26 Ekim 2026 00:12

Yanağından öpülerek ölüme gönderilen gazetecilerin ülkesinde bugün

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Geçtiğimiz günlerde, dönüştürülerek bir süre önce kütüphane olarak hizmete açılmış olan tarihi bir binadaki rafları karıştırırken, ‘Talat Paşa’nın Hatıraları’na denk geldim. Sararmış olan yapraklarının dağılmaması için itinalı davranmanız gereken 1946 yılında Güven Basımevi tarafından basılmış, birinci baskı bir özel koleksiyona aitti.

Alıp okumaya başladığım hatıralarında Talat Paşa, Ermeni Soykırımı’na giden yılları anlatırken, öncelikle Ermenilerin Ruslarla iş birliği halinde Anadolu’nun pek çok kentinde isyanlar çıkardığı ve kendilerinin de ‘tehcire’ mecbur kaldıkları biçimindeki resmi tezi birinci elden kaleme alırken şöyle diyor: “Gerek tehcirler ve gerek isyan yüzünden Ermeniler çok zayiat vermiştir. Bunu itiraf etmek lâzımdır, fakat şark vilâyetlerindeki Müslümanların da Ermeni vatandaşlarımız yüzünden aynı miktarda zayiata uğradıkları bir vâkıâdır.

Rusların Van’ı, Bitlis’i, Muş’u ve Erzurum’u işgali sırasında yapılan ve bizzat Ruslar tarafından itiraf olunan zulüm ve cinayetler o derece vahşicesine yapılmıştı ki, Müslüman halk artık ikâmetgâhlarında kalmıya cesaret edemiyerek aç ve çıplak olarak hicrete başlamıştır. Bu süretle hicret eden Müslümanlardan altı yüz bin kişi ölmüştür. Ermeni fırkacılar tarafından kendi proğramları leline istismar edilen ve bütün mesuliyeti hükûmete yükletilmek istenen bu Ermeni meselesi izah ettiğim şekilde cereyan etmiştir.

Esas itibariyle askerî bir ihtiyat tedbirinden başka bir şey olmıyan tehcir, vicdansız ve seciyesiz insanların elinde bir facia şeklini almıştır. Maksadım bu hareketlerin çirkinliğini gizlemek değildir. Sadece sırf bu hâdiselerden dolayı bütün hükûmeti ve İttihat ve Terakki komitesi idare merkezini ve bu işle hiçbir alâkası olmıyan âzalarını itham etmenin haksızlık ve keyfi hareket olduğunu söylemek istiyorum.” (Sayfa 74-75)

Dil yapısına dokunmadan aktardığım anılarında Talat Paşa, Ermeniler tarafından öldürülen Müslümanlara dair sayı verirken, kendisinin imzası bulunan ‘Ermeni tehciri’ sırasında öldürülen Ermenilere dair sayı vermiyor.

Bu sürecin Ermeniler açısından nasıl yaşandığını anlatan kaynaklardan Nesim Ovadya İzrail’in ‘Krikor Zohrab- 1915 Bir Ölüm Yolculuğu’ adlı kitabıyla devam edelim:“İstanbul Mebusu Zohrab ve Erzurum Mebusu Vartkes’in tutuklanma müzekkerelerini bir veya iki gün önce imzalamış olan Talat Paşa, son derece sakin ve olağan bir davranış içinde Krikor Zohrab’la karşılıklı sohbet etmektedir. Zohrab da aynı ölçüde sakindir ve mebus dokunulmazlığının verdiği aymazlık içinde elindeki oyun kağıtlarıyla şansını test etmektedir.

1915 haziran ayının ilk günlerinde ılık bir gecede, tehcire gönderilme ve ardından öldürülme sırasının kendisine geldiği düşüncesinden çok uzaklardadır.

20 Mayıs-2 Haziran Çarşamba gecesi Zohrab Efendi, tevkif edildiği gece, Cadde-İ Kebir’deki Cercle d’Orient Kulübü’nde Talat Paşa ve Halil Bey ile kağıt oynamış, oyun gece yarısına kadar devam etmiştir. Zohrab Efendi gitmek için ayağa kalktığı sırada Talat Paşa da kalkmış ve Ermeni mebusa yaklaşarak yanağından öpmüştür.” (Kor Kitap, İstanbul, 1. Basım. Ağustos 2024, s. 292)

O gece evlerinden alınan Zohrab ve Vartkes için bu bir ölüm yolculuğuydu. Yolda vahşice katledilirler. Son 16 yıldır Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin ‘Öldürülen Gazeteciler’ listesinde yer alan iki Ermeni gazeteciden biri Krikor Zohrab.

Tarihsel olaylar, bizzat o olayların faillerinin hatıralarında kendi kalemleriyle sübjektif bir sınıflandırmaya tabi tutularak bugüne gelirken, Türkiye’de on binlerce başka isim gibi, öldürülen gazetecilerin üzerine de “faili meçhul” örtüsü örtüldü. Günümüzde de gazeteciler, dijital bir sosyal medya paylaşım platformunda bir fotoğrafı paylaşıp üzerine yazdıkları bir cümle nedeniyle “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (TCK 217/A) suçlamasıyla tutuklanabiliyor. Ya da muhalefetin sesine yer veren çok az sayıdaki kanaldan biri olan TELE 1’e, daha Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ gözaltındayken kayyım atanarak el konuldu. Aynı tutum, ‘Oluyor, çünkü yapılabiliyor’ dercesine, patronuna yöneltilen suçlamalar bahane edilerek, muhalefet cenahının en çok izlediği kanal olan Halk TV’ye kayyım atanmasıyla devam etti. Bugün artık, Murat Ağırel örneğinde de görüldüğü gibi, haber yapmamanın da gazeteci tutuklamanın gerekçesi olabildiği zamanlara geldik.

Gazeteciler olarak, bizim açımızdan küçümsenemeyecek bir halk katılımıyla Türkiye’nin 10 kentinde, basın meslek örgütlerimizin ortak çağrılarıyla alanlardaydık. Bu topraklarda kökleri çok eskilere giden resmi yalanlarla ‘gazeteci avlama’, sansür ve susturma geleneğine karşı ses yükseltmek, geçmiş deneyimlerimizden de biliyoruz ki bir karşılık buluyor.

Polislerce görevi başındayken 8 Ocak 1996 günü gözaltına alınan ve dövülerek öldürülen Evrensel Muhabiri Metin Göktepe’nin, ilden ile sürülen davasına gazeteciler ve halkın birlikte sahip çıkması, bu ülkede gazeteci cinayetlerinin bir süreliğine de olsa durdurulmasını sağlamıştı.

Yitirdiğimiz bütün gazetecilere selam olsun ve tutuklu meslektaşlarımıza da sözümüz olsun: Onları almadan durmak yok!

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et