28 Mayıs 2017 05:00

Etnospor ve Bilal Erdoğan'ın kusurlu temeli

Paylaş

Bilal Erdoğan ve ‘Etnospor’la devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta Etnospor Kültür Festivali’nin fazlasıyla Orta Asya kokan ‘Türkçü’ atmosferine vurgu yapmış ve etkinliğin iktidar cephesinin son dönem ittifaklarıyla paralelliğine değinmiştik.

Bizzat Bilal Erdoğan’ın da dediği gibi ortada bir kültürel hegemonya mücadelesi var ancak bunun ne kadar iddia edildiği gibi ‘emperyalistlere karşı’ olduğu şüpheli. Daha çok ülke içerisindeki farklı kimlikleri boğmak üzere kurgulanmış üstelik evveliyatı 120 yıl öncesine dayanan bir ‘Türkleştirme/Müslümanlaştırma’ projesi gündemde. Bunu festivalin, ‘Anadolu’nun geleneksel kültürü’ derken sadece Türkleri üstelik Anadolu öncesi Türkleri merkezine alan otağ, kımız, Göktürk alfabeli yazılarla bezeli kültürel ögelerinden anlayabiliyoruz.

Gelelim, Erdoğan’ın festival konuşmasında sarf ettiği sözlere.

“Dünya üzerinde Batı uygarlığının ekonomik hakimiyetini izliyoruz. Bu ekonomik hakimiyetin sadece ekonomi sahasında kalmadığını, bütün kültür sahalara yayıldığını görüyoruz. Türkiye olarak, 21. yüzyılda bağımsız, kendi ayakları üstünde duran, kendi istikametini çizen, kendi kaderi için kendi kararlarını veren bir millet olacaksak ki ecdadın mirası böyle olması gerek, Batı’dan ödünç aldığımız kültürel renklerle boyanmamalıyız. Kendi kültürel renklerimizle boyanmalı ve şekillenmeliyiz. ‘Bunlar sadece şekli özellikler’ demeyelim. Eğer bu kadar önemsiz olsaydı, ekonomik batı hegemonyası, kültür sahasına bu denli nüfuz etmek için çalışır mıydı?”

Erdoğan’ın kulağa hoş gelen bu sözlerinin en büyük kusuru temelindeki yanlışlık. “Dünya üzerinde Batı uygarlığının ekonomik hakimiyetini izliyoruz” değil kapitalizmin hakimiyeti altındaki dünyada Batı uygarlığının liderliğini izliyoruz. Meselenin temelinde şu ya da bu uygarlığın karakteristik özellikleri olsaydı ve Batı uygarlığı bu yüzden kapitalizmi ve emperyalizmi hakim kılmış olsaydı, dünyanın geri kalanı buna çok daha kolay karşı koyabilirdi. Erdoğan’ın bu hatalı temeli onu başkaca yanlış sonuçlara da götürüyor.

“Batı, bugün dopingi yenmeye çalışıyor, uluslararası spor kurumlarındaki yolsuzluklarla çalkalanıyor. Kapitalist paradigmadaki bütün ahlaki sıkıntılar, spor endüstrisine de yansımış durumda. Bizim sporlarımızda bunlar olmayacak. Sporlarımızın tarihi böyle değil. Biz, dünyaya yeniden kültürü, adaleti, huzur içinde yaşamayı, sporundan sanatına bütün alanlarda örnek olarak göstermek zorundayız.”

Bugün dopingi yenmeye çalışan sadece Batı değil. Türkiye’nin doping karnesi Avrupa’nın en utanç verici not ortalamalarından birine sahip. Keza spor kurumlarındaki yolsuzlukların da Batı ile sınırlı olmadığı aşikar. Hatta Erdoğan’ın ima ettiği FIFA’daki sıkıntılara baktığımızda kusursuz bir ortaklık görüyoruz. Batılı liderlik, Afrika, Asya ve Latin Amerika başta olmak üzere bölge federasyonlarındaki antidemokratik, boğazına kadar pisliğe batmış ‘tek adam’ları kullanarak FIFA ve IOC üzerindeki hakimiyetini devam ettiriyor.

Erdoğan, “kapitalist paradigmadaki bütün ahlaki sıkıntıların spor endüstrisine yansıdığını” söylerken ilk kez haklı bir cümle kuruyor ancak bu sefer de devamını yanlış getirerek yine temelindeki problemi ortaya seriyor: “Bizim sporlarımızda bunlar olmayacak, sporlarımızın tarihi böyle değil.” Sporların içeriğini belirleyen şey kültürel özelliklerden ziyade yine sınıfsal gerçekliktir. Bilal Erdoğan’ın babasının kendi ifadelerine tezat biçimde dile getirdiği “Sporun özü rekabettir” cümlesi sonrası kaleme aldığım 3 yazılık “Spor, Sınıflı Toplum, ‘Rekabetçi Öz’” serisinde bunu anlatmaya çalışmıştım. Sınıflı toplumun, özellikle de kapitalizm çağının sporu kaçınılmaz olarak rekabetçidir. Rekabetçi olmayan sporları bulmak içinse avcı-toplayıcı toplumlara dönmemiz gerekir.

Bu yüzden yine Bilal Erdoğan’ın sözleriyle “Sporun rakibini ezmek, bitirmek için değil, kendi kişisel fiziki ve ruhsal gelişimi için yapıldığı” aşamaya erişmek kültürel bir mücadeleden çok toplumu temelden dönüştürecek sınıfsal bir mücadeleyi gerektirir. Mesele, hayatın kendisinin “Rakibi ezmek, bitirmek” üzerine kurgulanmış olması meselesi ve evet Erdoğan’ın dediği gibi burada baş sorumlu “kapitalist paradigma.” Ancak o kapitalist paradigmayla mücadele aracı ‘Etnospor Festivali’ ve onun milliyetçi içeriği değil. Bilal Erdoğan’ın kapitalizme karşı mücadeleye gerçekten merakı varsa kendisini Marksizm okumalarına alalım.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa