Çılgınsın Türkiye, büyük düşün!


01 Mayıs 2011 09:07

Hayatımız günde 8-10 saat çalışarak geçiyor. Bu yüzden, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde ikamet etsek de, onun güzelliklerini yaşayamıyoruz.

Kimisinin de vakti var, parası var, yaşamayı bilmiyor. Onlar işte, tam sopalık...

Sopalık demişken, biraz da kendimize vuralım, maksat eşitlik sağlansın.

Bu güzelim şehir, bu aşık olduğumuz şehir, tüm güzellikleriyle beraber yakında yerle bir olacak. Milyonlarca kişi hep birlikte öleceğiz. Yollar kapanacak, köprüler yıkılacak, enkaz altında çürüyeceğiz. Cesetlerimiz kokacak... Hastaneler de yıkılacağı için, yaralılar -eğer şanslılarsa- sakat kalacak. Tabi böyle bir vaziyette hayatta kalmaya ne kadar şans denebilir meçhul. Yani ordu bile giremeyecek bu şehre. Açlık, yağma, salgın hastalıklar... Tüm dünya, gözü yaşlı buraya bakacak. Aynı Japonya’ya bakıldığı  gibi. Biricik İstanbul’unu kaybetmiş Türkiye ise, uzun yıllar kendini toparlayamayacak. Ülkenin ekonomisi dibe vuracak.

Yahu topluca öleceğiz diyorum işte, daha ötesi var mı?

Üstelik 1999 depreminden beri biliyoruz bunu. Sene olmuş 2011, hala çıt yok.

Bu vurdumduymazlık karşısında şaşırıyorum, bilemiyorum ne diyeceğimi. Kabullenmek istemediğimiz gerçeği böyle çat diye söylüyorum, sarsmak için. Ama nafile! Sanki uzmanlar çok yakında, üstelik çok yıkıcı bir deprem olacağını söylemiyor yıllardır.

Şimdi kimse çılgın proje nedeniyle Tayyip Erdoğan’a kızmaya kalkmasın. Biraz önemsesek depremi, belki o da bu çılgın proje yerine İstanbul’u kurtaracak projeler açıklamak durumunda kalacak. Ama umurunda değil ki kimsenin. Bu talep için baskı kurulmuyor. Bunu yapmazsan sana oy yok denmiyor. Ancak bizde mümkün bir kayıtsızlıkla ‘ya boşveeer’ deyip geçiyoruz.

Geçen hafta, Türkiye’nin dünyaca ünlü mimarlarından Cengiz Bektaş, şu ‘çılgın proje’ vesilesiyle Seçim Vardiyası’na katıldı. Programda İstanbul’daki yapıların yalnızca yüzde 11’inin beklenen şiddette bir depreme karşı koyabileceğini söyledi.

İşte bu kadar açık.

Galiba hiçbirimiz depremi düşünmek istemiyoruz. Yapacak bir şey yok gibi mi geliyor? Var halbuki. Kim yapacak? Devlet yapacak. Kim yapacak? Belediye yapacak. Parayı buraya harcayacaklar. Başka yolu yok ki bunun.

Şimdi televizyon ekranlarında ‘İstanbul’un sorunu bu mu? İhtiyacı bu mu?’ diye soruyor insanlar. Haklılar. Bu değil.

Erdoğan’ın projesi ‘çılgın’ bulunuyor. Doğrudur, uçuk bir fikir.

Ama göz göre göre ölüme gitmek, bir şey yapmamak daha çılgın değil mi?


TWITTER'DA 1 MAYIS

Koray Peközkay: Her Nisan’ın 23’ünde çocuk sevenler, Her Mayıs’ın 1’inde işçiden yana olurlar... Mevzu bu kadar basittir ama anlatamazsın, anlattırmazlar...

ciğdem mater: Çiğdem Yıldır, Şişli meydanındaki üç kızdan biriydi. Onun adını almışım. Adları ölülerden gelen çocukların ülkesi olmasın artık bu ülke.

kumru baser: 34 yıl önce babamla 1 mayısa gitmiştik. Üsküdar Beşiktaş vapuru hep beraber 1 mayıs marşını söylemişti saçlarını suyla taramış tiril işçiler.

Egemen Bagis: 1 Mayıs kutlu olsun. Rekor büyümeyle 2023’e emin adımlarla ilerliyorsak, gece gündüz çalışıp alın teri döken işçi kardeşlerimiz sayesindedir.

turkozcesim cesim:
Aslında CHP, TKP ve HKP Dolmabahçe Sarayının bahçesinde kutlama yapsalar daha iyi olur. En azından kızıl bayraklı ulusalcı tezatlar olmaz.

Levent Mertoglu: 1 Mayıs, düzenin artık değer mekanizmasına laf etmeyip, vicdan rahatlatmak için yalıtık bir insan hakları aktivizmi yapanların günü değildir

tarkan kaynar: yarın bu saatlerde “bankamatiklerden ne istiyorlar ki” tweetleri alacağız bankamatik sevdalılarından.

A. Levent Tüzel: Tüm emekçileri, işçilerin birliği ve halkların eşit, onurlu ortak yaşamı için, İŞ, EKMEK, ÖZGÜRLÜK diyerek alanlara çıkmaya çağırıyorum.

evrensel.net
www.evrensel.net