Türkiye-İran hattında Babek Zencani yalnız değil

Türkiye-İran hattında Babek Zencani yalnız değil
Türkiye-İran hattında Babek Zencani yalnız değil

Fotoğraf: MA

'Cumhuriyet tarihinin en büyük skandalı' olarak nitelenen ve dört bakanın istifasına yol açan yolsuzluk ve rüşvet olaylarının diğer ucu, İran’a dayandı. Türkiye’nin İran’la yaptığı ticarette ambargoyu ihlal ettiği iddia edilirken, bu arada ortaya saçılan yolsuzlukların boyutu İran’ın en zengin işadamı, Babek Zencani’nin tutuklanmasına kadar gitti.

SUNU
“Cumhuriyet tarihinin en büyük skandalı” olarak nitelenen ve dört bakanın istifasına yol açan yolsuzluk ve rüşvet olayları, Türkiye’nin gündemini meşgul etmeye devam ederken, yolsuzluk hortumunun diğer ucu, ABD ve Avrupa Birliği’nin ambargosu altında olan komşu ülke İran’a dayandı. Türkiye’nin İran’la yaptığı ticarette ambargoyu ihlal ettiği iddia edilirken, bu arada ortaya saçılan yolsuzlukların boyutu İran’ın en zengin işadamı, hatta dünyanın sayılı zenginlerinden Babek Zencani’nin tutuklanmasına kadar gitti.

17 Aralık’ta başlatılan operasyonlarla, Türkiye’de gerçekleşen yolsuzluğun ve rüşvetin boyutları, Evrensel’i takip eden okur açısından hiç de şaşırtıcı değil. Yıllardır dile getirilen, ancak siyasi iktidar tarafından hep inkâr edilen bir durumdu bu. Fakat “gerçeklerin zamanı gelince ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu” var.

Şimdi gözler hortumun diğer ucunun nereye bağlandığında, yani oldukça kapalı bir ekonomi-politiğe sahip İran’da. Bu noktada akla şu sorular geliyor: Bir magazin figürü gibi görünmesinin dışında, geçtiğimiz günlerde hakkında tutuklama kararı verilen, dünyanın sayılı zenginlerinden Babek Zencani kimdir? Oldukça genç denilebilecek bir yaşta, bu kadar serveti nasıl elde edebilmiştir? Ve bu olay sadece Zencani ile mi sınırlı, yoksa arkasında başka güçler de var mı?

KISA BİR İRAN PORTRESİ

Tüm bu konularda bir yorum yapabilmek için öncelikle İran’daki siyasi yapıya ve yakın tarihte yaşanmış olaylara kısaca bir göz atmak gerekli. Bilindiği üzere, İran İslam Cumhuriyeti, Şii şeriatına dayalı bir sistemdir. Sünni şeriatıyla yönetilen pek çok Arap devletinden farklı bir siyasi idareye sahiptir. Babadan oğula geçen, ya da hanedanlıkların elinde bulundurulan bir iktidar mekanizması yoktur.

Persler’den bugüne köklü bir devlet geleneğine sahip olan İran’da, İslami Devrim sonrasında, 1987 yılına kadar faaliyet yürüten tek siyasi parti, devrimin ve ülkenin ruhani lideri Ayetullah Musavi Humeyni’nin izniyle kurulan ve yine onun talimatıyla kapatılan İslami Cumhuriyet Partisi oldu. O tarihten bugüne kadar İran’da resmi anlamda hiçbir siyasi parti olmadı, ancak 200’ün üzerinde siyasi grup veya dernek aktif olarak faaliyet yürüttü. Zaten, İran yönetimini elinde bulunduran Cumhurbaşkanlığı, Uzmanlar (Molla) Konseyi ve Meclis seçimlerinde bile adaylar bireysel olarak katılır, kendilerini destekleyen siyasi yapılar da onlar adına çalışma yürütür.

Halkın oy kullandığı seçimlerle belirlenen bir meclis ve cumhurbaşkanı ülkenin yönetimini üstlenir. Ancak son irade, çoğunluğu Şii teolojisinin başkenti sayılan Kum şehrinde yetişmiş, 86 kişiden oluşan, 8 yılda bir halk tarafından seçilen Uzmanlar Konseyi ve onun -dolayısıyla İran’ın- ruhani liderinindir. 1979 yılında gerçekleştirilen İslami Devrim’in ilk ruhani lideri Humeyni’nin ölümünden sonra, onun vasiyeti doğrultusunda, Ayetullah Seyid Ali Hamaney bu göreve getirildi.

İran’da cumhurbaşkanlığına ve meclise seçilecek her aday, 6’sını (fıkıhçı) Hamaney’in, diğer 6’sını (hukukçu) yargı erkinin belirlediği 12 kişilik Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından incelenir ve “sakıncalı” olanlar elenir. Örneğin 2013 Haziranında yapılan seçimler öncesinde toplam 686 adaydan sadece 8’i cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma vizesi alabilmişti.

