‘Eşek Bildiği Yola Gitsin, Sen Sana Yakışanı Yap!’

‘Eşek Bildiği Yola Gitsin, Sen Sana Yakışanı Yap!’

'Evrensel ve Güncel' kitabı, Aralık 1991 tarihinden itibaren her sayısıyla edebiyata ve sanata mührünü basan 'Evrensel Kültür' Dergisi’ni anlatıyor. Ama bu anlatma sıradan, bir derginin tanıtım yazısından oluşmuyor. Aydın Çubukçu gibi usta bir kalem tarafından ele alınması, bu kitabı klasik bir eser niteliğine kavuşturuyor.

Adnan GERGER

Bu ülkede edebiyat dergilerine yönelik eleştiri yazılarını bulmak o kadar kolay değildir. Bunun nedenlerinden biri, edebiyat dergilerinin pırpırım tohumu gibi bittiği bir coğrafyada nitelikli ve uzun soluklu olanını bulmanın çok güç olması. Benim derdim de edebiyat dergisi sorunsallığını irdelemek değil zaten. Ancak edebiyata gerçek kimliğini ve anlamını kazandıran, onun çıtasını yükselten; tüm sanat disiplinlerinin olanaklarıyla yaşamı yorumlayan bir kitabı paylaşmak istiyorum.

“EVRENSEL VE GÜNCEL” KİTABI VE AYDIN ÇUBUKÇU
“Evrensel ve Güncel” kitabı, Aralık 1991 tarihinde yayınlandığı andan itibaren her sayısıyla edebiyata ve sanata mührünü basan “Evrensel Kültür” Dergisi’ni anlatıyor. Ama bu anlatma sıradan, bildiğimiz bir derginin tanıtım yazısından oluşmuyor. İşte bu kitabı da böylesine eşsiz ve klasik bir yayın haline getiren ayrıntı da burada gizleniyor. İçeriğiyle (bu anlamda yayımlanan belki de ilk kitap) ender bir kitap olması açısından ayrı bir önem kazanan kitabı Aydın Çubukçu gibi usta bir kalem, gerçek bir düşünür tarafından ele alınması, bu kitabı klasik bir eser niteliğine kavuşturuyor.  
Kitap, her biri tartışılan, büyük ilgi gören ve bir sanat şaheseri niteliğini kazanan Evrensel Kültür Dergisi’nin kapakların yorumlarından oluşuyor. Aydın Çubukçu’nun o nefis sözcükleri, kimi kez gülümsetiyor, kimi kez insanın içini burkuyor ama her şeyden önce insanı düşündürtüyor, sorgulamayı öğretiyor ve bakış açısının boyutlarına derinlik kazandırıyor. Bir sayfasında resimlere bakarken diğer karşı sayfasında böylesine derinliği olan yazıları okurken keyif alıyorsunuz ve kitabı elinizden düşüremiyorsunuz. Aynı zamanda 1991 yılından 2012 yılına kadar yaşanan en önemli toplumsal sorunların da irdelendiği bu yazıların nasıl bir edebi şahesere dönüştüğüne de hayret ediyorsunuz.
Aydın Çubukçu önsözünde, her zamanki mütevazılığıyla yazıların gerçekte kolektif bir tartışmanın ve araştırmanın ürünü olduğunu belirtiyor, Evrensel Kültür Emekçileri’nin, Meral Gündoğdu, Nuray Sancar, Tevfik Taş, Ali Özgüley, Hakkı Özdal ve Eylem Yıldızer’in görüşleriyle, eleştirileriyle, buluşlarıyla “sunu”ların doğuşunu hazırladığını söylüyor. Çubukçu bu kitabı niye yazıldığının gerekçesinin altını şöyle çiziyor:
“Dergicilikte sunu, ilk sayfada yer alan ve okuyucuyla “hasbıhal” niyetine kaleme alınmış bir yazı olagelmiştir. Genellikle güncel gelişmelere dair derginin kendine özgü görüşünü kısaca aktarır ve içerik hakkında bilgi verir. Kuşkusuz bu geleneğin okuyucu için yararlı bir yanı vardır.
Biz, Evrensel Kültür’de farklı bir yol izlemeyi denedik ve düşündüğümüz işleve uygun olarak siyasal uyarmayı öne çıkaran bir biçim bulmaya çalıştık. Bir resim ve onun içinden geçerek güncel olaylara değinen birkaç söz!
Bu kitapta derlenen yazıların dayanağı, pek çok sanatçı tarafından yaratılmış yüzlerce imgedir.”
İmgelerin zengin doğasından yararlanarak, Evrensel Kültür kapaklarının özgünlüğünü sağlayan yolu açtığını söyleyen Çubukçu, imgelerin neden önemli olduğunu da şöyle açıklıyor:
“Büyük sanatçıları eşsiz ve kalıcı kılan, nesneler, olaylar ve insanlar arasındaki ilişkiler ağını gözlerken ve onlar hakkında düşünürken yepyeni bağlantılar keşfetmeleridir. Düğüm noktalarını görebilmek ve bunun biz fanilere hangi biçim altında gösterebileceğini bulmak onların imge yaratıcılığının temelidir.
Bunu başarabilenlerin sözü evrensel bir güç kazanır. İnsan olar her yerde anlaşılabilecek ve en önemlisi, bütün zamanlar boyunca gündelik ilişkiler içinde kendisine bir yer bulabilecek sözlerdir bunlar…”

