23 Şubat 2014 11:00

Çay arkadaşlarınız...

Bana kiminle çay içtiğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deseymiş de olurmuş atalarımız. Kötü Amerikan filmlerinde karakterler birbirlerine hiç de gerek yokken “Sana değer veriyorum, seni önemsiyorum” der ya biz demeyiz.

Paylaş

Özge KURU

Bana kiminle çay içtiğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deseymiş  de olurmuş atalarımız. Kötü Amerikan filmlerinde karakterler birbirlerine hiç de gerek yokken “Sana değer veriyorum, seni önemsiyorum” der ya biz demeyiz. Biz “Otur, bir bardak çayımı iç” deriz. Samimiyetimiz, ilgimizi, sevgimizi, akıl, fikir ve duygu birlikteliğimizi göstermenin sıcacık ve kolay yolunu toplumsal bilinçaltımızda böyle kodlamışız. Mahallelerde de mesela çayın kendisi kadar hangi kahvehanede çay içtiğin de önemlidir. Kiminle çay içiyorsan sen biraz da osundur.  
Bunu dost da bilir düşman da. Politikacılar da bu kodu çok iyi çözümledikleri için, bir yeri ziyarete gittiklerinde verdikleri pozlara illa ki bir bardak çayı da sızdırırlar. Çayın doğasındaki o bütün sıcacık samimiyete en azından bir çay içimlik süre boyunca sahipmiş gibi görünebilmek için. Ama işte çayın ahı tutar bazen!

ÇAY HALKÇILIĞININ SUYU KAYNADI

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da ‘çay halkçılığı’ yapma geleneğini bozmayanlardan. AKP’nin kuruluşundan bu yana Başbakan’la çay içen Müezzinoğlu üç dönem uslu uslu bakanlık koltuğu bekledi. Ama o ikisinin hukuku asıl lise kantinindeki çay muhabbetlerine dayanır. İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden sınıf arkadaşıdır Başbakan’ın.  İşte arkasında böyle bir “çay geçmişiyle” Edirne sokaklarında dolanan Bakan, yeni yıl öncesinde milletvekili olduğu Edirne’de kahvehaneleri ve meyhaneleri ziyaret etti. Kahvehanelerdeki çay muhabbetiyle yeterince halkçı göründüğüne ikna olmayarak bir de yol üzerinde bir binada balkonda oturan vatandaşlara “Çayınız varsa gelelim” deme sevimliliğini gösterdi.  Aldığı cevabı biliyorsunuz: “Evde çay yok, istemez”. Sonradan danışmanlarını filan gönderip durumu düzeltti ama o bir bardak çayın üstüne bir bardak su içti bir kere.

TADI KAÇTI O ÇAYIN

Sen, acillerindeki kuyrukları hiç bitmeyen, hastasını mağdur edip, doktorunu şiddetin göbeğine atan, ‘aile hekimliğini getirdik herkesin yüzü gülüyor’ diye milleti aptal yerine koymaya çalışan bir bakanlığın başında olacaksın sonra oturup rahat rahat çayını içeceksin. O işler öyle yürümüyor işte. Bir baba oğlunun cesedi sırtında, tüm ülkenin tüylerini ürperte ürpete başı önde yürürken sen “Türkiye ‘nin sağlık dinamikleri adına yakaladığı prestiji ve saygınlığı bozmasından” bahsedip babayı suçlayacaksın... Beraber çay içtiklerin de “Ananı da al git” diye bağırıyordu zamanında. Kaç şeker atarsan at tadı kaçıyor o çayın.
Senin hastanelerinin acilinde düzgün müdahale edilmediği için, yine senin çay arkadaşlarının dövülerek öldürülmesine sebep olduğu Ali İsmail Korkmaz’ın ya da senin hastanelerinden defalarca zorla gönderilmeye çalışılan Berfin’in ailesiyle içsene o çayı. İçemezsin, çay bile geçmek istemez boğazından, kalır.

YOKSUL’DAN ÇAY YOK

Dönüştüre dönüştüre bir ucubeye çevirdiğiniz sağlık sisteminde doktorlar hastalara ancak bir banttan geçen konserve kutularına bakabilecekleri kadar vakit ayırabilirken sen hastanelere din psikoloğu getirmeye çalışıp dua odası açmakla uğraşacaksın… Millette memlekette ne var ne yok ayakkabı kutularına dolduracaksınız… Ne sağlık bırakacaksınız insanda ne huzur, ne ağız tadı... Sonra sen ve senin çay arkadaşların ‘Bir maniniz yoksa çaya gelelim’ diyeceksiniz. . . Kemal Sunal, bir filminde Yoksul adlı bir çaycıyı oynar, sigortasızlık, sendikasızlık, insan yerine konmama, boğazına kadar gelmiştir her şey ve şu kısa diyalog geçer:
- Yoksuuuul, iki çay”
- Çay yok, bok için”

ÖNCEKİ HABER

Salın aşklarınızı sokağa

SONRAKİ HABER

TRT’nin ‘yandaş medya’ peşkeşi TBMM gündemine taşındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa