İş güvenliğinin tek güvencesi de işçilerin kendisi


17 Ekim 2017 04:15

11 Ekim günü, TÜPRAŞ Aliağa Rafinerisinde bakım çalışması yapılan tankta meydana gelen patlamada 4 taşeron işçi hayatını kaybetti, 2 işçi ise yaralandı.

Türkiye, bir iş cinayetleri ülkesi! Günde ortalama 5 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor. Bu yılın ilk dokuz ayında hayatını kaybeden işçi sayısı 1496’yı buldu! Ama yetkililer sadece üretimin arttığından, işletmelerin kâr rekoru kırdığından söz ediyorlar. Ama bunun, işçinin sadece teri değil kanı pahasına da gerçekleştirildiğini söylemiyorlar.

TÜPRAŞ Türkiye’nin en büyük ve en “modern” tesisi. Üretim ve kâr rekorları kırıyor!

Ancak bu en büyük, en çok kâr eden ve en “modern” tesiste işçilere iş güvenliğinin gerektirdiği alet edevatın bile verilmediği anlaşılıyor.
Aslında iş cinayetlerinin hikayesi, “kopyala-yapıştır” denecek kadar birbirine benziyor. Taşeronlaştırma, daha ucuza mal etmek için iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması... Ve tabii örgütsüz işçinin; bütün vahşi çalışma koşullarını görmesine karşın itiraz edememesi!..

Böylece, günde ortalama beş işçinin hayatını kaybettiği cinayetlerin başlıca sorumlusu, patronlar ve iş güvenliği önlemlerini uygulanıp uygulanmadığını denetlemekle sorumlu olan ama bütün mesaisini patronların daha çok kâr etmesine ayırmış olan Hükümettir! Ama, burada sendikaların sorumluluğu da hükümetlerden daha az değildir. Örneğin TÜPRAŞ’ta Petrol-İş, “Taşeron işçiler bizim üyemiz değil” diye sorumluluğu üstünden atamaz. (Petrol-İş Aliağa Şubesi iş cinayeti sonrası girişimler yapmıştır ama daha önce gerekli denetimlerin sorumluluğunu almadığı anlaşılıyor.) Tıpkı, kadrolu işçilerin “Ölen işçiler bizim üyemiz değil; onların çalışma koşulları bizi ilgilendirmez” diyerek, cinayete arkalarını dönemeyecekleri gibi! Çünkü bir işçi sendikası olarak işyerindeki bütün işçilerin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’na göre çalıştırılıp çalıştırılmadığını denetleyebilir ve gerekli önlemlerin alınması girişimleri yapabilir. Sendikaların bunu yapmaması, “üye sendikacılığı”na alışmış olmalarıdır.

Dahası konfederasyonlar ve bağlı sendikalar, ülkeyi sarsan bir cinayete dönüştüğünde bazı açıklamalar yapıp, “Uygulanmayan önlemler” ve “Hükümetin denetimsizliği”nden yakınmaktadırlar; ama sadece bu kadar!

Oysa; Soma’da 301 işçinin hayatını kaybetmesiyle yaşanan Türkiye’nin en büyük işçi katliamının yarattığı infialin arkasından çıkarılan, bugünküne göre daha iyi hale getiren “İş Güvenliği İşçi Sağlığı Yasası”nın uygulamaya sokulmasını AKP-Erdoğan Hükümeti, önce bir yıl ertelemişti; geçtiğimiz temmuz ayında 2020’nin 1 Temmuz’una kadar bir kez daha erteledi. Ama bu erteleme için sendikalardan bir tepki bile gelmedi!

Dahası sendikalar TİS’lerde işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin maddeleri, pek de önemsemeden geçiriyorlar. 

Oysa iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri, işçinin bir “makine” olarak kabul edilmesinden çıkarak, “insan olduğunun” patron ve hükümetler tarafından kabul edilmesidir. Ve işçi sınıfı tarihinde bunun için çetin mücadeleler verilmiştir. Bu önemli kazanımı günümüz sendikaları ve tabii işçiler de pek önemsemiyorlar. Sadece eğer ölmez de sakat kalırlarsa, böyle bir düzenlemenin olduğunu akıl edebiliyorlar.

Şu çok açıktır ki, sermayedarların işyerlerinde iş güvenliği ve işçi sağlığına dair önlem alması yasal bir zorunluluktur. Bunun için işçilerin sendikalı olması da gerekmez. Bu yüzden de işyerlerinde, işçilerin seçtiği kişilerden oluşan “işçi sağlığı ve iş güvenliği komisyonları”nın oluşturulması son derece önemlidir. Çünkü patronların bu önlemleri, işçiler haklarına sahip çıkıyorsa uygulayacağını, aksi halde herhangi bir patronun, kârdan fedakarlık ederek böyle uygulamalara girmeyeceğini her işçi bilir. Ve elbette ki, işyerlerinde örgütlü sendikaların bu komisyonları kurdurup işletmesi, uygulamaları denetlenmesinde sorumluluk almaları özellikle büyük işletmelerde belirleyici önemdedir.

Ancak;

- Patronların ve hükümetlerinin daha çok kârdan öte bir kaygısının olmadığı,
- Sendika bürokrasisinin işçinin yanında olmadığı, hatta karşı tarafta yer alacağı dikkate alındığında,
- İşçilerle ilgili her mücadelede olduğu gibi iş güvencesinde de tek gerçek güvence işçinin kendisidir; haklarına sahip çıkmak için örgütlenip harekete geçmesindedir. 

Aksi halde, önümüzdeki yıllarda iş cinayetlerine kurban giden işçilerin sayısının daha da artmasını kimse önleyemez.

www.evrensel.net