14 Aralık 2017 04:51

Uyanın, kötüdür çünkü tarih! 

Paylaş

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Paris’ten, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın Ankara’dan sesleniyor.

Önce Netanyahu’yu dinleyelim:

“Kendi ülkesinde Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri tutuklayan, İran’a dönük yaptırımların çevresinden dolanan ve masum insanları öldüren Gazzeli teröristlere destek veren bir liderden ahlak dersi almam.”

Lideri tanıdınız, zehir zemberek sözler...

Ben söylesem, soluğu Çağlayan’da savcı beyin odasında alırdım.

Sütten ağzım yandı, yoğurdu üfleyerek yiyorum.

Davayla, dosyayla harcanacak zamanım da yok.

Bir köşe yazarı sadece elçidir, elçiye de zeval olmaz, derler.

Elçiye zeval olmaz da Büyükelçi Kalın’ın Netanyahu için sözleri de yenilir yutulur gibi değil.

Yalan da değil.

Ne diyor Bay Kalın?

 “Açıklamalarını en sert biçimde kınıyoruz. Binlerce masum Filistinliyi katleden, Filistinlilerin topraklarını açık hava hapishanesine dönüştüren bir zihniyetin suçluluk duygusunu bastırmak için ortaya attığı iddia ve suçlamaları ciddiye almak mümkün değildir.”

Kim doğru söylüyor?

Kalın mı, Netanyahu mu?

Kudüs karasularında yapılan bu kayıkçı kavgasının kazananı olmayacak.

Suçlamalar ağır.

Başbakan’ın da Büyükelçi’nin de bir bildiği vardır ama bu dövüşte bana söz düşmez.

Devletler Hukuku ne der, yarım hukuk bilgim de buna yetmez.

Sözcüsü böyle derken Cumhurbaşkanı da “Lozan’ı güncellemek lazım” ayarıyla Lozan’ı ısıtıp masaya getirirken Atina’da hukuka yeni bir alan açıyor.

Açıyor da Yunanistan Cumhurbaşkanı Hukuk Profesörü Bay Prokopis Pavlopulos yeni bir şey öğreniyor ama yanıtı Bay E.’yi pek mutlu etmiyor:

“Hem hukuk profesörü hem devlet adamı olarak, bir anlaşmanın veya hukuk ilkelerinin güncelleşmesi, reforumu mümkün değildir.”

Bay E., altta kalır mı?

Alıyor sözü:

“Bunu cevapsız bırakmak da kendime saygısızlık olur. Ben hukuk profesörü değilim ama siyasi hukuku iyi bilirim. Siyaset adamıyım. Siyaset hukukunda belki hukukta da yoktur. Bazı gerçekleri ben de açık ve net ortaya koyacağım” diye yeni bir “van minüts” çekiyor.  

Siyaset hukuku!

Bay E., her durumda hukuku siyasete uydurduğu için “siyaset hukuku”nun da litaratürde takla atması pek yabancı gelmiyor bize.

“Düşman çoğaltmak” denir hukuk sosyolojisinde de bu duruma.

Doğu’da Binyamin Netanyahu, Hafız Esad; Batı’da Aleksis Çipras, Donald Trump...

Vay başımıza geleceklere...

Düşmanlık üzerine kurulan iç ve dış politikanın ülkenin başına ne çoraplar öreceğini düşünün artık.

Partili Cumhurbaşkanı, uçaktan iner inmez, ayağının tozuyla  partisinin Sivas 6. Olağan Kongresi'nde esip gürlüyor yeniden.  

Batı Şeria'da El-Halil’de çekilen bir fotoğrafı göstererek, “14 yaşındaki çocuğu gözleri bağlı olarak bu teröristler bakın ne halde sürüklüyor. Bu ne vicdansızlıktır, bu ne kahpeliktir!"

İsrail’den sonra yüzünü asıl suçluya, “Yeni Dünya pehlivanı”na dönüyor:

“ABD Başkanı Trump'ın aldığı Kudüs kararı, Türkiye açısından yok hükmündedir. İsrail bir terör devletidir. Kudüs, bizim gözümüzün nurudur. Çocuk katili bir ülkenin insafına terk etmeyeceğiz. İşgal ve yağmadan başka hiçbir değeri olmayan bir devletin insafına da bırakmayacağız."

Kudüs, Gazze ve Filistinli ölü çocuklar...

Filistinli o ölü güvercinlerden söz ediyor Bay E.

Roboski ve Sur düşüyor aklıma!

Roboski’de, Kızıltepe’de, Cizre’de, Sur’da kurşunla, bombayla öldürülen çocuklar...

Ceylan, Uğur, Enes, Muhammet, Furkan, Cemile...

Ve buzdolabında saklanan bebeler...

Ve dünyanın neresinde, hangi ülkesinde olursa olsun, Ece Ayhan’ın “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinde andığı

“Devlet dersinde öldürülen yeryüzü çocukları”nı düşünüyorum.

 “Buraya bakın, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür.”
dedikten sonra ne söylemişti şair?
 “Toplum gülen bir sözcüktür, devlet çatık kaşlı! Yalın bir söze, çözüme izin verilmiyor. Ne yapalım ki tarih ölümlerle yürüyor.”

Liderler bağırıp kükredikçe, yalın bir söze, çözüme kapı açmadıkça çatık kaşlı devletler toplumları kara, kanlı tarihin cellatlarına bırakacaklar.

Ve tarih ölümlerle yürüyecek Ortadoğu’da da.

Akan kan durmayacak ve Gazze’de daha çok çocuk ölecek.

Bunun için 98’de “Yazılıkaya” şiirimin “Tarih” bölümünde,
“Herkes ölür Mezopotamya toprağında
İdil’de ya da Az Zibar’da. Çarşıları dolaşır kan
sevişir şaşkın bir ustalıkla, soru sorar, yemek yer
gezinir zeytin bahçelerini.
Nedir ey, bir eşitlik değise ilikle damar,
uyanın irkitir sizi düşler, uyanın kötüdür çünkü tarih.
” demiştim ben de Sivil Şair Ece Ayhan gibi tarihe bakarken.  
 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa