06 Eylül 2014 19:44

Gönül... Hasret... Aysel... Yalnız değilsiniz!

Ülkemizde kadına yönelik şiddet bitmek bilmiyor. Neden, nasıl oldu da bu kadar yoğun bir katliam yaşanıyor? Burnumuzun dibinde, mahallemizde, işyerimizde, evimizde yaşanan, sayısı her geçen gün artan kadın cinayetleri ve şiddet artık ülkenin en temel gündemlerinden olmak zorunda.

Paylaş

Yüksel YILDIZ
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği

Ülkemizde kadına yönelik şiddet bitmek bilmiyor. Neden, nasıl oldu da bu kadar yoğun bir katliam yaşanıyor? Burnumuzun dibinde, mahallemizde, işyerimizde, evimizde yaşanan, sayısı her geçen gün artan kadın cinayetleri ve şiddet artık ülkenin en temel gündemlerinden olmak zorunda.
Eğitimlisi, eğitimsizi, akademisyeni, işadamı, demokratı, aydını, işçisi, işsizi... Toplumun her tabakasından erkekler, kadın üzerinde her tür baskı ve şiddeti kurmak için yaratılmış görüyor kendini adeta...
Kadın çaresiz ise katlanabildiği kadar katlanıyor. Artık katlanamadığı an, ailesine sığınıyor çoğunlukla. Aile feodal değerlere sahipse kadın yine baskıyla karşılaşıyor, eve hapsediliyor ya da “çocuğun gelmesin, sen istersen gel” deniyor. Evladından vazgeçemeyen anne ya zindan olan hayatına tekrar dönmek zorunda kalıyor ya da “ben bu kaderi yaşamak zorunda değilim” deyip hukuk mücadelesi başlatıyor. Fakat bu hukuk mücadelesi de ayrı bir boğuşma kadın için. Kah boşanamıyor, kah boşanma davaları uzadıkça uzuyor... Tehdit altındaki kadına ya koruma verilmiyor, ya verilen korumalar görevlerini yapamıyor ya da korumalarla beraber kadının da hayatına son veriliyor...
 

‘BANA BİR YOL’
Çalıştığım işyerinde yeni işe başlayan arkadaşın, Aysel’in davası gibi... Aysel 31 yaşında görücü usulü evlenmiş genç bir kadın, bir kızı var. Benim kadın derneğine üye olduğumu iş arkadaşlarımdan öğrenmiş. “Tanışmak, konuşmak istiyorum sizinle. Ben eşimden boşanmak istiyorum ancak mahkeme uzadıkça uzuyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum, bu konuda yardımınıza ihtiyacım var. Siz kadın derneği olarak bana nasıl bir yol gösterirsiniz?” diyerek yanıma geldi. Ona işyeri dışında, ailesiyle birlikte görüşmeyi önerdim. Sağolsun bizi evine davet etti.
Aydıntepe’de üç katlı bir ev. Yaklaşık bir buçuk yıl önce evinden kaçıp sığınmış ana ocağına. “Gidecek başka yerim yoktu” diyor. Evde iki annenin varlığı bizi daha bir sarsıyor; bir baba ve iki eş. İlk eş, Aysel’in annesi; yıpranmış yaşlanmış bir kadıncağız. Üvey anne biraz daha cabbar, güçlü bir kadın, ancak feodal değerler yıkılmamış.
Her hizmeti görülen baba haliyle güçlü bir figür. Konuşuyoruz. Aysel’i anlatıyor: “‘Evlenme kızım, bu adamdan koca olmaz’ dedim ancak beni dinlemedi evlendi, bir de üstüne üstlük çocuk yaptı”. Aysel’e bakıyorum; Çocuk yaptığı için sanki dünyanın en büyük suçunu işlemiş...
“Evlendiler ve ben kızımı 8 yıllık evlilik hayatında sadece beş defa gördüm. Kızıma ulaşamıyordum eşi ‘hiçbir şekilde annen ve babanla görüşmeyeceksin’ diyormuş. Aysel doğum yaptığında hastaneden aradılar, gittik hastaneye. Ama kızım sanki benim kızım değildi. Zayıflamış, perişan, biçare kalakalmıştı. Doğum yaptığı için sağlıklı beslenmesi gerekiyordu. Ancak damadım olan o adam hiçbir şekilde kızımı yanıma dahi getirtmedi. Her zaman diyordum ‘kızım gel, bırak o adamı. Ancak ‘çocuğumu nasıl bırakırım baba’ diyordu. E kızım ben de senin babanım, ben seni nasıl bırakırım?”
 

