Komün’ün sınıf ve iktidar perspektifi

Komün’ün sınıf ve iktidar perspektifi

Lenin, 1911 yılında Raboçaya Gazetesine yazdığı bir makalede Paris Komünü’nün üzerinden kırk yıl geçtiği halde Fransız proletaryasının mitingler ve gösterilerle her yıl Komün militanlarına sahip çıktığını, anılarını yaşattıklarını yazıyordu.

Kansu YILDIRIM

Lenin, 1911 yılında Raboçaya Gazetesine yazdığı bir makalede Paris Komünü’nün üzerinden kırk yıl geçtiği halde Fransız proletaryasının mitingler ve gösterilerle her yıl Komün militanlarına sahip çıktığını, anılarını yaşattıklarını yazıyordu. Kurşuna dizilen Komüncülerin mezarlarına çelenkler konulduktan sonra mücadeleye devam edeceklerine ilişkin antlar içiliyordu. Bugün bile her sınıf neferi Komün’ün başladığı Mart ayında öyle ya da böyle bir şekilde Komün’ü hatırlıyor ve geçmişi gelecekle birleştiriyor. Peki, Komün mirası nasıl oluyor da nesillere ve yıllara devrediyor? Her şeyden önce bu sorunun tek bir yanıtı bulunmuyor; siyasi ve ekonomik, teorik ve pratik çok fazla bileşeni ve aktörü mevcut.
Marx, Fransız Üçlemesi olarak anılan İç Savaş, Sınıf Savaşımları ve 18 Brumaire’i eserlerinde Komün’e yol açan faktörlerin oldukça geniş bir yelpazede yer aldığını ortaya koymuştu. Almanya ile Fransa arasındaki askeri kriz ve ülkede milliyetçi-şoven dalganın yükselişi; sınaî kalkınmacılık fetişizmine paralel yüksek işsizlik ve küçük burjuvazinin yıkıma uğraması; askeri ve ekonomik kriz ile birlikte yüksek sınıflara ve otoriterlere karşı duyulan öfke; Üçüncü Napolyon döneminin yozlaşmış rejimi ve plütokrasinin toplumda yol açtığı tahribat Komün’e giden yoldaki taşları döşeyen koşullardı. 1800’lü yılların son çeyreğinde yaşanan kriz ortamını yönetemeyen siyasi iktidar, hem burjuvazi arasındaki ilişkileri hem de sınıf çelişkilerini yönetmekte başarısızdı. Bu da krizin maliyetinin emekçi halk kitlelerine ödetilmesi anlamına geliyordu. Ağır vergiler, yüksek harçlar ve keyfi kesilen para cezaları proletarya kadar küçük burjuvaziyi de rahatsız etmekteydi. Proletarya açısından daha vahim olan, rejimin başarısız istihdam politikaları nedeniyle işsizliğin yükselmesi ve çalışanlar açısından çalışma koşullarının ağırlığıydı. Özellikle fabrikadakiler dışında en kötü koşullara sahip emekçiler, 24 saate yakın çalışan fırın işçileriydi.

KENDİLİĞİNDEN DOĞDU

18 Mart Devrimi’ne yani Komün’e götüren yukarıda sözünü ettiğimiz iç ve dış koşullar, yönetimden ve rejimden rahatsız olan tüm sınıfları belli bir siyasi hatta buluşturmaya başladı. Ne var ki, Marx’ın ve Lenin’in belirttiği üzere Komün bir örgüt formunda ya da onun liderliğinde değil, kendiliğinden doğdu; “kimse onu bilinçli ve yöntemli bir biçimde hazırlamadı”. Hali hazırda 18 Mart gününe kadar proletarya arasındaki kaynaşma arzusu, belli bir ideolojik güzergâha oturmasa dahi Ulusal Meclis’in gerici birleşimine karşı proletarya ve küçük burjuvaziyi yan yana getirdi. Aslında süreç, mevcut rejimin varlığını sürdürmesine karşı meşruiyet açısından ömrünü doldurduğunu, bir yönetim krizi yaşandığı ortaya koyuyordu. Engels Fransa’da İç Savaş için 1891’de kaleme aldığı Giriş’te “Eğer proletarya Fransa’yı henüz yönetebilecek bir durumda değilse, burjuvazi de artık yönetemiyordu” diye yazmıştı. Engels’in “artık” ve “henüz” sözcükleriyle dikkat çektiği konjonktür sorunu, Komün’ü başlatan, Komün’ü bir devrim ve devlet numunesi yapan özellikti. Çünkü kendiliğinden ve öz-örgütlenmesi ile yola çıkan emekçi halk kitleleri yönetime talip olmuştu.
Başlangıçta Komün hareketi “karışık” ve “belirsizdi”. Lenin’in tespitine göre Almanlara karşı savaşı yeniden başlatıp kazanabileceklerini varsayan yurtseverler katılıyordu. Akabinde ekonomik kriz nedeniyle senetlerin ve kiraların ezdiği iflasla karşı karşıya kalan küçük tüccarlar hareketi destekliyordu. Komün’ün yozlaşmış ve gerici bir rejime karşı yarattığı alternatif fikri, burjuva cumhuriyetçilerin bile sempatisini kazanmıştı. Belirtmek gerekir ki, burjuvaların destekleme nedeni, sınıfsal rakipleri olan toprak ağaları tarafından yeniden Ulusal Meclis’in kurulması ihtimaliydi. Lenin’in deyimiyle “Komün’ün başrolü İkinci İmparatorluğun son yıllarında etkin sosyalist propaganda yürütmüş, Enternasyonel üyesi Fransız proletaryası ve Parisli zanaatçılardı”. 18 Mart’tan 28 Mayıs 1871’e kadar süren devrim günlerinde sadece proletarya sadakatini sundu; iç ve dış siyasi atmosferin değişimini izleyen burjuva cumhuriyetçiler ile küçük burjuvalar hareketten ayrıldılar. Burjuva cumhuriyetçiler Komün’ün büründüğü proleter ve sosyalist karakterden korktuklarından, küçük burjuvalar ise Komün’ün başarısız olacağını düşündükleri için hareketi terk etti.

