Suriye ya da Katar


15 Haziran 2017 04:30

Suriye’den, Irak’tan sonra asker Katar’da. Katar katar ölüme gönderiyoruz çocukları. Yeni Yemen ağıtları yazılacak. Osmanlı fetih, cihat kafası öldürüyor oğullarımızı. Duracak gibi de değil.

      Suriye için yazmıştım “Suriye Savaş Tezkeresini Onayan Türkiyeli Meclise Arap Ananın Mektubu” şiirini. Katar için de okuyun şimdi. Bu hafta bu şiir konuğu oldu sayfanın. Şiir alır mı acılarımızı? Almaz ancak merhemdir her sözcük. Umarım iyi gelir yaralarınıza ya da öfkenizi biler bir hançer gibi.

Söylevlerinizden akan kan,
sizin kanınız değil bay bakan
savaş gömlekleri dikiyor
komşu kadın geceleri burada
küçük oğlu geçirsin diye üstüne
babasının kanlı urbasını
kesip biçiyor kaputunu
ve yokluğunu ölü kocanın.

Balçıklardan süzdüğümüz suyla
yıkıyoruz ölülerimizi bay bakan,
o suyla pişiriyor gelinlerimiz

                               lohusa aşını

taşın ve rüzgârın duası
yetmez oldu Arap toprağına
sizin buyruklarınız yeni ayetleri
kutsal kitaplarımızın.

Çocukluğum burada geçti bay bakan,
isterdim geçsin torunlarımınki de
ağırlamak isterdim sizin oğullarınızı,
kızlarınızı bu acılı ülkede
isterdim oynasınlar torunlarım
sizin torunlarınızla Şam’da, Hama’da
şimdi kesik başlarını kutsuyor onların,

                              Allah’ın askerleri,

kopuk düğmeler gibi saçılmış başlarını
ülkemin sokaklarına.
Aynı kapıdan giriyor ölümlerimiz bay bakan,
alınlığında çan ve ezan
yıldızların gölgesinde uyuyan kasabalarımız,

                               benziyor kasabalarınıza

sizin dağlarınızdan doğan yaz güneşi,
geçiyor bizim dağlarımızdan da
neden tapıyorsunuz soğuk kılıca öyleyse,
çöl rüzgârı eğiyor ekinlerimizi

                                    onurlarımız gibi,          

                              kurtlanıyor yaralarımız,
dindirecek bir el yok Araplık ağrısını.

 Salalarımızı okuyacak müezzinleri de

                                  vuruyorlar bay bakan

mezar topraklarımız çakır dikenleriyle doldu,

                                                     ağılı otlarla

başlarını koyacak taş bulamıyor kocalarımız
dinlenmek için mezarlarında,
semirdi çöl sırtlanları,
ölülerimizin kederleriyle emziriyoruz bebelerimizi
yas ve irin akıyor göğüslerimizin tok ırmaklarından,

                                                         uyku ve katran.

Yerden göğe, gökten yere yağıyor
bombalar, çığlıklar burada bay bakan,
topraklarınız da sarsılmıştı onlarla 
Kürt çocukları, sınır kardeşlerimiz
portakal ve kiraz zamanı,
bir ceket gibi geçirmişlerdi sırtlarına ölümü
onların suskunluğu geziniyor şimdi

                                        Ömer’in avlusunda

bizim ölülerimiz gösteriyor
ot bürümüş cennet yolunu kardeşlerine.

 Sizin de cennetiniz Adem’e, Havva’ya
yurt olmuş bu toprak değil mi bay bakan,
biz ki yemedik bir koruğun bile hakkını,
besili develerin değil, karıncaların yüküdür

                                                     yüklerimiz

sizin olsun Hatice’nin kervanları, ipek ve safran
sizin olsun bağışlanan bahçeler, vadiler
sizin olsun Kenan ülkesinin som ışığı
sizin olsun Muhammed’i Hıra’da gizleyen gölge.

Öldürmek için gönderiyorsunuz
çocuklarınızı bay bakan
oysa biz üleşebiliriz tek üzüm tanesini sizinle
gül ve sabır bağıdır çünkü bizim topraklarımız,
taş dermek istemiyoruz ölü oğullarınızla.
dua ve alev bağıdır çünkü bizim topraklarımız,
kül dermek istemiyoruz dul gelinlerinizle
yemin ki size zeytinin ve hurmanın başı için
acı girmeyecek eşiklerinizden içeri,
çocuklarınız kutsal emanetleridir kalplerimizin

                                                   mahşere kadar.

Öldürmeyeceğiz onları,
öldürmeyeceğiz onları.

www.evrensel.net