06 Eylül 2014 19:18

‘Evimize bomba düşse kurtuluşumuz olurdu’

Hiçbir şey örtemiyor insanlık adına yaşanan utancı. Mülteci bile olamayan, hiçbir hukuki statüye sahip olmadıkları gibi onlara yönelik suçlara da hiçbir yaptırım uygulanmayan binlerce kadın yanı başımızda yaşam savaşı veriyor.

Paylaş

Fatma KESKİNTİMUR


“Biz tecavüzden kaçtık, ölümden değil” diye başlıyor Suriyeli sığınmacı kadınların “dayanmak için taş olmak gerek” dedirtecek hikâyeleri… Bir film afişinde ya da bir kitap kapağında değilse hele o sözler ve kaçtıkları yerde de her sokağa çıkışlarında yine tecavüzse yöneltilen tehditler, ne paklar ki artık bunlara göz yuman insanlığımızı!
 

ERKEK SESİ DUYDUKLARINDA...
Humus… Üç yıl önce 30 asker (Esad’ın olduğu söyleniyor) basıyor evlerini. 12 ile 25 yaş arası yedi kızı, 10 yaşlarında bir oğlu ve kocasıyla birlikte yaşıyor evde 65 yaşındaki Suriyeli kadın. Oğlu ve kocasını duvara bağlayıp 7 kıza sırayla tecavüz ediyor askerler… Sonra da kızların önünde babalarını ve kardeşlerini keserek öldürüyorlar… “O an bir bomba düşseydi eve, kurtuluşumuz olurdu” diyor önce. Kızlarına bakıyor sonra, topluyor gücünü...  Beklese yine gelecekler, bunlar değilse ötekiler… Öyle ya “kim kimle düşman ve ne için savaşıyor belli değil.” Düşüyor yollara gece vakti gizlice. Yedi kızı önüne alıp ilk göç yolunda bir anne… O sıralar nispeten sakin Şam’a kaçıyorlar bir şekilde, yardım edenler oluyor hemen. Elektriklerini yapmak üzere eve gelen bir erkek ortaya çıkarıyor hikâyenin gerçeğini aslında. Duvarın dibine dizilmiş, yere çömelmiş durmadan sallanan ve korkudan gözleri büyümüş, en küçüğü 12 en büyüğü 25 yaşında kızları görünce dehşete kapılan adam, korkunun nedenini “erkek sesi duyduklarında böyle oluyorlar” diyen annelerinden öğreniyor. Biz de Antep’te tüm bunlara tanıklık eden bir başka Suriyeli kadından… Bomba düşmüş müdür o sığındıkları eve de bilmiyor kimse ama bütün bunlardan kaçıp ülkemize gelenlerin burada da yaşadığı korkular, aynı karanlığa gömüyor hepimizi…

SIĞINDIKLARI YERDE DE RAHAT YOK
Yukarıbayır Mahallesi’nde iki kadın, çocukları ve kocalarıyla bir evde yaşam mücadelesi veriyorlar. Şam’da bıraktıkları hayatlarından getirebildikleri tek şey belleklerine kazınan acılar. Tabi bir de tüm bu acılara rağmen ikram etmekten kaçınmadıkları kahveleri… “Şükür” diyorlar yine de “Çocuklarımız sağ.” Üç Antepli kadınla gittiğimiz evde sanki yıllardır dostmuşuz gibi saatlerce süren sohbetimize kızları da katılıyor kadınların… Ülkesinde ekonomi okumaya başlayacak olan şimdi çalışmak zorunda… Hastalanınca çalışamayan annesinden sonra o da eve para getirme telaşında. Küçük kız 15 yaşında, halen kabullenemiyor şimdiki hallerini ve aklı hep okulunda. Geleceğinden endişesi, yüzündeki masumiyeti kapatamasa da, korkularını gizleyecek bir gülüşe de sığınamıyor ne kadar çalışsa da…
Kadınlardan yaşça daha büyük olanın iki kızı da Suriye’de kalmış. “Elimiz yüreğimizde” diyor, “Oldukları yere bomba mı düşer, yoksa çeteler mi girer, bilinmez.” Onların neden gelmediğini sorduğumuzda aldığımız yanıt ürkütücü. Söylediğine göre kızlardan birini getirmişler geçen yıl, fakat burada yaşadıklarına dayanamayıp dönmeyi tercih etmiş çocuklarıyla beraber. “Onun küçük çocuğu vardı” diyor annesi anlatırken ve devam ediyor: “Çocuklar küçük, ne kadar durur ki evin içinde kapalı? Aldık parka gittik, oynuyor çocuk kendi halinde, bir baktım sıkıştırıyorlar küçücük kızı. Daha kendileri de çocuklar, toplanmışlar etrafına, rahat vermiyorlar. ‘Pis Suriyeli, gidin evinize’, ‘size şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ deyip korkutuyorlar çocuğu. Koştum gittim, tuttum çocuğu, ‘niye böyle yapıyorsun’ diyecektim ki bana da olmadık hareketlerle tacize başladı. ‘Annen yaşındayım evladım, utanmıyor musun’ dedim. Küçücük çocuklar bile, bize rahat vermiyorlar. Kız da dayanamadı bu kadar aşağılanmaya, gitti.”
Sığınmacı kadınların son sözleri özetliyor aslında, bir yerde ‘öteki’ olarak yaşamanın, hele ‘öteki ve kadın’ olarak yaşamanın ne kadar zor olduğunu: “Mecbur kalmadıkça çıkmıyoruz dışarı, çıksak da buradaki kadınlar gibi giyinip Suriyeli olduğumuzun anlaşılmamasına çalışıyoruz.”

DÜŞMANLAŞMAYA KARŞI KADIN DAYANIŞMASI
Girdiğimiz onca evde hikâyeler de korkular da hep ortak. Fethiye Abla’nın mahallenin yardımlarıyla yaşadığı harabeler de, Azize Abla’nın iki çocuğu ve kocasıyla sığmaya çalıştığı 10 metrekare odanın duvarları da ve hatta sokakta bedenini satmak zorunda kalan onlarcasının gizlendiği karanlık da örtemiyor insanlık adına yaşanan utancı. Mülteci bile olamayan, hiçbir hukuki statüye sahip olmadıkları gibi onlara yönelik suçlara da hiçbir yaptırım uygulanmayan binlerce kadın yanı başımızda yaşam savaşı veriyor. Üstelik hiçbir savaşa taraf olmadıklarını söyleyip savaştan kaçtıkları yerde…  
Yaşadıkları, bu derginin sayfalarına sığmaz. Hikâyelerini dinledikten sonra Ekmek ve Gül’den bahsediyoruz. Buradaki kadınlardan, kadınların birbirlerinin hayatlarına nasıl dokunduklarından konuşuyoruz. Belki Suriye’deki savaşın bitmesine dair değil ama buradaki düşmanlaşmanın sonlanmasına dair bir umut, birbirimize verebildiğimiz en büyük destek olsa gerek. Tüm girdiğimiz evlerden söz alıyoruz; Antepli kadınlarla Suriyeli kadınları bir araya getireceğimiz toplantıya katılacaklarını söylüyorlar memnuniyetle.

ÖNCEKİ HABER

Umudu kadınlar büyütüyor

SONRAKİ HABER

Ankapark’ta ücretleri ödenmediği için iş bırakan işçiler içeri alınmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa