‘Herkes üzgün biraz bugün hem de küskün!’

‘Herkes üzgün biraz bugün hem de küskün!’

Müzikalin kendine özgü yanlarından ilk göze çarpanı şerit kesilmiş renkli kumaşlar, salınmış ipler ve tahtayla tasarlanmış, minimal sahnenin görkemli dekoru. İkicisi de sanırım müzisyenlerin oyuna enstruman çalarak ya da şarkı söyleyerek dahil olmanın ötesine geçmeleri; hafiften rol almaları.

Ayşen Güven

Daha mutfak raflarını yeni çakmıştı Emek Sahnesi, biz onları keşfettiğimizde. İki yıl kadar oluyor. O zaman daha Emek Sineması yıkılmamıştı ancak, tehlike çanları çalıyordu. Emek Sineması’nda çocukluğunu geçiren oyuncular sinemanın adının yaşarken verdiler sahnelerine “yok edemeyeceksiniz” diyerek.
İlk izlediğimiz oyunları ‘Öteki’ de dolu dolu heyecanları belki amatörlükleri sahnede sağlam oyunculuklarla duruyordu. Oyun metinin yer yer fazla kör göze parmak yanları da o kadar dert değildi. Gencecik bir grup sahiden emek emek kurmuştu sahnelerini. Açılana kadar ne zaman arasınız oyuncular, yönetmenler amelelik yapıyordu. Ardından belki tiyatro adına kısa hayat adınaysa uzun sayılabilecek bu süre zarfında küçücük sahnelerine dünya kadar yeni metin oyunlar koydular. Salih Bademci ve Hüseyin Sevimli rejisiyle ‘Annemin Cinayet Listesi’, Beyti Engin’in yönetmenliğiyle ‘Kırmızı Yorgunları’... Derken Anadolu yakasının köklü tiyatrolarından olma yolunda ilerleyen Emek Sahnesi, repertuvarına şimdi de Engin Alkan’ın yazıp yönettiği Küskün Müzikal’i ekledi.

KÜSKÜN MÜZİKAL ALTERNATİF MEKANLARIN SINIRLARINI ZORLUYOR

Şehir Tiyatrolarında bir çok oyunda yönetmenlik yapan özellikle Türkiye Tiyatrosu'nda müzikal deyince bugün akla ilk gelen rejisör Engin Alkan’ın ‘Küskün Müzikal’ alternatif mekan deneyimlerinin de sınırlarını zorluyor.

Engin Alkan’ın Carson McCullers'ın Küskün Kahvenin Türküsü (The Balad of Sad Café) öyküsünden esinle kaleme aldığı ve aynı zamanda müziklerini de yaptığı Küskün Müzikal; adeta ‘akreple yelkovanın’ yapıştığı, zamanın durduğu her günü birbirinin aynı geçen, küskün ve çorak bir coğrafyada geçiyor. Yaşayışları bizdeki Anadolu kasabalarına eş bir atmosferde Zakkum Hanım kadın olurken edindiği yaralarını iyileştirememiş ve kendine kalkan yaptığı aksiliğiyle nam salmıştır. Bir anda ortaya çıkıp kasabalının ödünü patlatan ucube akrabasıyla ahaliye göre "tuhaf" ilişkisini ve hapisten çıkıp intikam ateşiyle Zakkum'un peşine düşen Kesik'in tutkulu aşkını bize bir kara komedi tadında sunuyor müzikal.

ŞAHSINA MÜNHASIR TİPLEMELER İYİ OYUNCULAKLARLA SAHNEDE

Müzikalin kendine özgü yanlarından ilk göze çarpanı şerit kesilmiş renkli kumaşlar, salınmış ipler ve tahtayla tasarlanmış, minimal sahnenin görkemli dekoru. İkicisi de sanırım müzisyenlerin oyuna enstruman çalarak ya da şarkı söyleyerek dahil olmanın ötesine geçmeleri; hafiften rol almaları. Abartılı bir karakter "Kesik" Mert Şimanlar'la ağırlığını korumuş, Pınar Yıldırım'ın Zakkum'un katı gerçekliğini yansıtışı çok etkileyici lakin sesi biraz az mı geliyordu bilemedim? Aşk, nefret, minnet, gaddarlık ve şefkatin iç içe geçtiği, belki de aşkın farklı yüzlerine dönüşen halini sahneye taşıyan oyunda; Zeynep Çelik, Hande Ağaoğlu Kaplan, İbrahim Ersoylu, Caner Erdem ve Hasan Karakurt kasabanın iş güzarı ahalisi içinde her biri şahsına münhasır tiplemeler. Ancak bizim için samimiyeti, duyguyu verişi, baştan aşağıya gerçekliğiyle Kambur rolündeki Edip Tepeli'nin oyunculuğu muazzamdı. Dünyanın yükü o kamburda sertleşirken, karşısındakini yumuşacık eden ‘Kambur’.
Engin Alkan yine müzikal rejisiyle doyurucu bir işi Emek Sahnesi'nin enerjisi şahane oyuncularıyla tamamlamış. Hem de küçük sahnelerin istenildiği nelere kadir olduğunu bir de bu oyunda hatırlamımıza vesile olarak. Oyunun sonunda seyircilerin alkışlarıyla ve müzikalin şarkılarıyla oyuncuların göbek atarak selamlamalarına da bayıldık. Sevgiyle aşkın bile arasından onlarca soru işareti geçen oyunu neşeyle keder karışımı halinde yeterli dozda Emek Sahnesi'nde alın deriz.

www.evrensel.net
ETİKETLER Ayşen GüvenÖteki