Yine aynı oyunu mu seyredeceğiz, yoksa...


25 Kasım 2017 04:54

Halleri, pazarları dolaşan muhabirler, haber başlığı olarak “Pazarlar yangın yeri”, “Fiyatlar el yakıyor” gibi “klişe”, ama gerçeği yansıtan ifadeleri seçiyorlar. Çünkü daha yaz meyve ve sebzelerinin bile mevsimi geçmeden sebze meyve fiyatları ile emekçilerin en çok tükettiği gıdaların fiyatları haftadan haftaya artıyor. Bu artışlar bir haftada yüzde 20-30’lara varabiliyor. Gıda maddelerindeki artışlar ise enflasyonu katlayacak düzeyde: Yıllık artışlar, yüzde 20, 30...100’e kadar varıyor! 

Ekmek fiyatı bile, bakanlık düzeyinde “Ekmeğe zam yok” denmesine karşın, gramaj oyunlarıyla yüzde 20 zamlanmış bulunuyor.

Ulaşımdan ete, ekmeğe, peynire, zeytine, giysiden kırtasiyeye, iğneden ipliğe her şey zamlanıyor. Dolar 4 TL’ye avro ise 4.70 TL’ye dayandı. Merkez Bankasının müdahalelerinin etkisi ancak birkaç saat sürüyor.

Benzin ve mazot fiyatları haftada birkaç kez zamlanıyor. Benzin 5.70’lere dayanırken mazot fiyatları da çoktan 5 TL’yi aşmış bulunuyor.

Enflasyon 2009’dan beri en yüksek seviyede, faizler ise Cumhurbaşkanı faiz lobisine atıp tuttukça, sanki ona inat yükseliyor. Şimdi geldiği yer yüzde 16!

Ekonomiden sorumlu bakanlara, Başbakan ve Cumhurbaşkanına bakarsanız Türkiye, “Dünyanın en hızlı büyüyen üçüncü ülkesi”, yakında da birinci sıraya yükselecek! Yani Hükümet mucizeler yaratıyormuş! Ki, ekonomi büyüdükçe işçiler, emekçiler küçülüyor, yoksullaşıyor!

Ve önümüzdeki ay, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanıp, aralık sonuna kadar 2018’de geçerli olacak asgari ücreti belirleyecek.

Klasik söylemdir ama önemli bir gerçek olduğu için tekrarlayalım: “Asgari ücret Türkiye’deki en büyük sözleşmedir!”

Çünkü asgari ücret sözleşmesi, doğrudan ya da dolaylı olarak 13 milyon işçiyi etkileyen bir sözleşmedir.

Bu yüzden de bütün sendikaları doğrudan ilgilendirmektedir. 

Asgari Ücret Tespit Komisyonu; 5 işçi temsilcisi (En büyük konfederasyon olarak Türk-İş’in belirlediği), 5 patronların sendika konfederasyonu TİSK’in belirlediği, 5 de Hükümet tarafından belirlenen (tarafsız denilen), toplam 15 üyeden oluşmaktadır. Her yıl, Hükümet temsilcisi üyeler, patron temsilcileriyle birlikte davrandığı için; bütün geçmiş yıllarda asgari ücret patronların istediği düzeyde belirlenmiştir. Yani her aralık ayının başında Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanmakta, uzun uzun tartışmaktadır ama sonuçta, “Patronlar ne diyorsa o”, “İşte bu yılın asgari ücreti budur” denilip belirlenen rakam, karşımıza asgari ücret olarak konmaktadır.

Yani yasalar böyle gerektirdiği için bir komisyon kurulmakta, tartışmalar yaptırılmakta, sonu önceden belli olan bir oyun sahnelenmektedir.

Eğer işçiler ve sendikalar kendi tarzlarında girişimlerle ağırlıklarını koyarak, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun kapısına dayanmadıkça da bu oyunun bu yıl da, sonraki yıllarda da oynanacağından şüphe duyulmamalıdır.

Ama ne var ki; aralık ayına bir haftadan az zaman kalmış olmasına karşın, konfederasyonlardan ve bağlı sendikalardan bir ses yoktur.

İşçiler, sendikaları, ne kadar bir asgari ücret istiyor; isteklerini kabul ettirmek için ne yapmayı planlıyorlar, eğer sonuçta komisyon yine patronların dediğine imza atarsa, ne yapacaklar; bu konularda bir çalışmanın olduğuna dair bir belirti yoktur. Bunu sadece biz değil Hükümet ve patronlar da gördüğü için onlar da, oynaya oynaya iyice ezberledikleri oyunu yeniden oynamaya hazırlanmaktadır. 

Bunu tek değiştirecek olan da işçilerin ve sendikaların gidişata müdahale ederek kendi taleplerini elde etmek için gereğini yapan bir mücadele hattına girmeleridir. Ama bu konuda da ne işyerlerinde ne de kamuoyunda bir girişimin yapıldığı görülmedi.

Öte yandan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, asgari ücretin 2018’de 2 bin TL olmasını isteyerek, “Asgari ücretin miktarı ne olsun?” tartışmasını açtı. Ama sendika konfederasyonlarından herhangi bir ses çıkmış değil. 

Peki konfederasyonlar asgari ücret için harekete geçmek için neyi bekliyor?

Bu sessizlik sürerse, “asgari ücret” tartışması, konfederasyonlar ve sendikaların yöneticilerinin “Asgari olarak sendikacı sayılıp sayılmayacakları” tartışmasına dönüşeceğe benzemektedir.

www.evrensel.net