Merve Engin ve Commedıa Gabrıellına: ‘KIYIYA OTURMANIN BÖYLESİ’


31 Mayıs 2011 09:51

Commedia dell’Arte tarzının, 16. yüzyıl sonlarında Giovanni Gabriel tarafından yaratılan “Commedia Gabriellina” varyasyonu, ülkemizde hemen hiç bilinmeyen bir “Commedia dell’Arte” stili. Bu tarzda, oyuncu oyunu tek başına masklar ve aksesuarlar yardımıyla anlatıyor, böylece kendine özgü teknikleri ve yapısıyla, oyuncuya birden fazla karakteri yorumlayabilme olanağı sağlanıyor. Gabriellina stilinde oyuncu, sadeliğiyle seyirciyi avucunun içine aldığı gibi, giderek interaktif bir ortam da yaratabiliyor.
Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden sonra İtalya’nın Reggio Emilia kentinde kurulu Scuola Internazionale dell’Attore Comico’yu bitiren Merve Engin (1985), ustası Antonio Fava’nın canavaccio (kanava)’sunu kurduğu, süpervizörlüğünü üstlendiği ve masklarını yaptığı “Kıyıya Oturmanın Böylesi-Un Felice Naufragio” oyunuyla 2010–2011 sezonunda İstanbul’da perde açtı. Gösterinin konusu doğal olarak son derece sade… Lelio ve Flaminia birbirlerine âşıktırlar. Lelio’nun çıkması gereken yolculuğunda gemisi kıyıya oturacak ve orada peri Zampilla ve uşağı korkutucu satir Puzzone ile tanışacak; kendisinden haber alamayan Flaminia ise sevgilisini bulmak için yollara düşecektir. Merve Engin, kanavayı “Gabrielliana” stilinde anlatırken Zampilla, Arlecchino, Zanni, Capitano, Pulcinella, Sabrina gibi diğer Commedia Dell’Arte karakterlerini de öyküye dâhil ediyor.
“Öyküye dâhil ediyor” derken, bilindiği gibi “Commedia dell’Artye”de her oyuncunun bir karakteri var ve özümsedikleri bu karakteri ölünceye kadar terk etmiyorlar, dolayısıyla maskla oynuyorlar. Sadece âşık karakterine bürünenler mask kullanmıyor. Yaşlanmaya başladıklarında ise masklı bir başka karakter seçiyorlar. Karakter yaratacak mask mı yok! Ooo çok! Arlecchino Oxoniano, Arlecchino Sasso, Arlecchino Scimmia, Bagattino, Brighella, Trabucchino, Colafronio, Coviello, Finocchio, Francatrippa, Grande Zanni, Pascariello, Pulcinella Faviano, Pulcinella Rospo, Pulcinella Stronzo, Pulcinella Tiepolano, Ricciolina, Scapino, Togna, Tragattino, Trappolino, Trivellino, Zagna Corta, Zagna Lunga, Zanni Lupo, Zanni Notturno bunlardan sadece bazıları. Ya masksız karakterler? Pantalone, Dottore, Cassandro, Zanobio, Tartaglia, Fritello, Trufaldino, Pedrolino, Mezzetino, Isabella, Angelica, Orazio, Ortensio… Daha kimler de kimler!
TÜRKİYE’DE BİR İLK
Gel gelelim, Gabrielliana stilinde bir öykünün stile dönüşmesi hali söz konusu. Anlatılan öykü stile dönüşmezse “Gabrielliana” olmuyor. Şöyle bir “tevatür” var: Giovanni Gabrielliana’nın ekibi, oyunun sahneleneceği bölgeye başka bir kentten gelmekte. Giovanni, bir gün önceden ulaşıyor bölgeye. Ekibin ise yolda gelirken arabası devrilmiş. Seyirci gösterinin yapılacağı mekânda toplaşmış, bekliyor. Yapacak tek şey, kızgın halkın tepkisini yumuşatmak, bunun içinse oyunu tek başına oynamak. Giovanni, böylelikle tüm oyunu elindeki malzemelerle tek başına oynuyor. Merve Engin de aynı yoldan gidiyor ve gösterisini hem “Commedia dell’Arte’den, hem de “Commedia Gabrielliana” sitilinden unsurlarla süslüyor, yeri geldiğinde doğaçlama da yapıyor.
Merve Engin hiç kuşkum yok ki gerekirci (determinist demek istiyorum) ve doğalcı ideolojiye ve estetiğe uygun olarak, bir çevre kuramından, “gerçekimsilikten” ve gerçeğin estetiğinden yola çıkıyor. Bedenini basit bir gösterge vericisi, izleyiciye yönelik işaretler göndermek için ayarlanmış bir semafor olarak kullanmıyor. İzleyicinin bedeninde enerji, arzu yönlendirmesi, itkilerin yükselişi, yoğunluk ya da ritim olarak adlandırılabilecek etkiler uyandırıyor. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor, tiyatroseverleri “Commedia Gabrielliana” ile tanıştırıyor.
Merve Engin,  “Commedia Gabrielliana” ile ortaoyununu hamur edemez mi?
Kanava dışına taşarak doğaçlamalarının arasına kattığı güncel, hatta politik esprilerini daha fazla üretemez mi?
Eminim ki bunları düşünüyor.
Düşünüyor, çünkü Merve Engin’in, oyunculukta altından kalkamayacağı yük pek yok gibi görünüyor.

