Taşerona karşı mücadeleden OHAL'e karşı mücadeleye!


26 Aralık 2017 05:00

Çalışma Bakanlığı ve Hükümetin, taşeron düzenlemesiyle; “Çalışma Bakanlığında yapılıyor” dedikleri düzenleme konusunda ağızlarını açmamaları, taşeron işçisine bir tezgah kurulduğunun kuvvetli işaretiydi.

Bu konuda gazetemizde uyarılar yapıldı.

Nihayet pazar günü sabaha karşı yayımlanan 696 sayılı KHK ile taşeron işçilerin beklediği “kadro verme”nin ne menem bir “kadro düzenlemesi” olduğu ortaya çıktı.

696 sayılı KHK ile yapılan düzenleme ile aslında kimseye kadro verilmedi; ama taşeron işçisinin “kadrolu olmak” için hangi engelleri aşması gerektiği belirlendi. 

“Kadro verildi, verilecek” denilen kamuda çalışan 450 bin taşeron işçinin kadrolu olabilmesi için;

-    Kadroya alınacak işçinin, “eğitim durumu” dışında “memur olma”nın şartlarını taşıması,

-    İşçiye kadro verecek kurumun açacağı “yazılı sınav” ve “mülakatı” geçmesi, verilecek kadronun gerektirdiği “uygulama sınavı”nı başarması,

-    Bu sınavları kazanan işçinin güvenlik soruşturmasından da “temiz çıkması”,

-    Kadroya geçebilmesi için işçinin mahkeme kararı ile elde ettikleri de dahil bütün haklarından vazgeçerek, ilk işe giriyor gibi kadrolu olmayı kabul etmesi,

-    Kadrolu işçilerin haklarını geçmişe yönelik talep etmeyeceklerine dair de yazılı beyan vermesi gerekiyor. 

Kısacası kamuda çalışan taşeron işçiler, eğer önüne konan engelleri aşabilirse “kadrolu işçi” olabilecek!

Bunlar 696 sayılı KHK’nin, kendilerine “Hadi yine kadrolu oluyorsunuz” dediği “şanslı” taşeron işçileri!

Belediyelerde çalışan 400 bin taşeron işçisi ise, belediyelerin kuracağı BİT’lerde çalışacaklar. Yani “taşeron işçi” yerine artık “BİT işçisi” denecek!

BİT işçiliği için hangi başka koşullar getirilecek bunu da zamanla göreceğiz.

Dahası, KİT’lerde ve “özel sermayeli kuruluşlar” denilen TRT, AA, TMSF gibi 56 kurumda çalışan taşeron işçiler de 696 sayılı KHK’nin kapsamı dışında bırakıldı. 

Elbette özel sektörde çalışan yüz binlerce taşeron işçisi de KHK’nin kapsamı dışında bırakıldı.

Ayrıca taşeron sorununun, sanki 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantılıymış gibi KHK ile “çözülmesi”, apaçık ki kadroya alınacak ya da alınmayacak işçilerin mahkemeler ve Anayasa Mahkemesi ile haklarını aramalarının önünü kesme amaçlıdır.

Yani bir ülke, bir hükümet düşünün ki, “Vatandaşları haklarını mahkeme yolu ile arayamasın” diye OHAL’i kullanarak, üstelik de OHAL Yasası’na bile aykırı olarak, haklarını arayamaz duruma getiriyor. 

Yani sözün bittiği yerdir bu! 

Bu da işçiye haklarını korumak (savunmak) için tek yol bırakıyor; aralarında her tür ayrımı bir yana bırakarak mücadele etmek!

Ve bu durumda işçilerin Türk-İş ve Hak-İş’ten pek bir şey beklememesi de gerekiyor. 

Çünkü şu açıkça görülüyor ki, taşeron sorununu düzenleyen KHK’nin hazırlanmasında Türk-İş ve Hak-İş’e bağlı sendikaların yöneticilerinin de bilgisi ve ilgisi vardır. Eğer bu sendikacılardan “Benim haberim olmadı; ben bu düzenlemelere karşıyım” diyen varsa da “işte meydan”, çıkıp; işçilerin önüne düşerek mücadeleye girmelidirler.

Çünkü, çeyrek yüzyıldır taşeron işçiliğe karşı mücadele eden işçiler ve sendikacılar, bu mücadeleyi yeni koşullarda, taleplerini de yenileyerek sürdürmek durumundadır. 

Kısacası AKP Hükümetinin taşeron işçilere yıllardır “Size kadro vereceğiz” diyerek oyun oynadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bugüne kadar; “Taşeron işçilere koşulsuz kadro verilsin” denilerek sürdürülen mücadele bugün artık, “OHAL’in kaldırılması ve ülkenin KHK ile yönetilmesi”ne karşı bir mücadele ile birleşerek ilerlemek zorundadır. Aksi halde OHAL’in gerçekte işçilerin haklarına karşı da bir saldırı olduğu gerçeği gözlerden saklanarak atılacak bir adım yoktur. Hele de taşeron düzenlemesi bile KHK ile düzenlendikten sonra!

www.evrensel.net