20 Eylül 2026 00:09

İdam hücresinden sonra yaşam

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

“Live After Death Row/ İdam hücresinden sonra yaşam” grubunun üyeleri olan dostlarım Mike Stark, Kenny Collins, Stanley Howard, Marlene Martin ve Elisabeth T.’ye. 

Her zaman atalarıma, bizden önce gelenlere, biz doğmadan önce bu bedenlerde yaşamış olanlara bakarım. Sadece bize benzeyen, bizim gibi yürüyen, bizim gibi konuşan, bizim gibi hayal kuran, bizim gibi hisseden, bizim gibi ağlayanlara değil; bizden önce gelenlere, bugün neredeyse anlaşılmaz olan acıları çekenlere. Bakışlarımı yönelttiğim insanlar işte bunlar. Çünkü onların kanı, teri, korkuları ve sevgileri benim bedenimde, kanımda, bilincimde, varlığımda akıyor. Atalarımızın yarattığı, dünyaya getirdiği bedenlerde yaşıyoruz. Bu yüzden onları hep düşünüyorum ve bize hangi dersleri aktarmak istediklerini hatırlamaya çalışıyorum.

Bugün zor zamanlar geçirdiğimizi düşündüğümde, sonra da kendilerini “özgür ve cesurların ülkesi” olarak adlandıran topraklarda yaşadıkları hayatları düşündüğümde, 400 yılı aşkın süredir maruz kaldıkları işkencelere, dehşete, aşağılanmalara ve sömürüye baktığımda, karşılaştığımız hiçbir şeyin, onların hayatlarının her günü yaşadıklarından daha zor olamayacağını biliyorum. Bu yüzden, gerçek anlamda, atalarımıza kıyasla bizim neslin, bir rüya gibi yaşayan insanlar olduğunu düşünüyorum. Ne kadar zor olursa olsun, onların yaşadıklarının yanına bile yaklaşamaz. Bunu unutmayın.

Bu, imparatorluğa karşı mücadeleye devam etmeniz için size güç vermelidir.

Bunu düşündüğümde, bilirsiniz, şunu kabul etmeliyim ki, kölelik karşıtları tarafından ortaya atılan ve bu yerlerde yakınları olan insanlar tarafından düşünülmüş olan “hapishanede ölüm” ifadesi, Pennsylvania gibi yerlerde müebbet hapis cezasını çekmenin ne anlama geldiği gerçeğini uygun ve doğru bir şekilde yansıtıyor olsa da, bu hiçbir zaman benim tercih ettiğim bir terim olmadı. Şimdi bunu kullanıyorum çünkü insanların gerçekten anlamadıkları kelimelere ışık tuttuğunu ve derin bir düşünceyi tetiklediğini düşünüyorum.

Neden böyle söylüyorum? Çünkü sokakta yürüyen, markete giden ya da sadece parka yürüyen sıradan insanlara ömür boyu hapis cezasının onlar için ne anlama geldiğini sorarsanız, 15 yıl, 20 yıl, 25 yıl derler. Çünkü bilmiyorlar, değil mi? Onlar avukat değil, milletvekili değil, hapishane avukatı da değiller. Ama bana sorulduğunda ya da biriyle telefonda konuşurken kafamda tercih ettiğim terim, bunu “yavaş ölüm hücresi” olarak tanımlamaktır. Bence bu, düşüncemizi hem sınırlıyor hem de özgürleştiriyor. Çünkü sadece “ömür boyu” demek yetmez, çünkü bu aslında hayatın yokluğudur. “Yavaş ölüm hücresi”, sonsuza dek bir kafeste yaşamaktır. Genellikle Amerika’daki en soğuk, en acımasız koşullarda sonsuza dek süren bir hayattır, değil mi? Orada hiçbir yarın, işlevsel olarak herhangi bir dünden farklı değildir ve dün, bugün ve yarın arasında ortak olan tek şey baskıdır.

Bazen zihnimin beni götürdüğü yere gitmek istiyorum; çünkü orası düşünmek, rahatlamak ve olaylar üzerinde kafa yormak için güzel bir yer olabilir. Ama “baskı”dan bahsettiğimde, günde saatlerce, saatlerce, saatlerce bir hücrede kilitli kalmaktan söz ediyorum. Ve tek kişilik hücreden bahsetmiyorum, hapishanedeki sıradan “mahkumlar”dan bahsediyorum. Saatlerce, saatlerce, saatlerce bir hücreye kilitli kalmak ve Harrisburg’daki, Mechanicsburg’daki, Camp Hill’deki ya da hatta kaldığın bloktaki bir kural koyucunun rastgele saçmalıklarına maruz kalmak, değil mi? Asıl sinir bozucu olan şey, devlet yetkililerinin cezasız bir şekilde yalan söyleyebilme yeteneğidir.