KAYBEDECEK HİÇBİR ŞEY YOK
Aysel, “yuvam yıkılmasın, kızım perişan olmasın” diye görüşmemiş ailesiyle. Zaten en büyük hatamız hep “yuvamız yıkılmasın” diye diye her şeye katlanmak ve bunun bedelini en ağır şekilde çocuklarımızdan ve hayatlarımızdan çalarak ödemek olmuyor mu?
Aysel’in 8 yılının sadece bir haftası güzel geçmiş. Eşinin defalarca tecavüzüne maruz kaldığı, çocuğunun yanında cinsel şiddet gördüğü, evde sürgün hayatı yaşadığı, sokağa ekmek almaya bile çıkamadığı, sürekli hakaretler, dayak... sayısız işkencelerle geçen 8 yıl. Artık “Kaybedeceğim hiçbir şey yok; çok çabaladım, çok emek verdim düzelir diye, ama maalesef düzelmedi” diyor.

HAYALİ’ KORUMA
Aysel, “Boşandıktan sonra da hayatımdan çıkmayacak biliyorum, tehditleri de bitmeyecek, ama ben onunla bir dakika yan yana gelmektense ölürüm daha iyi. Ölüm benim için kurtuluştur” diyor. “Bu adam ya bana ya da ailemden birilerine büyük zararlar verecek. Normal değil psikopatın teki; ne yapacağını, nasıl davranacağını çözemezsiniz... Polis koruması istedim. Meğer koruma verilmiş, ancak ben bunu, korumanın gününü tamamlanmasından sonra yanıma gelip kendini tanıtıp ‘ben sizin korumanızdım, görevim bitti, bugün son günüm. İsterseniz tekrardan koruma talebinde bulunabilirsiniz’ demesiyle öğrendim.” Aysel şaşkına dönmüş, görevli memura söylenmiş: “Ben sizi hiçbir şekilde yanımda, çevremde göremedim? Nasıl bir görev bu, nasıl bir koruma bu?”
Aysel’in dinlerken aklıma Gönül Çalışkan geliyor. Aynı mahallede yaşayan, bu kadar ortak yanları varken birbirinden bu kadar uzak kalan iki kadın... Aysel’e akşam Gönül’ü ziyaret edeceğimizi söylüyoruz. Gönül’ü duymuş; “Kadın ne yapsın! Hepimiz aynısını yaşamayacak mıyız?” diyor.
 

ELLERİMİZLE DÜZELTECEĞİZ
“Yaşamayacaksınız, bu sizin kaderiniz değil, ne Gönül’ün ne de senin Aysel. Kendi gücümüzle hayatımıza yön vereceğiz; tepetaklak olan hayatımızı biz kendi ellerimizle yeniden düzelteceğiz. Aysel olsun, Gönül olsun. Sizler bir başlangıç yaptınız hayatlarınızda ‘sonuçları ne olursa olsun katlanacağız’ dediniz. Boşanmak için ilk adımı attın Aysel ve bu belki senin hayatının bir dönüm noktası, yeniden başlangıcı olacak.”
Biz Aysel’e ve ailesine kısaca ne yapmamız gerektiğini anlattık. Ailesi, “Bu adamdan kurtulsun yeter ki, ne gerekiyorsa yaparız” diyor. Avukatı ile görüşme talebinde bulunduk. “Bizim de bu davalara bakan kadın avukat arkadaşlarımız var ve size yardımcı olabilirler” dedik. Aysel’in bakışları değişti “Yani boşanabilir miyim, boşanacak mıyım? Ya çocuğumu bana vermezlerse?”...
Aysel’in davası Kasım ayında görülecek. Biz de dernek olarak tüm gücümüzle Aysel’in yanında olacağız. Birlikteliğimizin gücü, ailenin desteği ve Aysel’in inancıyla bu işi başaracağız. Bugün Hasret için adliye önlerinde bekleyen, dün Gönül için seferber olan, bugün senin için “Ne yapabiliriz” diyebilen yüzlerce mahalleli kadın ve bir derneğimiz var artık.

HASRET HEPİMİZE ÖRNEK
Hasret’ti örnek veriyorum Aysel’e; “bak işte, mahalleli var Hasret’in arkasında, kadın dernekleri var. Çünkü bilinçli, güçlü ve örgütlü bir kadın, nasıl davranacağını bilen bir kadın. Vücudunun 43 yerine tornavida ile saldıran, onu öldürmekten başka bir şey düşünmeyen bir adamın karşısında korkusuzca adliye önünde basın açıklaması yapan, kendi ile beraber tüm kadınlara örnek olacak bir davanın bekçisi. Hasret hayatından endişe edip bekleseydi, ‘kaderimdir’ deseydi, yalnız kalsaydı belki Hasret şu anda hayatta olamayacaktı. Düşün, Hasret’in ayakta durabilmesi için ona omuz veren onu korumak için seferber olan mahalleli ve kadın dernekleri var; bütün davalara emsal olacak.”
 

ÖNCEKİ HABER

Bir kadın cinayetinin ardından

SONRAKİ HABER

Ankara ve Mardin'de sosyal medya operasyonu: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa