Ahlak ve vicdan üzerine


27 Temmuz 2017 04:15

Ahlak, vicdanın taşrasıdır.
Vicdan, aklın ve ruhun başkenti...
Ahlak, başkasının aklının ve ruhunun diktiği hazır elbisedir.
Topluma giydirirler onu.
Kimine dar gelir, kimine bol...
Vicdanı herkes kendi diker.
Herkesin vicdanı kendinindir.
Birinin diktiği giysi, başkasına uymaz.
Herkesin elbisesi başka başkadır.
Ahlak, topluma giydirilen deli gömleğidir.
O gömleği, egemen toplumsal davranış oturtur üstümüze.
İktidarlar da gömleğin düğmelerini ilikler.
Bu demirden deli gömleğini çıkarmak isteyenler, ahlaksızlıkla suçlanır.
Oysa asıl olan ahlak değil, vicdandır. Çırılçıplak vicdan.
Ahlak, yasalarla kalıplaştırılabilir ama vicdanı kaba dökecek kalıp yoktur.
O yalnızca vicdanlı insanın kalbinde yatağını bulur.
İyi, gerçek, eşitlikçi insanın kalbinde yurt kurabilir ancak.
Baskıcıların, ceberutların, zorbaların vicdanı yoktur.
Onların ruhlarını ikiyüzlü ahlakları yönetir.
Topluma, düzene, çağa göre değişir bu ikiyüzlü ahlak ve onu yasalaştıran toplumsal dizge.
Antik Yunan’da hırsızlık, fahişelik ahlakla ölçülmezdi de bugün çalma çırpma işi ve yeryüzünün en eski mesleği fahişelik, ahlakın tel örgüleriyle sarılıdır.
Bugün yasalar, suça ve cezaya bağlamıştır hırsızı da fahişeyi de.
Vicdanlı insansa ister o çağda olsun ister bu çağda, başkalarının kümesine dadanmayı ruhuna yük sayar.
El sürmez emeksiz değere.
Bilir ki en soylu değer emektir.
İktidarlar için emek, yalnızca kendi tarlalarına yağan yağmurdur.
Başkalarının tarlasını yeşertmez o yağmur.
Ekinlerini biçmez.
Adaletli değildir.
Emeği bile kendi yasa, tüze ve ahlaklarıyla ekip biçmeyi denerler.
Diyelim bir ülkede baskı yasaları kasıp kavuruyor halkın tarlalarını, o ülkeyi mülkü sanan erk sahibi, tarlayı yeşertenleri, ürüne emek verenleri değil, tarlaları yakanları yüreklendirir.
Bu yasaları sizin için yaptık, der.
Bu olağanüstü durum, siz kasalarınızı doldurun diye sürüyor, der.
Alın teri ayağa kalkmasın, emekçiler haklarını aramasın diye güvenlik güçlerini, yasaları, kararnameleri bir kılıç gibi kullanıyoruz, der.
Ahlak, ev sahibinin ahlakı değil, hırsızın ahlakıdır onlar için.
Vicdan, karışmaz hırsızın işine.
Vicdanın el etek çektiği ülkelerde ölümler gemi azıya alır.
Orada dinlerin “öldürmeyeceksin” buyrukları işe yaramaz.
Herkes birbirinin celladıdır.
Buyruklar, ölüm üzerine işlemeye başlar.
Korunmak istenen insan değil, “kutsal”dır çünkü.
Orada her şey vatan içindir.
Bilmezler ki vatanı yapan insandır.
Tek kutsal, insandır, insanlıktır.
İnsan olmazsa ahlak ve vicdan kimin içindir?
İnsanı ölüme gönderen bir akla kim inanır?
Ölün, der o akıl, ölsünler.
Öğretmen, akademisyen, doktor, işçi, öğrenci...
Kim olursa olsun ölsün.
İktidarın ahlak elbisesini giymeyen kim varsa ölsün.
İçeride, dışarıda ölsünler.
Vicdanı olanın özgürlük düşleri de sonsuzdur.
Ahlak ve din ise özgürlük vermez insana.
Köleleştirir insanlığı, kullaştırır.
Bunun için Giordano Bruno, ta Orta Çağ’da dinin barış için bir umut olmadığını, cahilleri yönetmek için bir araç olduğunu, felsefenin kendilerini eğitebilenlerin uğraşı olduğunu söylüyordu.
Bunun için engizisyon mahkemesi, yakarak ölüme gönderdi Bruno’yu.
Ama o, “Beni ateşe yollarken siz benden daha çok korkuyor olabilirsiniz.” diyordu ölüme giderken.
Engizisyon mahkemesi, bu çağın savcılarıyla, yargıçlarıyla, politikacılarıyla ölüm kararları almayı sürdürüyor.
İş, ekmek, özgürlük diyenleri tutsak kılıyor, ölüme gönderiyor.
Dine bulanmış ahlakları, zulme bağlanmış yasaları, “kutsal düzenleri” böyle söylüyor.
Vicdanları mı?
Vicdanları yok onların.
Vicdanları olanlar haksızlığı, ölümü, öldürmeyi bilmezler.
Tek din, vicdanlarıdır onların.
Bunun için Bruno yaşıyor, onun vicdanı da...
Onu yargılayanları anımsayan var mı?

www.evrensel.net