FRAKSİYONU BOL SİYASET

Yani yekpare gibi görünen İran siyaseti de aslında, dönem dönem klik çatışmalarının zirve yaptığı anlara tanıklık ediyor. Örneğin son cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasına onay verilmeyen bir isim de Rafsancani idi. Geçmişte iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış ve ülkenin en zengin kişilerinden olan Rafsancani’nin adaylığının kabul edilmemesi çeşitli spekülasyonlara neden olmuştu.

Hatta ülkenin kurucu lideri Humeyni’nin kızı Zehra Mustafavi (Humeyni), dini lider Hamaney’e bir mektup yazmış ve konseyin aldığı kararı gözden geçirmesini istemişti. İran yasalarına göre konseyin kararı hiçbir merci tarafından geri çevrilemez, ancak dini lider bu kararı değiştirebilir. Mustafavi “kardeşçe bir uyarı” olarak tanımladığı mektubunda, babasının “Bu ikili bir arada olduklarında iyidirler” sözlerini hatırlatmıştı. Humeyni yaşadığı süre içerisinde, Hamaney’i kendisinden sonraki dini lider, Rafsancani’yi de cumhurbaşkanı olmaya layık gördüğünü açıklamıştı. Dini liderin, bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’la da arası son dönemlerde bozulmuştu. Hatta Hamaney, resmi devlet televizyonunda Ahmedinecad’a çok sert eleştirilerde bulunmuştu.

Bu iki oluşumun dışında, İran siyaseti ve son yıllarda ekonomisi içerisinde önemli bir aktör de “Sepah” olarak tanımlanan İran Devrim Muhafızları Ordusu’dur. Sepah direkt dini lidere bağlı olarak 1979 yılında Humeyni’nin emri ve dönemin Meclis Başkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin girişimleriyle kuruldu. Asli amacı “İran İslam Cumhuriyeti rejimini sonuna kadar korumak” olarak tanımlanır. Ancak son olaylarda, Sepah’ın etkisi ve faaliyet alanları (özellikle ekonomide), tartışmaya açılmış ve çatışmalara yol açmıştır. Kısacası, bizimkilerin yeni keşfettiği “paralel devlet” olgusu, İran’daki rejimle birlikte çoktan faaliyette ve yasal bir zemin kazanmış durumdadır!

MAFYA BENZETMESİ


Çok karmaşık ve bol fraksiyonlu İran siyasi yapısı hakkında, bu özet sayılabilecek girişten sonra, son yolsuzluk olaylarını biraz incelemekte fayda var. Türkiye’deki yolsuzluk ve rüşvet olaylarının baş kahramanlarından Rıza Sarraf’ın (İran’da bilinen adıyla Reza Zarrab) en büyük iş ortaklarından Babek Zencani hakkında 29 Aralık’ta 12 İranlı parlamenterin Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırması, olayların fitilinin ateşlenmesine neden oldu. Arkasından İran Yüksek Denetim Mahkemesi Başkanı Emin Hüseyin Rahimi’nin “İran Milli Petrolleri üzerinde artırılan ambargo sonrasında, ilk etapta, yaklaşık 3 milyar dolar civarındaki İran petrollerinin ihraç edilmesi görevi Babek Zencani’ye verildi. Ancak sorun, bu görev karşılığında kendisinden yasal bir teminat alınması gerekiyordu. Böyle bir teminat yok ve bu yasalarımızı ihlaldir” açıklaması gelince çanlar Zencani için çaldı ve 3 Ocak’ta da tutuklandı. 

Zencani’yi bu faaliyetleri yürütmesi için görevlendiren bir önceki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın daha iyi bir yol bulabileceğini iddia eden bazı parlamenterler, bir tek kişiye bu kadar yüklü bir paranın, hiçbir teminat karşılığı olmadan teslim edilmesinin yanlış olduğunu vurguladılar. Hatta İranlı parlamenter Muhammed Rıza Tabeş, Zencani’yi bir mafya örgütlenmesinin parçası olarak tanımladı ve “O yalnız değil. Kişisel bazı bağlantıları var ve bu kişiler ambargonun getirdiği sefaletten muzdarip halkın üzerinden zenginleşiyorlar. Burada bir yolsuzluk var” dedi. Hatta son iddialar, ki bu iddialar Merkez Bankası Başkanı Veliyullah Seif ve Başyargıç Ayetullah Sadık Laricani’ye ait, Zencani’nin ödemesi gereken borcu, zamanı geldiği halde hâlâ İran’a ödemediği yolunda idi.

2013 yılının Şubat ayında, Amerikan Hazine Bakanlığı İran üzerindeki ambargoyu genişleteceklerini, özellikle de hedeflerinin petrol satışı olduğunu açıkladı. Bakanlık sözcüsü David Cohen, baskının daha da artacağını, “İran’ın nükleer programı konusunda, uluslararası toplumu yanlış yönlendirmekten vazgeçene kadar da süreceğini” ifade etti. İran’ın kısa ve net cevabı Dışişleri Sözcüsü Ramin Mehmanperest’ten geldi : “Yeni baskı dalgasını etkisizleştirecek yöntemler arıyoruz.”

BİR AMBARGO NASIL DELİNİR?

