07 Eylül 2014 10:40

'Bir daha çıplak ayaklarla yürümemek için…'

IŞİD katliamlarından kaçarak Kuzey Kürdistan kentlerine gelen Êzidilerin sayısı her geçen gün artıyor. Şırnak, Mardin, Batman ve Diyarbakır’a gelen binlerce Êzidi için çeşitli yardım kampanyaları ve organizasyonlarda düzenleniyor. Binlerce Êzidi’nin geldiği Mardin’de de benzer manzaralar mevcut. Geçtiğimiz günlerde Mardin’deki Êzidileri ziyaret ettik.

Paylaş

Faruk AYYILDIZ

IŞİD katliamlarından kaçarak Kuzey Kürdistan kentlerine gelen Êzidilerin sayısı her geçen gün artıyor. Şırnak, Mardin, Batman ve Diyarbakır’a gelen binlerce Êzidi için çeşitli yardım kampanyaları ve organizasyonlarda düzenleniyor. Binlerce Êzidi’nin geldiği Mardin’de de benzer manzaralar mevcut. Geçtiğimiz günlerde Mardin’deki Êzidileri ziyaret ettik.

KÜRT HAREKETİNE DUYULAN MİNNETTARLIK

Yapımı tamamlanan ancak kullanım için açılmayan Mardin otogarı, Êzidilere tahsis edilmiş durumda. Yüzlerce Êzidinin kaldığı otogarın, girişinde futbol oynayan onlarca Êzidi çocuğu karşılıyor bizi. Otogarın içerisine doğru ilerledikçe, aileler ile de karşılaşıyoruz. İlk sohbet, elimizdeki fotoğraf makinelerinden gazeteci olduğumuzu anlayan Êzidi dedesinin, “Serok (Öcalan) ne zaman serbest kalacak?” sorusuyla başlıyor. Bu sorunun Êzidilerin, PKK ve YPG çizgisine duydukları güveni ve ‘minnettarlık’ duygusunun sonucu olduğunu anlayabiliyoruz. YPG kontrolünde Şengal Dağları’nda oluşturulan güvenli yollarla on binlerce Êzidi’nin kurtarılması herkesten çok Êzidileri etkilemiş durumda.

HERKESİN İHTİYACI KADAR…

Kürdistan’a gelen diğer Êzidilere oranla Mardin’deki Êzidilerin daha iyi koşullarda olduğunu görebiliyoruz. Otogardaki odalara, belediye tarafından klimalar takılmış ve sürekli elektrik mevcut. Yemek, su gibi ihtiyaçların da karşılandığı otogarda, ortak bir yaşam kurulmuş. Mardin halkı tarafından toplanan yüzlerce ayakkabı, kıyafet, yatak Mardin otogarında açık şekilde duruyor ve ihtiyacı olan, ihtiyacı kadar alıyor. Kimsenin ihtiyacından fazlasını almadığı otogarda, çocukların kendilerine uygun ayakkabı seçmeye çalıştığını görüyoruz.

KÜPELİ, KOLYELİ ÊZİDİ ÇOCUKLAR

Otogarı gezdikçe küçük Êzidi çocukları da gözümüze çarpıyor. Geneli sarışın, renkli gözlü olan bu güzel çocukların boyunlarında iplikten bir kolye ve genelinde küpe takılmış. İplikten kolyeler farklı ve her kolye farklı bir aileyi temsil ediyor, böyle olunca da çocuklar ailelerine ait kolyeleri takıyor. Erkek çocukların da çoğunluğuna takılan küpeleri sorduğumuz zaman ise bunun bir gelenek olduğunu anlatıyorlar. Çocukların birbirlerine benzer sarışın ve renkli gözlü hallerini ise Êzidilerin dışarıdan insanlarla evlenmiyor oluşuyla ilişkili olduğu ifade ediliyor.

‘TÜM AİLEM IŞİD’İN ELİNDE’

Otogarı dolaştıkça buradaki Êzidilerin tüm kültürlerini korumuş olduklarına şahit olurken, tam anlamıyla savaşın ortasından kaçıp geldiklerini de görüyoruz. Sohbet etmek için yanına yaklaştığımız Êzidi kadını Leyle Xorto Fereç, “Çetelerin Şengal’e saldıracağı bilgisi geldi ancak saldırabileceklerini tahmin etmiyorduk” diyor. IŞİD’in ağır silahlarla Şengal’e saldırmaya başlamasıyla birlikte canlarını kurtarmak için dağlara doğru kaçtıklarını anlatan Fereç, “IŞİD’in eline düşmemek için koşarak, yürüyerek dağlara ulaştık” sözlerini kullanıyor. Dağda gerillaların kendilerine yardım ettiğini söyleyen Fereç şöyle söylüyor: “Ailemden çok kişi kaçmayı başaramadı, IŞİD’in eline düştü. Kendileriyle telefonla görüşebiliyorduk ancak bir süredir iletişimimiz tamamen koptu.” Anlatırken, ağlamaya başlayan Fereç, iki kardeşinin ve ailesinin IŞİD’in elinde olduğunu gözyaşları içerisinde anlatmaya çalışıyor ve ekliyor: “Biliyoruz; IŞİD onları hiç bırakmayacak.”

ŞENGAL DAĞLARI’NDAN AKILDA KALAN; SU

Fereç’le sohbetimizi kenardan dinleyen Naif Mello Sile, Fereç ağlamaktan konuşmaya devam edemeyince söze giriyor ve ekliyor; “IŞİD geldiğinde bizimle birlikte Peşmergeler de kaçtı.” “Daha sonra hevaller (YPG/PKK) geldi ve bize IŞİD noktalarını sordular” diye devam eden Sile, ailesinden 21 kişinin şuan IŞİD’in elinde olduğunu söylüyor. Akrabalarının da köyde olduğunu ve IŞİD’den kaçamadığını anlatan Sile, “Zor günler geçirdik, Şengal’de silahlarımızla kendimizi savunmaya çalıştık ama lojistik bittikten sonra dağlara sığınmak zorunda kaldık” diyor. Hepimizin günlerce konuştuğu ve medyaya da yansıyan ‘Şengal Dağları’ndaki susuzluk’ problemine de değinen Sile, en çok suya ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor.

TEKRAR KATLİAMA UĞRARIZ KORKUSU VAR

Xonak Hesen isimli kadın da savaşın ortasından kaçtıklarını anlatıyor. Gece 03:00 gibi IŞİD saldırılarının başladığını anlatan Hesen, üç saat boyunca köylülerin IŞİD ile savaştığını ancak daha sonra kurşunun bittiğini söylüyor. On saatlik bir yürüyüşün ardından köylerinden, Şengal dağına ulaşabildiklerinin altını çizen Hesen, “Ne bizim ne çocuklarımızın ayağında ayakkabılar vardı. Çıplak ayaklarla yürüdük” deyip, yara olan ayak tabanlarını işaret ediyor. Köylerinde çok sayıda insanın katledildiğini söyleyen Hesen, “IŞİD tamamen oraları boşaltana kadar asla geri dönmeyeceğiz. Çünkü bir daha gelirlere hiçbirimiz sağ kurtulamayız. Bir kez daha çıplak ayaklarla IŞİD’den kaçmak istemiyoruz, kaçamayız” sözlerini kullanıyor.

ÖNCEKİ HABER

Torun\'un inşaatı erken bitsin diye 24 saat çalışma izni verilmiş!

SONRAKİ HABER

AA'dan 31 Mart seçimleri açıklaması: AA veri aktaran bir medya kuruluşudur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa