Benim oyum barışın!


07 Haziran 2011 10:22

“Mesele inat, bayat dedi bana
ve tam diyordu ki öldü proleterya
mesela sus artık dedim ona
tartışılmaz ki üç maymunla”
Mesele/a – Bandista

Sınıf kelimesini duyamadığımız, dünyadaki neredeyse tüm ademik literatürün kimlik üstünden yürüdüğü bu dönemde üstümüzde dolaşan hayaleti hatırlama zamanı geldi de geçiyor. Bugün Tarık Ali’nin anlattığı kapitalizme dair öyküyü çok daha iyi okuma zamanı. Ne anlatıyordu Tarık Ali? Örümcekler ve yalnız başına ördükleri ağlar dünyasının geçiciliğine ve pop kültürün çizgi romanlarına yansımalarına değindikten sonra en uzun ömürlü ve korunaklı komün örümcek ağlarına giden, ülkesinin dağlarındaki bir örümcek komününe varıyordu. Bugün, işte tam burada biz yalnız ve aile sigortalı ya da kanallı insanlar olmak ya da onurlu ve eşit (maddi manevi) insanlar olarak yaşamanın seçimini yapmak üzereyiz.
Sosyal demokratlar bugün hepimize akıl verip “Artık sosyalizm gelemez” ve “İşçiler umursamıyor” diyorlar. İstatistiki durumların böylesine çapsız bir tümevarımla sona ermesi birçok bakımdan sorunlu. Neoliberallerin gülü AKP ise toplumsal kucaklaşma adı altında kendi zenginiyle birlikte sadece kendisinin keyif aldığı bu maça kombine almak derdinde. Dahası, ABD’nin tüm totaliter başkanlarının sık sık kullandığı Türkiye’de de sadece bir partiye nasip olabilmiş “istikrar” meselesini sık sık öne atıyorlar. Aklıma hızla Murat Uyurkulak’ın o harika cümlesi geliyor: “İstikrar! Bu kelimeyi duydunuz mu bilin ki kalın enseli puştların paracıkları, yatırımları, yatları katları tehlikededir.”
Uyurkulak’ın haklılığını kim yadsıyabilir? Kim bu haklılığın önüne sermayenin akıl almaz setlerini çekmeye çalışabilir? AKP yapıyor. İşçilerin, köylülerin, kentlilerin aynı anda oy verdiği bir parti olarak, gayrimemnunlara bir şey ifade etmeden, memnun olma umudu taşıyan sağ seçmene göz kırpıyor. Sol seçmen mi, onların bir kısmı AKP’nin ithal demokrasi masallarına kapılıp “Ama adamlar demokrat ya” diyerek sokaklarda fink atıp “Ben gururla ‘Evet’ dedim, yine olsa yine derim” cümlesiyle Metin Lokumcu’yu, Mahir Çayan’ı ve tüm Türkiye devrimcilerini şaşkınlığa uğratmaya devam ediyorlar.
Benim “Onun oyunu istemiyoruz” tiyatrosuna dahil olmamı beklemeyin. Ben Türkiye’nin değişimi için, 12 Haziranda da 15 Haziranda da “barış” kazansın diye, 5 Haziranda İstanbul’da toplanan o eşsiz insanlar, o inanmış insanlar TC’nin tanklarına, toplarına, tüfeklerine karşı kaybetmesin diye, Abdullah Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü, Akın Birdal, Leyla Zana, Sebahat Tuncel gibi isimler beni temsil edebilir diyebildiğimden, 12 Hazirana umutla bakabiliyorum. Geçen seçimlerde “Bin umut adayları” dediğimiz kesim artık milyonların umududur. Çünkü Blok Türkiye’nin en dar sokakları, en büyük meydanlarıdır. Türkiye’nin aldanmayan, istikrar meraklısı patronların dümenine girmeyen parçasıdır. Blok sayesinde nükleer isteyenlere tarihin en güzel çalımını atmak da, Kürt halkının tepesine ölüm yağdıranlara hesap sormak da mümkün olacak. Geliyoruz, ceylan derisinden koltuklarınız eskisi kadar rahat olmayacak, çünkü madem bir bayrak var, bu kez emekçiler birileri gölgede dinlenirken güneşin alnında kalmayacak. Hedef demokratik cumhuriyet, hedef pür Sünni-Türk-erkek ittifakını devirmek. Aile sigortasını falan bir kenara bırakın, tek sigortamız devrimci eylemliliktir. Sözümüzle, sesimizle umuyorum ki haftaya bugün Meclisteyiz. Kutlu olsun!

evrensel.net
www.evrensel.net