 40 Kuşağı Toplumcularından II. Yeni’ye, II. Yeni Şiiri’nden bugünün şiirine gürül gürül bir bellek. Şiirin köşe taşı şairlerle kurduğu yakınlık, onlarla dolu dolu söyleşileri bir şiir belleği bıraktı şiirimize. Genç şairlerle kurduğu yakınlık da bu eğitimin parçasıydı. Cemal Süreya’dan almıştı bu şiir görgüsünü de. Dergiciliğin kanına ustasından bulaşması gibi. En fazla dergi çıkaran şairlerden sayılırdı Süreya. Bunun için de “Bir dergi gibidir benim hayatım, bu yüzden ölmem batarım.” demişti. Kardeşi Enver de dergi mutfaklarında çalıştı, dergiler çıkardı, dergiler batırdı:  Yeni Düşün, Eşik Cini, Siyahi, Sıcak Nal, Yasakmeyve... Ve Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık dergisi...

Şairin dergilere emekleri gibi, sendikası TYS’ye verdiği emekler de unutulamaz. Hem yönettiği dergilerde hem sendikasında şair vicdanını bir gömlek gibi taşıdı ruhunda. Yazınsal, kültürel eylemliliği; siyasal, toplumsal olaylara karşı duyarlılığından uzağa düşmedi. Şiirindeki içtenliği, ülkenin yangınlarına karşı savaşımında da yansıttı.

Az şiir yazması, şiir kuyumculuğuyla ve kendi şiirinden çok, kardeşi şairlerin şiirlerine emek vermesiyle ilişkiliydi kuşkusuz. Bir şairde olması gereken alçak gönüllülüğü, cömertliği bu tavrında somutladı. Şiirin paylaşmak işi olduğunu dergiciliğinde ve yaşamında gördü, gösterdi. Yaşamı böyle gören bir şair, bu yeryüzünden ayrıldığında düşünceleri nereye gider, diye sormayacağım. Enver Ercan’ı yeniden okuyun, o düşlerin ruhlarınıza, düşüncelerin aklınıza ne denli yakın olduğunu göreceksiniz. Cemal Süreya, “Kehanet 1985” şiirinde,“lokman şair senin hayatın/ yedi kırlangıcın hayatı kadar/ altısını ardı ardına yaşadın/ bir kırlangıcın daha var” demiş ve yedi kırlangıç ömrü biçmişti ömrüne. Kırlangıçlar, dokuz yıl yaşarmış. Şair, “Türkçe bilenin işi rast gider.” diyerek 59 yaşından dokuz gün aldı, 1990 Ocak’ında son kırlangıcını yaşamadan kırlangıçlara karıştı.  Kardeş Enver de “Türkçenin Dudaklarısın Sen” diyerek.60’ından bir gün aldı, üç gün önce Cemal ağabeyine uçtu  Kardeş üç yıl, ağabey dört yıl alacaklı şiirden. Ama “üstü kalsın” dediler ve gittiler. Önce ne demişti “Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman” şiirinde Enver Ercan: 
       “bir yüzük verdi bana
       hoşça kal sözcüğünden
       yakarken ardındaki bütün harfleri”

  Hoşça kal şair başkan, yolun açık olsun! Ardında bıraktığın harfler seni unutmayacak.


 

www.evrensel.net