Direksiyonu özgürlüklerden yana kırmak


07 Aralık 2016 04:55

Kulisler hızlanmış. Türkiye partili cumhurbaşkanlığı ile yumuşatılmış MHP manivelalı başkanlık sistemine gidiyor. Ulusalcılar da MHP’nin manivelasına var güçleriyle destek veriyorlar. Mevcut Anayasa’yı, başbakanlık makamını kaldırıp partili cumhurbaşkanını yürütmenin başı yapacak şekilde değiştirecek MHP ve Ulusalcıların cansiperane desteklediği yeni anayasa yolda. Az maddeli bir değişim gibi görünse de yeni anayasa ile yürütmenin başı olacak partili cumhurbaşkanına verilecek yetkilerle OHAL’i kalıcılaştırıcı/süreklileştirici bir modelin Türkiye’ye sistem olarak dayatıldığını şimdiden söylemek mümkün.

Cumhurbaşkanı devletin başı olacak, hükümeti tayin edecek, lütfederse parlamento içinden de bakan atayabilecek, en önemlisi ise bütçe kanunu dışında kanun teklifi veremeyecek ancak gerektiğinde kararname çıkarabilecek ve bu kararnameler Mecliste kabul edilip kanunlaşıncaya kadar kanun hükmünde olacak. Tabii ilginç olan anayasaya yönelik değişikliklerin cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluk dengesinin her zaman aynı taraftan olacakmış gibi tasavvur edilerek düzenlenmesi. Meclis çoğunluğunu ele alacak parti ile yürütmenin başı olacak başka partiden cumhurbaşkanının uzlaşamamaları durumunda sistemi tıkama olasılığı göz ardı ediliyor. Bu da sanırım önümüzdeki orta vadeli dönemde Erdoğan ve AKP’nin yeni aksiyonlarıyla, daha doğrusu bu dönemin destekçilerinin kısmen ya da tamamen ekarte edilerek üstesinden gelinecek bir durum olarak değerlendiriliyor.

Yeni sistemde sorun elbet yalnız yürütmenin başı olacak partili cumhurbaşkanı ile sınırlı değil. Partili cumhurbaşkanı yasama ve yargının da, güvenlik güçleri ve ordunun da fiili başı olacak. Dördüncü kuvvet medya ise hak getire. 15 Temmuz sonrasında toplumu tek seslileştiren ve ardından kendi hegemonik iktidarını anayasal güvenceye kavuşturan bir anlayış çok açıktır ki bu hegemonik sistemi zaafa uğratacak her gelişmenin önünü kesecektir. Bunu bazen “antidemokratik yasalitenin” gücüne sığınarak, bazen de elindeki güç odaklarını devreye sokarak zorla yapacaktır. Bu zorbalıktan dönemin destekçilerinin de payına düşeni alacağını şimdiden tahmin etmek zor olmasa gerek.

Böylesine baskıcı bir rejimin Türkiye’ye nasıl bu kadar rahat dayatıldığının gerekçelerini bulmak zor değil. Bunun için 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarına bakmak yetiyor. Mevcut sistemde 7 Haziran sonrasındaki sivil darbe engellenmiş olsaydı, Türkiye’nin demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan güçleri en geç bir sonraki seçimde iktidarın sahibi ya da en güçlü ortağıydı. Köhnemiş iktidarların yönettiği Türkiye, bu ülkedeki her rengin kendini özgürce ifade edebildiği demokratik bir yönetime kavuşmuş olsaydı birçok sorunun hızla çözülmesi mümkündü. Türkiye’nin çoğunluğu elinde bulunduran ırkçı-milliyetçi aklı buna müsaade etmedi. 1 Kasım ile önce demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olanların güçlenmesinin önü kesildi; şiddet ortamının sunduğu olanaklar ile zemin ırkçı-milliyetçi kesim lehine güçlendirilerek sürekli OHAL ile yönetilecek bir Türkiye’nin adımları atıldı.

“Başkan” ile “Partili Cumhurbaşkanı” kavramlarının ardına sığınarak yaptıklarını normalize etmeye ve bu hileişeriye ile taraftarlarını yeni baskıcı rejime  destek vermeye ikna eden MHP ne yaptığını elbet biliyor. Ulusalcılar da yaşanan durumun kendi lehlerine olduğunun farkında. Her iki kesimin gözü kapalı bir biçimde Erdoğan’a destek vermelerinin bir nedeni de budur; yani onlar Türkiye’de demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olanların iktidara gelmesini önlemek için Erdoğan’ın iktidarını ehvenişer bulmuşlardır. Erdoğan ise hem MHP’lilerin, hem Ulusalcıların istediğini yaparak karşılığında kendi iktidarını sağlama almaya çalıştı, çalışıyor. Erdoğan böylece -en azından şimdilik- 14 yıllık iktidarın ortaya dökülen suçlarının üzerine gidilmemesini sağladı.

Bu durum ilanihaye sürer mi?

Hiç kuşku yok Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmayı göze alan ırkçı-milliyetçi akıl o iktidarı bizzat ele almayı deneyecektir. Tıpkı AKP-Cemaat ilişkisinde olduğu gibi yeni çatışmanın buradan çıkması çok güçlü bir olasılıktır. Ancak bu çatışmanın kısa zamanda yaşanacağını da düşünmemek, lazım. Onlar çatışacakları zamana kadar da olsa şimdilik “dayanışarak” kendi hegemonik-baskıcı sistemlerini adım adım örüyorlar. Türkiye’nin demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan güçlerinin de kendi sistemlerini yaşama geçirmek için dayanışmaktan ve ortak mücadele etmekten başka çareleri yok. Bu saatten sonra kavga artık sistem kavgasıdır. Bu sistem kavgasının nirengi noktasını da Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye’deki tüm halkların, farklı inanç gruplarının, farklı aidiyetlerin özgürlük mücadelelerine, kendi kendilerini özgürce yönetme isteklerine nasıl bakıldığı oluşturacaktır.

Son söz: Onlar çatışacaklar ancak onların çatışmalarını beklemek yerine direksiyonu özgürlüklerden yana kırmak için harekete geçilmeli ve bunun için geç kalınmamalı...

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.