‘Devrimden Sonra’ Kürtler!


16 Mayıs 2011 04:21

Bugün “ülkenin demokratikleştirilmesi bakımından en önemli sorun hangisidir?” ve “demokratikleşme için yürütülen mücadelenin en önemli dinamiğini kimler oluşturmaktadır?” sorularına bu mücadeleden bihaber olmayan herkesin vereceği yanıt bellidir.  Evet, Kürt sorunu, ülkenin demokratikleştirilmesi mücadelesinin en güncel sorunu ve Kürtler, bu mücadelenin en dinamik odağı olmayı sürdürmektedir. Daha dün on binlerce Kürt  ‘Kürt Dil Bayramı’nı alanlarda taleplerini haykırarak kutladı. Kürtler, eşit hak taleplerini yükselttikçe devlet daha fazla operasyon ve ölüm, daha fazla baskı ve tutuklama ile bu mücadeleye karşı durmaya çalışmaktadır. Yine Kürtlerin son dönemlerde geliştirdikleri ‘sivil cuma’  eylemleri de, devletin vaazı ve imamlarına karşı inanç özgürlüğü ve gerçek bir laiklik mücadelesi bakımından önem taşıyor. Dolayısıyla Kürtlerin ulusal mücadelesi sadece Kürtler için değil; Aleviler ve her milliyet ve inançtan azınlıklar için de kendi kültürlerini-kimliklerini kabul ettirme mücadelesi olarak anlam kazanıyor.

Böylesi koşullarda eğer ülkede bir ‘devrim’den söz edilecekse, bu devrimin demokratikleşme bakımından öncelikli olan bu sorunları çözebilmesi gerekir-ki, böylesi bir ‘demokratik devrim’in Kürt ulusal mücadelesi ile ülkedeki sınıf hareketinin ittifakı olmadan gerçekleşmesi mümkün değildir. Denizlerin darağacında Kürt ve Türk halklarının ortak mücadelesini haykırdığı tarih olan 6 Mayıs’ta gösterime giren ‘Devrimden Sonra’ filmi, bu sorunların üzerinden atlanarak ve artık nasıl gerçekleştirilmişse gerçekleştirilmiş ‘sosyalist devrim’in sonrasını anlatıyor. Nazım Hikmet Kültür Merkezi tarafından gerçekleştirilen bu film, TKP tarzı solculuğu ve Kürt sorununa milliyetçi-şoven yaklaşımı sinema-sanat alanında üreten bir yapıt olması bakımından eleştiriyi hak etmektedir. Filmin ideolojik-politik çarpıklığı maalesef Cezmi Baskın, Şerif Sezer,  Levent Ülgen gibi önemli oyuncuların oyunculuklarını gölgede bırakmaktadır.

Filmin/TKP’nin ‘sosyalist devrim’ini kimlerin yaptığı sorusu, bu ‘sosyalist devrimciler’in aslında sadece Kürtlerin değil, bütün olarak ülkedeki emek ve demokrasi sorunlarına yaklaşımını da ortaya koymaktadır. Filmde topraksız-az topraklı köylü, ancak ağanın kızıyla evlenebilmesi için toprak kamulaştırılmasını savunmaktadır. Zaten köyün tek komünisti de kahvede okey oynamaktadır! İşçiler de devrimden bihaberdir. Fabrikanın kamulaştırılmasını onlarla toplantı yapan ‘komünist aydınlar’dan öğreniyorlar ve bakalım, görelim havasındalar. Kürtlerinse esamisi bile okunmuyor. Devrimden sonra ezilen ulus buharlaşmış sanki. Filmin 12 hikâyesinin hiçbirinde bir tek Kürt bile yok. Yani sosyalist devrim işçinin, köylünün, Kürdün haberi olmadan gizlice gerçekleştirilmiş! Devrimi kimler mi yapmış? Sokaklarda “yaşasın sosyalist devrimimiz” diye slogan atan ve “Devrim” gazetesi satan (TKP’li) gençler, işçilere akıl veren sosyalist aydınlar ve devrimden sonra Afganistan’daki görevinin sona erdiği haberini alınca “Heyt be! İşte beklediğim buydu!” diyen komutan!

Gençlik, asker, sivil aydın zümre… TKP’nin bize sosyalist devrim diye yutturmaya çalıştığı meğer o 60’ların MDD(Milli Demokratik Devrim)’siymiş. MDD’cilik, çeşitli revizyonist akımların etkili olduğu koşullar altında 60’larda bazı çevreler tarafından savunulmuş ama Marksizm-Leninizm tarafından ipliği pazara çıkarılarak mahkum edilmişti. Ufku Kemalizmi aşamayan MDD’ciliği bugün sosyalistlik adına savunmanın anlamı halkı, geniş emekçi kitleleri yaşadığımız sorunların temel nedeni olan bu gerici düzeni (“cumhuriyet”i) savunmaya çağırmaktan başka bir şey değildir. O yüzden TKP’nin devriminde Sovyetlerde örgütlenmiş işçilerle köylüler, eşit haklar isteyen Kürtler yoktur.

Filmin son hikâyesinde “sınıf bilinçli işçi”nin (Cezmi Baskın) -sağlık sistemindeki çarpıklığın nedenlerinden biri de doktorların yaklaşımıymış algısı yaratan- gittiği hastanedeki doktoru “rapor etmek”le tehdit etmesi(*), filmin çarpıklıklarına tuz-biber ekmektedir. Çıkışta filmi birlikte izlediğimiz arkadaşın söylediği “Kürdüm, kadınım, doktorum; böyle devrim neyime?” sözleri aslında her şeyi özetliyor!

(*) Sosyalist düzeni “Rapor etmek”le(muhbirlerle) işletmek, aslında G. Orwell’in “1984” romanında sosyalizmi karalamak için kullanılmıştır. Filmin bu sahnesi adeta bu karalamayı haklı çıkarmaktadır!

evrensel.net
www.evrensel.net