Tanrılar ve yarı aydınlar


06 Nisan 2017 05:00

Stanislaw Lec’in aforizmalar kitabı “Hayır”dan söz etmiştim bu köşede. “Başkentte köpekler bile mesaiyle havlar.” diyor Lec. Dünyanın tüm başkent düzenleri için bir eleştiridir bu. Her şey emir komutayla yürür oralarda. Mesaiyle güler, mesaiyle güler herkes. Başkent iktidarları komut düğmesine basmayagörsün. O düğmeyle açılır kapanır ağızlar. O düğmeyle yönetilir ülke. Para ve güç o düğmenin altına sıkışmıştır çünkü. Halk o güce tapar, evet dese de hayır dese de başına gelecekleri kendisi değil erk belirler. Bunun için devletin parasını pulunu gücü için ortalığa dökmekten çekinmez iktidarlar. Bir koyup üç almak için halkın duygularını, hayatlarını satın alırlar. Oynarlar onlarla. Adaletlerinin terazisi hilelidir.

Güçle zehirlenmiş iktidarlar, güce tapan yurttaşlarının ruhlarını satın alır, köleleştirir onları. Köleliği, kulluğu yazgısı bilir düşünmeyi unutur halk. Onun yerine düşünen kutsal iktidarları vardır çünkü. Yük sayar bu yüzden düşünmeyi. Aklını, iradesini güce verir kurtulur. Ülkede cumhurbaşkanına, kentinde valisine, köyünde muhtarına, okulunda dekanına, dairesinde müdürüne, şirketinde patronuna, evinde babaya, minibüste şoföre bağışlar iradesini. Sorgulayamaz, işaret ve itiraz parmağını kıpırdatamaz hale gelir. Kendisi için sorulmuş ve o sorulara verilmiş karşılıkların girdabında boğulur. Susar. Kendisi yerine düşünen güç karşısında silikleşir, kişiliksizleşir.

Her yerdedir o tek adamlar. Boyun eğerek yaratırız onları. Kimi tanrıdır, kimi yarı tanrı. Ateş onlardadır, kül kullarda. Tanrılıklarını da tanrıdan alırlar. Erk için, düzen için tanrıları kullanırlar. Tapınakları iş yerleridir. Sadece dua için açarlar avuçlarını. Sıkılı yumruklarıyla tokalaşılmaz onların. Sürekli parmak sallarlar ama salladıkları parmaklarının arkasında gömülmüş dört parmağın kendilerine dönük olduğunu bilmezler. Başkalarını düşünmezler, “ötekiler”in payına düşen uçsuz bucaksız bir zulümdür. Birazcık iyiliğin yönetmeyi zorlaştıracağını bilirler. Baskı bunun içindir, zulüm bunun için. Ruhları kuyu, dilleri prangadır. O prangayı halklarının yüzlerine yüzlerine sallarlar.

Yalan söylerler çünkü yalanın iyi bir yönetim aracı olduğuna inanırlar. Kimsenin o yalanlar karşısında direnip “hayır” demesine katlanamazlar. Sorgusuz sualsiz “evet” desinler diye devletin tüm olanaklarını, kamu kaynaklarını yağma ederler.  Ruhsuz gazeteleri, cızırtılı radyoları, hacıyatmaz televizyon kanalları sabah akşam yalanlarla bezenir.  Onlar da bilirler ki o kağıttan kaplan yıkıldığında kendi saltanatları da yıkılacaktır. O kaplanı biraz daha ayakta tutmak için çabalarlar.

Toplumlarının eski yüzlerini kesip biçip yeni yüzler, yeni maskeler yaparlar. Eski şarkıcıları, eski türkücüleri, eski futbolcuları, eski yazarları vaatlerinin kölesi kılarlar. Onlarsa hep maskeyle dolaşırlar. Yine Lec’in deyişiyle “Maskeyle dolaşırlar çünkü yüzlerini ameliyatla aldırmışlardır.” Yüzsüzdürler. Kimin arabasına binerse onun düdüğünü çalarlar. Ölü evinde kınacı, düğün evinde duacıdırlar. Dönem değişir, onların maskeleri de değişir.   

İktidarların kapılarında  “mesaili ünlüler”, “karanlık aydınlar “dır onlar. Lec’in başkentinde emirle, mesaiyle havlarlar. Kemiklerini, yallarını erk verir. “Evet efendim, sepet efendimciler”dir. “hayır” demeyi bilmezler. “Hayır” derlerse akçelerinin kesileceğini, kuyruklarının kısılacağını, kesileceğini bilirler.

İktidarlar yarı tanrı, onlar yarı aydındır. Can Yücel’in “yarı-aydın yağmuru.” Böyle diyordu Yücel “Bir Siyasinin Şiirleri”nde.

“İkide bir kulak veriyorum yağmura
Gorki’nin ANA’sından kaldırıp kaldırıp başımı...
Bayağı hoşuma da gitmişti ilkin,
İri iri damlalar
Elli mumluk elektriğinde bahçenin
Vurdukça betonların üstüne üstüne,
Işıltılı bir koşuşturmadır oluyordu...
Gine de bi eksiği vardı, ama ne?.
Kokusu yoktu, kokusu!
Toprağı yoktu,
Yaprağı yoktu,
Bi işe yaradığı yoktu!
Mubarek, yarı-karanlık bir hapısâne avlusuna yağan
Tam bir yarı-aydın yağmuruydu.”

Gerçek aydınlar, “Alkazar mapushanesi”ne dönmüş bu ülkenin üstüne yıllardır yarı karanlıkta yağan, “bi’işe yaramayan” bu “yarı-aydın yağmuru”nu tanırlar. Bunun için bu karanlık, kasvetli yağmura, yağmur havasına “hayır” diyecekler. Ülkenin üzeri başka kara bulutlarla örtülmesin diye.

www.evrensel.net