Blok çevresinde dolaşma hakkımı reddettikleri konusunda bir şikayette bulunduğumu hatırlıyorum. Ve bulduğum birkaç davayı örnek gösterdim. O davalarda, insanların blok çevresinde dolaşabileceğinin belirtildiği durumlar vardı. Çünkü birisi, dinlenme odasında şınav çektiği için ceza aldığı için dava açmıştı ve onların cevabı şöyleydi: “Dinlenme odası egzersiz yapmak için uygun bir yer değil, dilediğiniz zaman blok çevresinde dolaşabilirsiniz.”

Sonra da bu konuda yalan söylediler, değil mi? Kısıtlama koltuğundan bahsettiğinizde aklıma “Reds” diye seslendiğim genç bir adam geliyor, bu onun takma adıydı. Uzun boyluydu, açık kahverengi saçları vardı ve astımı vardı. Avluda bir tartışmaya girmişti ve revir bölümüne götürüldü, bir kısıtlama koltuğuna oturtuldu, koltuğa kelepçelendi ve bu adamın yüzüne, büyük kavanozlar dolusu biber gazı –çünkü Cayenne biberinden yapılıyor – boşalttılar. Ve bir hemşire orada oturmuş izliyordu, değil mi?

Orada bunu yapan en az üç ya da dört CO (Cezaevi Görevlisi) vardı. Adam kelepçeli bir kısıtlama koltuğunda oturuyordu, ancak söylemesini istemedikleri şeyler söylediği için, nefes almayı bırakana kadar üzerine biber gazı püskürttüler. Astımı olduğunu söylemiş miydim? Biber gazının astımı olan insanlara ne yaptığını sanıyorsunuz? Onu öldürdü. Peki, sizce o gardiyanlardan ve diğer kişilerden kaçı hapse girdi? Hiçbiri. Sıfır, hiçbiri. Kovulduktan sonra işlerine geri döndüler. Aslında tatile çıkmış oldular, muhtemelen geriye dönük maaşlarını da aldılar, ama yine de kazançlı işlerine devam ettiler ve hiçbiri, kelepçeli, astımlı bir adamı biber gazıyla boğarak öldürdüğü için hapse girmedi.

Bence şu an, fırsatlarla dolu bir dönem. Neden böyle söylüyorum? Çünkü nesiller boyu hiç görülmemiş olaylara tanık oluyoruz. Daha önce, bu kadar küçük bir kesimin elinde bu kadar büyük bir servetin toplanışını hiç görmemiştik. Daha önce, şirketlerin, yapay zeka (AI) alanında teknik bir dev olarak dünyayı kimin ele geçireceğine karar vermek için üstünlük mücadelesi verdiğini hiç görmemiştik. Şirketlerin kuklaları ve politikacılar aracılığıyla insanlardan topraklarını nasıl aldığını ve devasa miktarda su tüketen veri merkezleri kurduğunu görüyoruz. Bu su, insanların susuzluğunu gidermek için, hatta hayvanların susuzluğunu gidermek için ya da göl, gölet veya nehir olarak kalmak için değil, bilgisayarların çalışırken ortaya çıkan ısıyı soğutmak için kullanılıyor, değil mi? İşte mesele bu.

Eğer isyan etmenin bir zamanı varsa, eğer direnmenin bir zamanı varsa, eğer insanların olabildiğince geniş, çılgın ve yaygın bir şekilde örgütlenmesinin bir zamanı varsa – işte o zaman budur! Çünkü sonra artık çok geç olabilir.

İşte bu an ve insanların bunu bir şekilde farkına varması gerekiyor, anlıyor musunuz? Ve bunun zorlu bir iş olduğunu biliyorum. Korkutucu gelebilir ama gelecek olanlar daha da zorlu ve daha da korkutucu olacak. Çünkü bu, sermayenin daha önce hiç dile getirilmemiş, hatta hayal bile edilmemiş şekillerde konsolide edildiği bir an. Çünkü bu, her şeyin ya da hiçbir şeyin söz konusu olduğu bir an.

“Life After Death Row”un bir parçası olan dostlarım Mike Stark, Kenny Collins, Stanley Howard, Marlene Martin ve Elisabeth T.’ye, bu prodüksiyonu hayata geçirdiğiniz ve halkla birlikte bu hakikat ve demokrasi çalışmasını gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Mumia Abu Jamal - Son Yazıları

Tüm Yazıları

Evrensel'i Takip Et