16 Mart 2014 11:19

Yedi bıçak yarası

Bizi öldürdükten sonra karşımıza geçip, gelmişimize geçmişimize küfretmeyin bari. Sokağa çıktığımızda “kamu” demeyin. Kamu sokaktayken iki satır hürmet edin.

Paylaş

Mehmet Said AYDIN*

Dimağımız kirleneli çok olmuştu ama kalbimizi de kirletmeye çalışıyorlar. Kim “onlar”? Berkin’in annesini yuhalayanlar mesela. Taziye denen şeye iğne ucu kadar hürmet etmeyip, “ölüler üzerinden konuşuyorsunuz” dedikten hemen sonra, başka bir genç bedenin ölümü üzerinden konuşanlar. Bunlar bunlar işte, onlar onlar. Biz biziz. Aslına bakılırsa, zaten biz bizeyiz de.
Berkin’in taziyesi için Okmeydanı Cemevi’ne vardığımda, ağlamayacağım diye söz vermiştim kendime. Bu sözün sözlerin içinde kıymeti başkası için nedir bilemem ama benim için mühimdi. Epey hem de. Ve orada arkadaşlarımı göreceğimi, bazısıyla iki satır bile konuşamayacağımızı, uzun suskunluklara mecbur kalacağımızı, habire sigaraya abanacağımızı biliyordum az çok. Taziye denen şeyin neye yaradığını bir daha tecrübe ettim, o ayrı.
Onur’la yan yanayız, sigara içiyoruz. Çok bakmadık birbirimize çünkü Ali İsmail öldüğünde, uzun bir telefon konuşması hatrımızda ikimizin de. Sonra “artık olmayacak” diye başına oturduğum “rahmet” diye bir şiir. Göğden yağan o yağmur, o teras katı, o defter. Defterde gördüğüm o not ve o notun şu dize olması kendiliğinden: “yazmışım yan sayfaya: yumurta, domates, ekmek” Gece boyunca çalıp dönüp duran “Mağusa Limanı” türküsü ve de.
Kaç gündür müzik yok. Cahit Külebi’nin “İstanbul” şiirindeki gibi söylersem, “içimdeki şarkı bitti”. Sigara bitiyor, Onur duruyor, bir şey diyecek belli. Diyeceği şeyin beni ağlatmamasını umuyorum içimden, diyorum ağlamayayım. Daha durayım, taziyemiz var ama ağlamayayım. “Kaç senedir İstanbul’dayız, şu Cemevi’ne kaç taziye için geldik, düşünsene...” Suskunluk. Ağlamıyoruz. Kaç defa gittiğimiz, Okmeydanı, Taksim, Ümraniye, Kartal, Kadıköy hepsi bir bir gözümün önünde. Batıkent Cemevi ve de, Ankara’daki o. Hani Ethem’e yetişemediğim ah ki Fuat’ımızı gördüğüm.
Yeni bir şey söylemek çok olası değil. Görüyorum, birilerinin içi katran kara. Burakcan’ın babasıyla Berkin’in babasının telefon görüşmesine ölesiye üzüldüğünü gördük bazı insanların. Bu da bizim dünyadaki cezamız. Ölüm üzerinden siyasetmiş de, terörist falanmış da, sapan ve bilyeymiş de. İtidali başkası önersin, benim elimden o gelmez ama bu katran kara gönüller karşısında lal olmamak eldeyse, oraya gitmek istiyorum. Oraya gitmek, orada olmak ve mümkünse orada kalmak. Ben Okmeydanı Cemevi’ne taziyeye, Sibel Yalçın Parkı’na hasta tutsaklar için açılmış çadıra gitmek istemiyorum artık. Eğer bunun üzerinden siyaset yaptığımızı düşünen de varsa, karalığı karşısına Berkin’in o gülen yüzünü, Ali İsmail’in çehresini koymak istiyorum. Yok anam babam, yok bacım kardaşım vallahi ben ölülerimiz üzerinden bir şey daha demek, bir şey daha yazmak istemiyorum. Ama sen benim kardeşimi, sen benim ablamı abimi öldürdün ben kendimi bildim bileli, üstüne çokbilmiş komplo tezleri yazdın, büyük büyük manasız laflar ettin ve sonra bana “otur yerinde, dua et seni öldürmedik.” dedin. Diyorsun. Bunu da reddetmeyeceksin ya.
Bizi öldürmeyin, biz gene yazacak, kederlenecek, dertlenecek şeyler buluruz.
Bizi öldürdükten sonra karşımıza geçip, gelmişimize geçmişimize küfretmeyin bari. Sokağa çıktığımızda “kamu” demeyin. Kamu sokaktayken iki satır hürmet edin.
Biliyorum, boşa konuşuyorum. Berkin’i toprağa verdik, döndük su ve gaz yedik, ağlamadık, çok ağladık, türkü dinledik, dişimizi sıktık, ağlamadık, ağladık, yumruğumuzu sıktık, o bir çift kara göz yüreğimizin peşini bırakmadı. Bırakmayacak. Bırakmasın. Uğur gibi, Behzat gibi, Ceylan gibi.
Türküde diyor, “yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun.” diye. Ya buna, ya bunlara nasıl dayanılır? Şu yumruğumuz bir çözülsün, ağlayacak zaman da gelir.

* Şair, [email protected]

ÖNCEKİ HABER

Nekrotizan fasiit*

SONRAKİ HABER

Elazığ’da köpeklerin saldırısına uğrayan kadın hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa