Devlet, cehennemdir


07 Eylül 2017 04:51

Sözü fazla dolandırmadan söyleyeyim:
“Devlet, cehennemdir.”
Hayatı, insanlara armağan verdiğini söyleyen ve istediğinde de o armağanı onları tutsak ederek geri alan devlet, yeryüzünün her yerinde cehennemdir.
Oysa hayat, ne bir armağan ne bir bağıştır.
Hayat, özgürlük ister. Birilerinin yalanan yaltaklanan küçük köpeği, bir dilim et için paçalara sürtünen uysal kedisi değildir.
Çocukları yurtlarda tecavüzlerle,  gençleri cezaevlerinde işkenceyle, memurları sürgünlerle sindiren, onları koruyamayan her devlet, cehennemdir.
Gücünü korkusundan alır.
Oysa hayatı korkular değil, düşler yönetir. Korkuyla yaşayan insanın özgürlüğünden söz edilemez.
Devlet, özgürlüklerden korktuğu için kendi özgürlüğünün de ayırdında değildir. Korktukça baskılarını çoğaltır, kendi cehennemini yaratır.
Korku,  köleleştirir.
Devlet, bir korku cehennemidir.
Yarattığı cehennemin ateşi, gün gelir kendini de yakar. O cehennemden kurtulamaz. Cehenneme direnenlerin ellerindeyse boyun eğmez bir düş gücü olmalıdır.
“İnandır Onları Düş Kurduğuna” şiirimde söylemiştim yere düşmez bu düş gücünü. Anımsatmak istedim:

 Düş kur, sevgilini götürdüler mi
aşk evinizden bir gece
arama hiçbir iz, hiçbir koku onun olan.

Düş kur, tarlanı çayırını ateşe verdiler mi
bir ıssız kasabada,
bekleme söndürülmesini bir tek otun.

Düş kur, eşsiz savaşlarla yıkıldı mı
kentin, köprün, bucağın
sorma kimindir bu acımasız istek.

 Düş kur, kardeşini öldürdüler mi
bir sokakta kurşunla ya da iğneyle,
düşünme havaların kötülüğünü.

Düş kur, kemiklerin un ufak ezildi mi
bir değirmene benzeyen çarmıhta
isteme kol kanat gersin bir iyi yürek.

Sorarlar sana ne yaptığını
suskun ve gülümseyerek kendi kendine,
bir taş gibi kımılda o zaman sadece,
inandır onları düş kurduğuna. 

Düş görmeyi sürdürmeliyiz, düşlerimiz o ateşten daha güçlüdür.
O düşlerin serinliği soğutabilir o derin magmayı.
Tek gerçek, düşlerimizdir. Ona inanmalıyız.
Onların korkuları da bu.
Korkularını eritmek için dini kıssaları, ayetleri, hadisleri yalanlarının dayanağı kılıyorlar. .
Korktukları için daha çok yalan söylüyorlar. Kendilerini de inandırıyorlar kendi yalanlarına.
Devleti yasalarla, bilimle değil; dualarla, hurafelerle yönetiyorlar.
Günahlarından kurtulmak için uydurdukları bu yalanlara inanınca kan, saf kutsallığı da gölgeliyor.
Günahlar, alna sürülen iki damla kanla yunup arınıyor.
Bu inanç, sarıp sarmalıyor ruhlarını. Kurban ve sevap, eş kılınıyor.   
Sırat köprüsünden cennete geçirecek koçun boynuzuna daha sıkı sarılıyorlar. Kendileri kurbanlarla, adaklarla, dualarla cehennemden kurtulurken düşman bildiklerini o cehennemin ateşinde kavurmaktan sakınmıyorlar.
Özgürlüğü kurban eden devlet, yeryüzünün her yerinde cehennemdir.
Vedat Günyol, bir denemeler kitabında sormuştu:
“Devlet , insan mı?”
Devlet, insan değil, cehennemdir ama biliyoruz ki o cehennem soğuyacak.
Gül bahçesine dönen Nemrut’un ateşi gibi.

www.evrensel.net