Bu köşe yastadır!


17 Mayıs 2011 11:37

Şu koca dünyada söyleyecek sözü olan onca çocuk sırf sesleri kısıldı diye dağa çıktılar. Devletin kurşunuyla devletin medyasının “gözlem ve kararlılığı” eşliğinde legal bir insan avı mevsimindeymişizcesine öldürüldüler. Bugün sözü edilecek tek şey öldürülen gerillalar ve ölülerine sahip çıkmak isteyen ailelere kurşun atanların vicdansızlığıdır. Bu köşe bugün yıllardır anaları ağlatanlarla ağlayanların hikayesinde mazluma selam olsun diye düşüyor önünüze.
BDP’li kadınların pazartesi günü yaptığı açıklamada bir cümle düşüyor aklıma: “Kürt halkı ayakta, analar hem yasta, hem de isyanda, yüreği yanan, insanlığını yitirmemiş tüm kadınlar bu evlat acısını hissetmelidir.”
Geceleri yatağın hangi tarafında yatıyorsunuz bilmem; ama vicdanınızı üstüne koca cüsselerinizi bastıra bastıra öldürmemişseniz, hele ki bu satırları okuyan kadınların içinde bir şey kırılmaktadır, biliyorum. Bir şekilde her ne kadar Pir Sultan’ın türküleri banka reklamlarına alet, özgürlük şarkılarımız GSM firmalarına melodi, en sevdiğimiz tiyatrocular para babalarının emek sömüren firmalara devletin sanatı yoksullaştırıcı politikalarına rağmen sesleriyle taşeron haline getirilmişse de şu ortasından ırmak diye kan akan memleketin insanlarının hâlâ bir gram vicdanı kalmıştır gibi geliyor bana.
Devletin bizden alacak neyi kaldı? İlk okulda “Türk” yaparak var oluşumuzu, Sünni adetleriyle mezhebimizi, zihniyetiyle cinsiyetimizi, zorunlu askerlik görevi ile canımızı almadı mı? Devlet İnan’ın 57 kiloya düşmesini, iki parmak kalınlığındaki bileklerini tanıyor mu? Selahattin Demirtaş haklı. AKP her kurşundan bin oy hesabı yapıyor olsa gerek ki, tüm cephanesini Kürt halkının ve Kürt halkıyla saf tutan sosyalistlerin üstüne boşaltıyor. İshal olmuş bir kedinin ürettiği dışkıyla pozitif korelasyonda biber gazı ve gaz bombası kullanan TC polisi ise devletten örtülü desteği alıyor.
Tüm bunlar olurken bir yandan Beyoğlu Belediyesine bağlı zabıtalar kafeleri uyarıyor: Çift kişilik koltukları kaldırın, öpüşüyorlar! Devlet yatak odamıza da sevgililerimizle aramıza da ilk kez girmiyor. Ölen kadınlara bekaret ve gebelik durumuna dair test yapıp ifşa eden bu devlet değil miydi? Cinsel azınlıkları sistematik biçimde bedenlerini sömürenlere öldürten bu devlet değil miydi?
2002 yılında yıkılan sistemin yerine kurulan yeni sistem eski sistemi aratmıyor. Faşizm hala ekranlarda, kumanda ise bu sefer badem bıyıklı erkeklerin elinde geziyor. Kumandayı onların elinden almak ya da almamak meselesi değil artık bize kalan. Şu dakikadan sonra geriye kalan tek mesele bir var oluş meselesidir. Kürtlerin, sosyalistlerin, kadınların, eş cinsellerin “Varım” diyeceği gün geliyor. Tahrir’e falan aldanmayın, bizim en küçük buluşmamız bir Tahrir etmektedir zaten. Devletin bizden korkmasının keyfini çıkaracak değiliz, biz cesaretimizle yasımızı aynı türküye sığdırabilenler olarak çıkmalıyız bu günlerde sokağa. Bu kendine hayatının bir dakikasında dahi “sosyalist” demiş, bu vicdani duruşu bir anlığına dahi sergilemiş herkesin borcudur. Egemene vurmak için bu şansı kaçıracak mıyız?
Geçtiğimiz hafta bir panelde ‘90’larda daha bıyıkları terlemeden hayatını yitirmiş bir gerillanın ağabeyiyle tanıştım. Hayatını kaybetmiş tüm gerillaların geride bıraktığı o buruk anıyı taşıyan; ama çoğunun cenazeye sahip çıkmasına bile izin verilmeyen o ailelerin hayatta kalan fertlerinin isyanına bir katkı olsun diye yazıldı bu yazı. Gencecik yaşımda bana babamın sarıldığı kadar samimi sarılıp acısını döken adamın ve tüm dünyaya acılarını haykıran analarının her gün ağladığı; ama “Başbakanın (Sünni, orta sınıf, Türk) Anası ağlar” dendiğinde Kemalistlerin bile “Aman o TC’nin başbakanıdır” savunmasını yaptığı bu ülkede hem de. İki yüzlü objektifliğe sığınacak ve Kürt hareketine durun diyecek değilim. Analar ağlamasın değil, “Devlet anaları ağlatmasın!”

evrensel.net
www.evrensel.net