AYŞEGÜL YÜKSEL HOCA ARA VERMİYOR Kİ, ‘MOLA’ DİYOR

“Bir tiyatro yapıtı, ne şiir gibi onlarca kez okunabilir ne de alımlaması, roman okurken olduğu gibi uzun bir süreye yayılabilir. Üstelik alımlayıcısının yazılı metinle baş başa olduğu sere serpe bir ortamda tüketilmez. İzleyici topluluğu karşısına canlı olarak çıkarılacak ve alımlayıcı ile olan ilişkisini ortalama iki saat içinde kuracaktır. Ustaca yazılmış bir oyun, tıpkı bir müzik yapıtı gibi -eşzamanlı olarak işleyen- ‘uyumsal’(armonik) ve ‘ezgisel’ (melodik) özellikler taşır. Tiyatro tadı, işinin ustası bir yazarın, bu iki düzlemde yaptığı ‘büyülü’ işlemle oluşur.” Böyle der bir kitabında tiyatromuzun bilgelerinden Ayşegül Yüksel. Böyle der ve “iyi” tiyatro metninin şıpınişi tarifini yapıverir. Bu tarif bir anlamda, genç-orta yaşlı-az yaşlı oyun yazarlarının kulaklarının çekilmesidir. Diğer yandan sözleri, sadece genç-orta yaşlı-az yaşlı oyun yazarlarının değil, benim ablam-ağabeyim-bacım-kardeşim eleştirmenlerin de kulaklarına düstur üflenmesidir. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul, zurna, bateri, borazan, hatta Ayşegül Yüksel bile az” kabilinden…
Onun tiyatro eleştiri yazılarını okuduysanız, Antik Yunan trajedisinden epik tiyatroya, oradan da absürd tiyatroya uzanan geniş yelpazenin renk cümbüşü içindeki engin bilgi birikimini ve fevkalade değişik yazım tadını, farklı biçem kullanımını mutlaka emmişsinizdir ya da ben tüm iyi niyetimle öyle varsayıyorum. Tiyatroyu seviyorsanız ve de onun eleştirilerinden mahrum kalmışsanız bana ne! Kabahat benim mi yani?
Gel gelelim, alın size işte bir fırsat!
Günü gelmiş olacak ki, Ayşegül Yüksel Hoca bugüne değin, tiyatromuzun Cumhuriyet dönemi içinde yaptığı yolculukta (her ne hikmetse) “mola” verilebilecek bir “zaman”a ve “yer”e vardığı “zehabına” kapılmış. Bence iyi de etmiş. Sonuç itibariyle “ara” vermiyor ya, “mola” diyor! Günler günü, aylar ayı, yıllar yılı oradan buradan şuradan Türk tiyatrosu üstüne biriktirdiği notlarını meraklısıyla paylaşıyor. Bugüne dek ulaştığı çeşitli aşamaları, sonuçları sil baştan değerlendirmeye alıyor. Veee… Doğu ile Batı arasında kimlik arayışından oyun yazarlığına; Devlet Tiyatrolarından Genç Oyuncular’a; oradan da Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu gibi özel tiyatrolara; tiyatro eleştirisinden tiyatro biliminin üç büyüklerine kadar pek çok konuyu ele alıp didikleyerek irdeliyor.
Her bölümü kendi içinde bir bütün oluşturan bu çalışmayı, Cumhuriyet Kitapları “Türk Tiyatrosu Üstüne Notlar: Uzun Yolda Bir Mola” başlığı altında almış, yayımlamış. Kitap, her bölümüyle kendi içinde bir bütün oluşturduğundan okurun kitaba hem ta başından, hem de özgür iradesini kullanarak herhangi bir bölümden başlayacağı, ama mutlaka elinden bırakmadan okuyacağı bir eser meydana çıkmış.
Bu arada, duyduğum o ki, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’in bu son eseri, bir yandan kitapçı dükkânlarının vitrinlerini/raflarını süslerken, diğer yandan da tiyatroyla ilgilenenlerin büyük bir çoğunluğunun yatak odalarındaki komodinlerinin üzerinde “gerçek bir başucu kitabı” olarak yerini almaya çoktan başlamış.

evrensel.net
www.evrensel.net