İran söylediği gibi, giderek ağırlaşan ambargoyu etkisizleştirmenin yöntemini buldu: Babek Zencani! Zencani, İran petrollerini uzak ülkelere taşıyacaktı. Örneğin, İran’dan gelen petrol, Malezya’nın vergi cenneti adası Labuan’ın açıklarına yanaşacaktı ve buradaki Panama bandıralı gemilere aktarılacaktı. Böylelikle yakıt İran’ın yakıtı olmaktan çıkacak, geminin bulunduğu ülkede millileşmiş olacaktı. Daha sonra da o ülkelerden diğer üçüncü parti ülkelere satılacaktı. Para mı, o da kolaydı; Zencani off-shore bankacılık için biçilmez kaftan olan Labuan’da “First Islamic Investment Bank of Kuala Lumpur” adı altında bir banka kurdu ve para bu banka üzerinden, yine önce üçüncü ülkelere ve sonrasında İran’a transfer edilmeye başlandı.
Peki üçüncü ülkelerden transfer nasıl oluyordu? Bazen Zencani’nin özel hesapları da kullanılıyordu bu transferlerde ve yine bazen para bir bankaya (Halkbank yabancı gelmese gerek okuyucuya) geliyor ya da som altın (Rıza Sarraf da yabancı değil) olarak, taşınıyordu. Kimi zaman bu bir uçak dolusu da olabilirdi (İstanbul’da bir süreliğine alıkonan kargo uçağı gibi), kimi zaman da Dubai’ye (son günlerde Dubai tatiliyle gündeme gelen savcıyı tenzih etmek gerekiyor burada) giden tek tek yolcular şeklinde. Dubai sonrasında ise bu kez ver elini İran’ın vergi cenneti Kiş adası. Tabi Zencani’nin burada da bir şirketinin bulunduğunu söylemeye gerek yok. Bu operasyonlar için ağırlıklı olarak Malezya, Hong Kong gibi Uzak Asya ülkeleri kullanılırken, Tanzanya gibi Afrika ülkeleri de kullanılmıyor değil.

Velhasıl kelam, sistem basitti, ancak bu olay kısa zamanda içeride ve dışarıda tepkilere neden olmaya başladı. 1989-90 yılları arasında, İran Merkez Bankası Başkanı’nın şoförü olarak çalışan bir kişinin kısa sürede 17 milyar dolarlık bir servete sahip olması -ki bunun çok daha üstünde olduğu iddia ediliyor- dikkat çekmeyecek gibi değildi.

KİMDİR BU ‘KONT’

Reza Zerrab’ın “Reisim” dediği Babek Zencani’nin en bilinen lakabı “Kont”. Öyle ki Türkiye ve Tacikistan’daki bazı şirketlerinin ismi de Kont Grup olarak geçiyor. 1970 yılında İran’da dünyaya gelen Zencani’nin aile geçmişi ve nasıl bu kadar zengin bir adam haline geldiği hakkında çok fazla bilgi yok. 1989 yılında İran Merkez Bankası Başkanı’nın şoförü olarak başladığı çalışma hayatında, 10 yıl gibi kısa bir sürede, İran içerisinde ve dışarıda 65 şirketin sahibi olarak yoluna devam etti. Tüm şirketlerini Sorinet Grup adı altında birleştiren Zencani, kozmetikten, petrol işine, bankacılık ve finans, havayolu ve otobüs terminali işletmeciliğine kadar çok farklı alanlarda şirketlere de sahip.

Ağırlıklı olarak şirketleri Birleşik Arap Emirlikleri’nde yer alan Zencani’nin, Türkiye, Hong Kong, Malezya, Tacikistan, Tanzanya gibi ülkelerde faaliyet yürüten firmaları da mevcut. Ambargo sürecinde İran için 17.5 milyar dolarlık petrol satmak ve “ülkesine karşı uygulanan ambargoyu delmekle” övünen Zencani, çok değil daha birkaç ay öncesinde bu iddiaları reddederek, İran’dan ham petrol değil, düşük kaliteli akaryakıt alıp sattığını söylüyordu. Zencani’nin, İran’da Qeshm, Tacikistan’da Asian Express gibi havayolu şirketleri ve yine İran’da Rah Ahan adında bir futbol kulübü var. Zencani’nin 1998 yılında 2 yıl hapse mahkum olup, İran’ın Kasr Cezaevi’nde yattığı da, İran televizyonlarından duyuruldu, ancak hangi suçtan yargılandığı belirtilmedi. 

Yarın: Bürokrasinin kapıları kimlere açılıyor?

İLGİLİ HABERLER

17 Ocak 2014 06:00
\'Cumhuriyet tarihinin en büyük skandalı\' olarak nitelenen ve dört bakanın istifasına yol açan yolsuzluk ve rüşvet olaylarının diğer ucu, İran’a dayandı. Türkiye’nin İran’la yaptığı ticarette ambargoyu ihlal ettiği iddia edilirken, bu arada ortaya saçılan yolsuzlukların boyutu İran’ın en zengin işadamı, Babek Zencani’nin tutuklanmasına kadar gitti.

Toplam Query: 26