Sabah şerifleriniz “hayır” olsun!


09 Şubat 2017 04:53

Balıkçı tezgahında bir yazı:
“Burada Taze Balık Satılır”
Adamın biri gelir, uzun uzun bakar tabelaya ve satıcıyı uyarır:
“Bu tabelada ‘burada’ sözcüğü fazla, zaten balık burada satılıyor, niye ‘burada’ yazdınız ki?
Doğru, der satıcı ve “burada” sözcüğünü siler.
Az sonra başka bir adam yanaşır.
“Bu tabelada ‘taze’ sözcüğü fazla, bayat balık satmayacaksınız ya!”
Haklısın, der balıkçı ve “taze” sözcüğünü de siler:
“Balık Satılır.”
Az sonra da bir kadın durur tezgahın önünde.
“Bu tabelada ‘satılık’ sözcüğü fazla.” der. “Satmayıp da besliyor musunuz bu ölü balıkları?”
Balıkçı, sen de haklısın, diye mırıldanır ve karalar “satılır” sözcüğünü de.
Derken sokağın köşesinden yıkıla yıkıla bir sarhoş görünür ve tezgahın önünde dikilir. Terslenir balıkçıya:
“Sen niye ‘balık’ yazdın ki tabelaya? Burada balık satıldığı kokusundan yedi mahalle öteden anlaşılıyor zaten”  
Sen de haklısın, der balıkçı ve “balık” sözcüğünü de siler.
Boş, bomboş bir tabela ve tablada ölü balıklar.
Referandum öncesi AKP’nin siyasi tablosu da balıkçı tezgahı gibi.
Balıklar görünüyor ama balıkçı, tabelayla yetinmiyor, bağırdıkça bağırıyor.
Sarhoş haklı, tezgahtaki balıklar, kokusundan anlaşılıyor, satmak için onca yalana yaygaraya ne gerek!
Üstelik balıkçı, sadece tezgahı, tabelayı da kullanmıyor.
Yedi düvel duysun diye gazetelere, televizyonlara ilan da veriyor.
“Burada Taze Balık Satılır.”
Ancak taze olan hiçbir şey yok yıllardır tezgahta.
İktidar, ortalığın koktuğunu anlayınca her seferinde birkaç bayat balığı tezgah altına atıp birkaç diri balıkla süslüyor tablasını.
Halk ise bu ağır kokuyu kırk mahalle öteden duyuyor ama propagandayla alıklaştırılan seçmen, on beş yıldır bayat balıkla zehirleniyor.
AKP canlı ama bayat balıkları her seçimde yediriyor topluma.
Yine bir balıkçı fıkrasıyla bağlayalım sözü:
Seksenlik Madam Anjelik, Balıkçı Recep Reis’e sorar:
“Taze midir bu balıklar?”
“Canlı canlı, hop hop oynuyor baksanıza palamutlar, istavritler, lüferler!” der Reis.
Madam, güler:
“Zoo, ben de canlıyım ama tazeliğim mi kalmış, şu halime bak hele?”
AKP’nin bugünkü durumu budur.
Her seçimde, referandumda bir iki yeni isimle tezgah parlatılmaya çalışılıyor ama artık balıklar taze değil.
Tezgahın kokusu çıktı.
Balıkçı da bunu biliyor. Bayat balıkları satmak için bunca bağırması da bundan. Ancak bu kez bu zehirli anayasa balığını kimse yemeyecek.
Seçmen alık değil.
AKP, bayatlayan kurucularını, eski bakanlarını, başbakanını, dava arkadaşlarını her seçim, referandum öncesi ve yolsuzluklar sonrası tablanın altına attı.
Tablayı ve tabloyu yenileme sırası şimdi halkta.
Kalan kokmuş balıkları da bu oylamayla onlar atacak tablanın altına, tek adam anayasasına hayır diyerek.
Az kaldı.
Ne diyor balıkçı anayasa balığını satarken?
“TEK millet
TEK bayrak
TEK vatan
TEK devlet!”
“TEK adam”ı söylemiyor. OHAL anayasasıyla istediği bu.
“Tek adamlık!”
Reisin derdi, “büyük balık!”
Deniz de benim olacak diyor, balık da...
Ancak halk, bu zokayı yutmayacak.
Ne olağanüstü hal koşullarında, kanun hükmünde kararnamelerin karanlığında ne de darbe baskısında, silahların gölgesinde anayasa yapılabilir. Yapılırsa da onun adı anayasa değil, dikta fermanı olur.
Darbeler tarihi de böyle söylüyor.  
Evren’in “Aldıkaçtı Darbe Anayasası” ile kazılan kuyuya  bakın, karanlığı anlayın.
Bu karanlık kuyuya yeniden düşmemek için “hayır”dan başka yol görünmüyor önümüzde.
Sabah şerifleriniz hayır olsun!

www.evrensel.net