UYGUN KOŞULLAR OLSAYDI...

Proletaryanın siyasi ve inşa edici özne niteliği, kendi içerisinde çok fazla ideolojik ve siyasi temsile sahipti. Komün deneyiminin arifesinde ve sonrasında bir örgütten söz edilebilseydi stratejik ve taktik açıdan Komün’ün yaşam çizgisine mal olacak hatalar asgari seviyeye indirilebilirdi. Lenin Komün günlerinde yayılmaya başlayan Blanquizm ve Proudhonculuk akımlarının proletaryanın özne profilini olumsuz etkilediğini hemen her yazısında belirtmişti. Komün’ü yıpratan bu düşünceler, proleter sınıf bilincini büyük ölçüde engelledi. Blankiciler’in “vatan tehlikede” söylemi, proletaryanın çıkarlarını ulusun çıkarlarıyla harmanlayarak, burjuvazi ile emekçilerin kaderini bir varsayarak, hareketi 1792’deki hâkim milliyetçi geleneğe eklemleme tehlikesi barındırıyordu. Proudhoncular “adil değişim” ilkesi etrafında burjuvazi ile proletarya arasında uzlaşma sağlamaya çalışıyor, bir tür Blankicilik yapıyordu. Uzlaşmacı-dayanışmacı anlayışı benimseyen Proudhoncular, rejimin kritik bazı kurumlarının varlığını sürdürmesinde mahsur görmüyorlardı ve bu yolla “adil bir ülke” kurulacağına inanıyorlardı. İdeolojik ve siyasi düzeyde bu akımların ölümcül pratikleri de yaşandı. Rejimi ve burjuvazinin finansman damarları olan Fransa Bankası’na el konulması gibi stratejik bir hatayı, Versailles’ın zayıfladığı anda üzerine askeri bir hareket düzenlememesi gibi başka bir hata izledi. Tüm bunlar, bir örgüt forumunun önemini bir kez daha ortaya koyuyordu.
Ne var ki, tüm hatalarına karşı “Komün bayrağı dünya devriminin bayrağı” olarak, yeni bir yönetme pratiğinin ve yönetim anlayışının tohumlarını serpti. Komüncüler iktidarı ele geçirdiği anda, sürekli orduyu kaldırdı; atanmışlardan değil seçilmişlerden oluşan bir bürokratik sistem yerleştirdiler; halkın gündelik yaşamına karışan kilise ile devlet işlerini ayırdılar; parasız halk eğitimi organize ettiler; fırıncıların gece çalışmasını yasakladırlar; para cezalarını kaldırdılar; ipoteklerin satışı durdu ve kira ödeme süreleri ertelendi. 72 gün boyunca yeni siyasi bir uzam tesis edilerek, proletaryanın bağımsız örgütlenmesinin nelere yol açabildiği, eksikleriyle fazlalarıyla birlikte görüldü.
Komün günlerinin sıcaklığında Kugelmann ile mektuplaşan Marx’ın şu cümlesi Komün’ü değerlendirirken nasıl bir perspektifi benimsemesi gerektiğini gösteriyor: “Eğer mücadeleye ancak son derece uygun koşullar altında girilmesi uygun olsaydı dünya tarihini yapmak gerçekten çocuk oyuncağı olurdu.”

www.evrensel.net