2 Kasım 2026 00:12

Bir barış kelepçeli doğabilir mi?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Abdullah Öcalan’ın daha önce kulis olarak yansıyan, İmralı’da çalışma mekanı olarak da kullanacağı yeni konuta geçtiği bilgisi, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar tarafından, Medya Haber TV’de Erdal Er’in sorularını yanıtlarken dile getirildi.

Sancar, bir süredir İmralı’da Öcalan ile görüşmeleri bu konutta yaptıklarını ifade etti. Öcalan’ın bu konuta geçmek için bunun gerektirdiği yeni statüsünün kabul edilmesini istediği kamuoyuna yansımıştı. Böylelikle detaylarını belki daha sonra öğreneceğimiz biçimde, Öcalan’ın durumuna dair bir statüde anlaşıldığı görülüyor. Bunun, sandıkta iktidarın aleyhine ‘kullanılabilecek’ bir hukuki statü ifadesinin dolaşımda olmayacağı bir formül olduğu anlaşılıyor. Sürecin takipçilerinin, “Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oldu” diye düşüneceği bir ortam yaratılıyor ama “Ne oldu ki?” sorusuna iktidar açısından maliyet oluşturmayacak bir belirsizlik de orta yere bırakılmış oluyor. Öcalan’ın bu yeni pozisyonun iki taraf açısından farklı biçimlerde tanımlanacağını da göreceğiz.

Sürecin bu yeni yönüne dönmek üzere, Sancar’ın Erdal Er’e konuk olduğu programın son cümlesi olarak atıf yaptığı vurguyu hatırlatarak devam edelim. Sancar, Gerry Adams’ın Erem Kansoy’a verdiği ve Yeni Yaşam gazetes’nde 27 Ekim 2026 günü yayımlanan söyleşide dile getirdiği şu vurguyu hatırlattı: “Barış öylece gelip kapınızı çalmaz. Barışın geliştirilmesi, inşa edilmesi gerekir.”

İngiltere ile İrlanda arasındaki barış sürecinin mimarlarından olan Sinn Féin Eski Başkanı Gerry Adams, bu söyleşi sırasında, kendi deneyimlerini hatırlatırken, “Bizim çok hızlı öğrendiğimiz şey ise şuydu: Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Adaletin varlığı gerekir. Hakların varlığı gerekir. Her vatandaşı kapsaması gerekir” ifadelerini kullanıyor.

Gerry Adams’ın söyleşide kendisine yöneltilen bir soruya verdiği şu yanıt, hem onun barışı hiç bitmeyen bir mücadele süreci olarak tanımladığını hem de hayattaki duruşunu gösteriyor: “Benim adım Gerry Adams. Ben, İrlanda barış sürecine dahil olmuş ve hâlâ dahil olmaya devam eden birçok insandan biriyim. Çünkü bu bir süreçtir.”

Bu arada, Gerry Adams’ın dile getirdiklerini okurken, “Bunu daha önce mutlaka başkaları da söylemiş olmalı” ya da “Bunu ben de söylerim” diye düşünürken kendinizi yakalayabilirsiniz.

Gekçekten de öyledir. Barışı felsefe düzeyine yükselterek çatışma çözümü literatüründe kendisine belki en çok atıf yapılan bir filozof haline gelen Immanuel Kant (1724-1804), 1795 yılında yayımladığı ünlü Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Deneme (Zum ewigen Frieden) adlı eserinde, şöyle diyordu: “Bir arada yaşayan insanlar arasındaki barış durumu, doğal bir durum (status natura/is) olmayıp, daha ziyade bir savaş halidir. Diğer bir deyişle her zaman bir düşmanlık salgını olmasa da sürekli bir tehdit durumu söz konusudur. [Düşmanlık] yapılmaması durumu henüz garanti altına alınmış bir durum olmadığından, [barışın] inşa edilmesi gerekmektedir.”

Türkiye’de, iktidarın/devletin, süreci, silahsızlandırmaya indirgeyen bir çerçeve ile sınırlamakta ısrar ettiği, buna ek olarak, yeni Suriye’de, Kürtçe eğitimin statüsüne ve haftada kaç saat ders olarak verilebileceğine kadar müdahil olduğu, Şengal’den Mahmur’a kadar Kürtlerle ilgili tüm süreçlerde Ankara’nın adının geçtiği bir tablo yaşanıyor. Tüm bunlar, demokrasinin kırıntısına tahammül edilmeyen bir rejimi kurumsallaştırmak için üzerine son bir ‘yeni anayasa’ çivisi çakılmak istendiği ortamda yapılıyor.

Bu iklimde, iktidarın ve Bahçeli’nin karşılarındaki başlıca muhatabı Öcalan ile sınırlayıp, kendi planlarını onunla müzakere üzerinden hayata geçirmeye çalışmaları ciddi riskler içeriyor. Bunlardan biri zaten bir süredir yaşanarak görülüyor. Öcalan’ın dışındaki, Kürt siyasi aktörleri tarafından Öcalan’ın statüsü dahil olmak üzere hiçbir konuda gereken somut adımların devlet tarafından atılmadığı yönündeki eleştiriler, “bozgunculuk” ya da “Süreci sabote edici tutum” olarak kodlanarak savuşturulmaya çalışılıyor

Bu kadar ağır bir tarihsel meseleyi tek bir kişinin muhataplığıyla sınırlı bir hat üzerinden hal yoluna koymaya girişmek, yarın yaşanılan bir tıkanıklığın sorumluluğunu aynı muhatabın üzerine yıkarak ‘çözmeye’ çalışmayı beraberinde getirebilir.

Ancak iktidarın bekasını sağlamak adına, ülkenin faşist bir rejime mahkum edilmek istenmesi, demokrasi ile barış talebi arasındaki ilişkinin ortaklığını güçlü biçimde hatırlatmaya devam ediyor. Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonların otomatiğe bağlanması, saçma sapan gerekçelerle gazeteci tutuklamalarının sürmesi, AİHM ve AYM kararlarına rağmen tutuklu siyasetçilerin, hak savunucularının serbest bırakılmaması karşısında hayatın kendisi şu soruyu orta yere bırakıyor: Bir barış kelepçeli doğabilir mi?

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et