GAZETE OKUYUCUSU
Gerçekte bu yazım, bir kitabın tanıtım yazısı değildir. Yazımın girişinde de size bir kitabı paylaşmak istediğimi söylemiştim ama bu kitabın aradan kaç yıl geçerse geçsin güncelliğini koruması, günümüze “çuk” diye oturması beni çaresiz bıraktı, doğrusunu isterseniz. Çünkü hangi yazıyı paylaşayım bilemedim. Yine de Çubukçu’nun o nefis sözcüklerinden bir seçki derledim ve bir Pazar günü keyfi olarak size sunmaya karar verdim. Siz asıl, bu kitabın tümünü görselleri karşınızda okuduğunuzda asıl ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. İşte o seçkiler:

-    Alman yontucusu Teo Balden’in ‘Gazete Okuyucusu’ adlı bu heykeline, bugün Türkiye’de iki açıdan bakılabilir. Size yalnızca boşluğu, kendi varlığınızdan, kimliğinizden bile kuşkuya düşeceğiniz bir boşluğu anlatan gazeteler… Yüzlerine baktığınızda, her an içine çekilebileceğiniz bir “kara delik” duygusu uyandıran kağıt parçaları… Bir başka gazete okuyucusu, kaleminin sorumluluğunu canıyla ödeyen yazarların bıraktıkları boşlukla açılan pencerelerden görmeye başlıyor dünyayı. Gözlerindeki perde, ancak okuyup geçtikleri bir yazarın kurşunlarla yere serilmesinden sonra açılıyor. Endişeyle belleğini yokluğu: Ne demişti o? Kimdi Apê Musa? (Sayfa: 19- Ekim 1992)
-    “Sivas”, 2 Temmuz 1993’ten bugüne, bir kentin değil, siyah yoğun bir düğüm noktasının adıdır. Bütün düğümler gibi, zamanın, nesnelerin ve olayların sonsuz akışı içindeki anlık bir kopuşun ve yeniden daha sıkı bağlanmanın simgesidir. (Muzaffer Elhan Erdost’un ‘Yanarca’ adlı tablosu. Sayfa:39. Temmuz- 1994)
-    4 Aralık günü sabaha karşı, “Özgür Ülke” gazetesinin teknik hazırlıklarının yapıldığı bina ve başlıca büroları, tam anlamıyla yerle bir edildi. Ertesi gün okuyucuları, “Özgür Ülkeyi”yi yaraları aceleyle sarılmış, kopuk damarlarını dişleriyle sıkarak kanını durdurmaya çalışır halde, yine ellerinde buldular. İsmail Yıldırım’ın tablosu, artık yalnızca içerdiği ateşle anılacak bir eski yıldan çıkıp “yeni yıla” girerken anlamlı olacak türden bir “Kış Manzarası”dır. (Sayfa: 47. Ocak-1995)
-    Hem her şey artık bilenmiş bir bıçak olarak bıçağı bilemeye koyuluyor. Metin, tükenen bir çarka, çarpa çarpa.. Ve herkes “Hepimiz Metiniz” diyor. ((Kasmir Malevich’in ‘Bıçak Bileyicisi’ adlı tablosu. Sayfa: 61. Şubat-1996)
-    Kanlı gözlerini Ortadoğu’ya diken Amerikan emperyalizmin acımasızlığının, çıkarcılığının, şiddet ve saldırganlığının yanında, birbirini ezen Keantaur’ların vahşeti, yılkı atlarının oynaşması kadar masum kalır. (Keantaur’lar: Efsaneye göre, yarı insan yarı at yaratıklardı. Çoğunlukla saldırganlardı. Arnold Bocklin’in ‘Centaurs’ adlı tablosu. Sayfa: 81.Mart 1998)
-    Sanat ve Edebiyat dünyası, piyasa ilişkilerinin bataklığına sürüklenen eleştirinin yapmacık felsefesiyle beslenmeye çalışıyor. Yazarlığa soyunanlar, televizyon gösterilerinin yarattığı yeni dilenciliğin söylemiyle “biraz yardımcı olun n’olur” diyerek tekelci yayınevlerinin kapılarında dolaşıyorlar. (Raol Hausmann’ın ‘Sanat Eleştirmeni’ adlı tablosu. Sayfa:91. Nisan 1999.)
