İktidar, ‘üç beş ağaç’ ve ekolojik dayanışma

İktidar, ‘üç beş ağaç’ ve ekolojik dayanışma

  • Küresel ekolojik kriz yeryüzündeki hayatı tehdit edecek boyutlara varmanın eşiğinde. Doğanın sermaye tarafından acımasızca talanı bu ölçekte devam edecek olursa, içerisinde bulunduğumuz yüzyılda insanlık kendisini topyekûn bir çöküşle sonuçlanacak bir medeniyet krizi içerisinde bulacak. Kapitalizmin ekoloj

    Stefo Benlisoy

    EKOLOJİ VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

    Böylesi bir direniş hattının bir örneğineyse, belki ilk bakışta beklenmedik biçimde yaşadığımız kentte tanıklık ettik. On yılı aşkın süredir biriken iktidar karşıtı gerilimin Gezi Parkı üzerinden gelişen halk hareketiyle boşalması anlamlı. Kentin ve doğanın, başka bir deyişle müştereklerin sermayenin acımasız “çitleme” ya da “mülksüzleştirme yoluyla birikim” saldırısına karşı savunulması ve ekoloji mücadeleleri, son yıllarda AKP’nin uyguladığı vahşi doğa karşıtı politikalar karşısında giderek toplumsal muhalefetin asli alanlarından biri haline gelmiş bulunmakta. Tüm vesayetçi mekanizmaları egemenliği altında bütünleştirerek yürütmede güç yoğunlaşmasının zirveye ulaştığı iktidarın doğaya karşı saldırısı artık otoban kenarına dikilen fidanlarla perdelenemez hale gelmiş durumda. Bu anlamıyla ekoloji ve kent muhalefeti mücadelelerinin yaygınlığı, aldığı biçimlerin çeşitliliği, kitleselliği ve direniş kapasitesiyle AKP iktidarının yarattığı hegemonyanın potansiyel çatlaklarından birisini, “dipten gelen bir akıntıyı” oluşturmakta. Son yıllarda nükleer, HES ve termik santral karşıtı mücadeleden kentsel dönüşüme ve madenlere karşı verilen mücadelelere kadar bir dizi direniş deneyiminin, Gezi sürecinin arka planını oluşturduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Gezi direnişi tam da kentsel dönüşüme, el koyma yoluyla birikime, müştereklerin metalaştırılmasına, ortak alanların özelleşmesine, yani neoliberal kapitalizmin temel dinamiklerine itiraz ve direnişin kitlesel bir kalkışmayı tetikleyişinin hikâyesi. Bu anlamda Gezi, açıkça neoliberalizm karşıtı bir muhtevaya ve içkin olarak antikapitalist bir yönelime sahip. Öte yandan Gezi direnişi, bireysel ve toplumsal özgürlük ve demokrasi savunusunun doğanın savunusuyla özdeşliğini yeniden gösterdi. Bu basit bir eklemlenmeden çok özgürlüklerin savunulması siyasetinin, doğanın ve müştereklerimizin savunulmasıyla organik bir bütünlüğe sahip olduğunun yeni bir teyidi. Ekolojik krizden gerçek anlamda çıkışın ancak doğrudan (gerçek) demokrasinin hüküm sürdüğü bir toplumda bir ihtimal halini alabileceğini Gezi ve sonrasındaki forum süreçleri açık biçimde gösterdi. Ancak böylesi aşağıdan ve katılımcı toplumsal örgütlenme çabaları sermayenin nicel ekonomik genişleme arayışını yerinden ederek ekonomik faaliyetin ölçeğini, ekosistemlerin kendilerini yeniden üretme ve onarma ritmiyle tutarlı hale getirebilir. Ekolojik krizden çıkış mevcut kapitalist toplumun ekonomik, toplumsal, kültürel ve ekolojik normlarına dokunmayarak yukarıdan aşağı teknokratik biçimde gerçekleştirilemez. Ekolojik krizin çözümü, katılıma ve toplumun ekonomiye müdahalesine dayalı bir ekolojik devrimle mümkün. Bu da sermaye iktidarının tahakkümünde gerçekleşmesi mümkün olmayan aşağıdakilerin kendi kaderlerine egemen olmalarıyla, yani onların siyasal, demokratik ve örgütsel yeteneklerini geliştirebilecekleri bir toplumsal örgütlenme biçimiyle mümkün. İşte Gezi direnişinin bize bir kez daha kanıtladığı yalın gerçek bu. Dolayısıyla şimdi ve burada “ne yapmalı” sorusunun cevabının hiç olmazsa ana hatları açık olmalı: Gezi direnişiyle açığa çıkan, forumlarla devam eden hareketin yaygınlaşmasını, toplumsal tabanını genişletmesini sağlayacak şekilde toplumsal mücadele ve dayanışma pratikleri içerisinde yoğunlaşmak. AKP iktidarının emek ve doğa düşmanı neoliberal otoriterizmine karşı bir stratejinin temel dayanağı yaygın ve kitlesel toplumsal hareketlerin inşası. İşte bu yüzden Gezi’yle açığa çıkmış olan enerjiyi toplumsal mücadeleler içerisinde seferber etmenin koşul ve mecralarını, sokağa çıkan insanların kolektif özgüvenini perçinleyecek toplumsal dayanışma pratiklerini inşa edebilmeliyiz. Böylesi bir toplumsal ve siyasal inşa çabasında ekoloji mücadelesinin asli ve belirleyici bir unsur haline gelmesiyse kaçınılmaz olacaktır.

    www.evrensel.net