Ellerini birbirine bağlattığınız kadınlar

Ellerini birbirine bağlattığınız kadınlar

Sabırla bekledim ben onu. Kendime pamuktan yatak yaptım da yattım, aylarca ayağa kalkamadım sağlıkla gelsin o diye.

Serpil SAVUMLU

Sabırla bekledim ben onu. Kendime pamuktan yatak yaptım da yattım, aylarca ayağa kalkamadım sağlıkla gelsin o diye. Ben sağlıklı olur mu diye düşünürken her daim hamile kadınların yanında olacağını söyleyen Türkiye’de “medeniyetinin” başkenti İstanbul’un göbeğinde “git bu hastaneden, masada kalırsın” diye adeta kovulduğumda, bir tek onun sağ salim doğmasını isteyebildim. Sağlıklı olsun başka bir şey istemem...
Çok bekleyemedi benim bebeğim... Erkenden geldi güneş gibi doğdu dünyama. Getirdiklerinde nasıl bir sesi vardı... Koydukları gibi koynuma duruldu, sustu. Adı ne olsun diye uzun uzun düşündük. Eren’mi olsun? Erdal Eren’in adı binlerce Erdal ve Eren gibi gelip oğlumda can bulsun. Bize son bakışlarını ve tertemiz adını miras bırakan Erdal Eren pek çok çocuk gibi benim çocuğumda da can bulsun.
Adı Uğur mu olsun? Ana kuzusu. Boylu boyunca toprağın üstünde minik bedeninde tam 13 kurşun.
Adı Şerzan mı olsun? 21 yaş, ömrün baharı. Şerzan’ın arkasından onun sesi oluyor biri “Ben size 21 yaşından konuşacağım ve elbette sizin de bana mücadele ile zaferi anlattığınız günler gelecek.”
Sonra Mahir, Cihan, Hüseyin, Yusuf, Mazlum ve dahası... Kimi oyun çağında minik yavru, kimi tertemiz gençliğinde delikanlı.
Deniz Jiyan koydum adını. Türk annenin, Kürt babanın evladı yavrum, Deniz gibi olsun; adı gibi yaşasın istedim. “Deniz gibi olsun oğlum, adı gibi yaşasın”
33 yaşındayım ben. Bu 33 yıla ne kadar çok acı, ne kadar çok isim, ne kadar çok “adı yaşasın” diyebileceğimiz ana kuzusu sığmış. Önce “ağabeylerimiz gitti” diyor, mücadele sözleri veriyorduk. Şimdi çocuklarımız ölüyor, “adları evlatlarımızda yaşasın” diyor, boğazımız düğüm düğüm cenaze törenlerinde faillerin açığa çıkarılması için sesimizi yükseltiyoruz.
33 yaşındayım ben. Bir çocuğum ve çocukların ölümüne öfke biriktirmenin doğru haber alma hakkından da geçtiğine inandığım için inatla sürdürdüğüm bir mesleğim var. Ve her bir çocuk ölümünü haberleştirirken titreyen ellerim… ardından yapılan açıklamaları “dedi; ifade etti” diye yazarken sızlayan vicdanım var. Herkeste olmasını istediğim “insanlık” var bir de. Kör olan gözlerin görmesini, sağır kulakların duymasını, taşlaşmış kalplerin yumuşamasını istiyorum bir de. Neredeyse 33 yıl önce yaptıkları haberlerle halkı kandıran, Erdal’ın katil olduğuna inandıran, bütün bunları görmezden gelen insanların bugün aynı senaryoları Berkin için yazmaya son vermelerini istiyorum bir de.
Berkin’i uğurladık işte en son. Tüm gün haber merkezinde “Berkin’e veda” haberleri topladık. Annesinin ağıdını, babasının suskun acısını, bir halkın gözyaşlarını yine gözyaşlarıyla haber yaptık. Berkin’in uyanmasını beklerken tüm Türkiye’nin bir miniğin ölümüyle nasıl uyandığına hep birlikte şahit olduk.
Acı, gözyaşı ve bir kez daha bileğlenmiş bir yürekle gecenin bir vaktinde gittiğimde evde, önce oğlumun yanına gittim. Saçlarını sevdim, ellerini öptüm... Ensesine dayayıp burnumu Berkin’i çektim içime, Uğur’u, Ceylan’ı, öldürülmeden önce annesini kaybeden yetim Enes’i kokladım. Denizim Jiyanım’ı kokladım. Ve orada hepsinin annesi oldum yüreğimden vuruldum.
Oğlum üç yaşında. Nasıl öğrenmiş nereden görmüşse bu aralar sokakta gördüğü kepçeleri hiç sevmiyor. Karşı apartmanın yıkım işini yapan kepçe ona göre TOMA. Geçenlerde eline geçirdiği ne varsa sokak ortasında “al sana” diyerek attı.
‘Al sana TOMA” dedi. Ve arkasından zafer işareti geldi. Şimdi soruyorum benim oğlum “terörist” mi? Taş attı diye, babası Kürt diye, ilk adı Deniz, diğeri Jiyan diye benim oğlum “terörist” mi?
Erdal’ın boynuna takıldığında ip, çocuktu. Masumdu. Uğur, Kürt diye düştü toprağa... Ceylan neden paramparça? Berkin ekmek peşinde...
Benim oğlum üç yaşında. Büyümesini istiyorum. Büyüsün. Okula gittiğini göreyim. Dersleriyle cebelleştiğini. Aşık olduğunu göreyim istiyorum. Şiirler okuduğunu türküler mırıldandığını duyayım istiyorum. Berkin ve diğer çocukların annelerinin de bu hayallerle yaşadığını biliyorum. Çocukların hayatlarını, annelerin hayallerini çaldınız.
Erdal Eren’in annesi Şadan Eren, hala adalet bekliyor. Yıllardır suskunluğuyla, Erdal’ın katillerinin yargılanmasını bekliyor. Uğur Kaymaz’ın annesi Makbule Kaymaz, “parayı ne yapayım, katiller dışarda” diyor. Ceylan Önkol’un annesi “Ceylan’ımın ne suçu vardı” diye soruyor. Ve Berkin’in annesi Gülsüm Elvan... Kadınlar, anneler hesap soruyor. Kadınlar çocuklarının hesabını soruyor. Ali’sinin annesi Emel Korkmaz gibi. Karakol protestosunda öldürülen Medeni’nin annesi Fehriye Yıldırım gibi sokaklara çıkıp kadınlar hesap soruyor.
Çocuğuna kıyamayan, tatlı uykusundan çocuğunun nefesiyle uyanan, çocuğunun nefesine bir ömür doyamayacak anaların ahını aldınız… Anaların öfkesini kazandınız! Şehirlerinde, mahallelerinde bölmeye ayrıştırmaya çalıştığınız kadınların ellerini birbirlerine sımsıkı bağlattınız!

www.evrensel.net