-    İnsan hayatının ölçüsü takvimin gösterdiği sür midir, yoksa bir ömre sığdırılmış işlerin ve eylemlerin toplam niteliği mi? ( Pieter  Claesz’in‘Natürmort’ adlı tablosu. Sayfa:93 Ağustos-1999)
-    Büyük güç, kendisine tapınanların zayıflığından doğar ve oradan beslenir. (Goya’nın ‘Büyücü’ adlı tablosu. Sayfa: 99. Aralık-1999)
-    Giorgio de Chirico, 1913’te yaptığı resme “Politikacının Melankolisi” adını vermiş. Alçakgönüllü bir sanat eseri. Politikacının neleri ezerek, nelerin üzerinde yükselerek o iktidar meydanına kurulduğunu, onunla kıyaslayarak düşünmemizi sağlayan küçük bir işaret. Protesto seslerini duymadıkça, suçları yüzlerine vurulmadıkça, işlerin yolunda gittiğine inanmaları kolaylaşacak. Metropol kentlerinde meydanlar boş, sokaklar sessiz, polisler rahatsa eğer, sömürgelerin yıkılmış, yağmalanmış halkların feryadı da kesilecek sanki! (Sayfa: 119. Ağustos-2001)
-    Demokratik toplum özlemini en yakıcı bir biçimde duyan aydınların, yazar ve sanatçıların örgütleri de, diğer sendika ve derneklerden daha etkili değil. ( Kapak tasarımı: Savaş Çekiç. Fotoğraf: Emre Yılmaz. Sayfa: 127. Nisan-2002)
-    Türkiye’de demokrasi, kendisine bağlanan bütün umutlara, güven ve eşitlik beklentileri yaratan imgesinin çekiciliğine karşın, egemen güçlerin kavram dağarcığında, bir Demokles Kılıcı anlamı taşımaktadır. Hiçbir tehdit tek taraflı değildir. Tehdit eden, aynı zamanda daima tehdit edilendir. ( Kapak tasarımı: Savaş Çekiç. Fotoğraf: Emre Yılmaz. Sayfa: 135. Ekim-2002)
-    Önemli olan eşeğe ters binmeyi düşünebilmekti! Nasreddin Hoca yaşıyor ve eleştirmeye devam ediyor ve hatırlatıyor:
Eşek bildiği yola gitsin, sen sana yakışanı yap!
    ( Kapak Tasarımı: Sayfa: 147. Mart-2008)
-    Silahlar sussa bile, bir gün o birikintilerin içinden karanlığın yeniden doğacağını umut etmek için yeterince nedenleri var. “Kürt sorununun çözümü”, bu ülkede yaşayan bütün halklar için hak ve özgürlüklerin tümüyle kazanıldığı bir aydınlık anlamına gelmedikçe, leş kargaları umut beslemeye devam edecek. ( Kapak Tasarımı. Ömer Ülkenciler. Sayfa: 155. Haziran- 2009
-    Çetin bir dönemden geçiyoruz ve iktidar, halkın tümünü teslim almaya yönelik girişimlerini özellikle aydınlar üzerindeki baskısıyla ilerletmeye çalışıyor. Bu anda “mutfak çalışması” önem kazanıyor. Tutuklamaların, yasaklamaların meşru ve gerekli gösterilebilmesi için televizyon ve gazeteler, haberlerinden programlarına, köşe yazarlarından muhabirlerine tümüyle seferber ediliyor ve “cepheye” salınmadan önce kalemleri kabaca uygun biçime sokuluyor. Bu topraklar korku imparatorluğu kurmaya kalkışanları çok gördü.( Kapak tasarımı: Özcan Yaman. Sayfa:175. Aralık-2011)

www.evrensel.net