Haydutlar Kraliçesi

Haydutlar Kraliçesi

Savaş, kıtlık, yokluk zamanları ya da bunların hala yaşandığı coğrafyalar insanın kanını donduran hikayeler üretmiştir. Belki birçoğumuz ninelerimizden ya da annelerimizden bu hikayeleri dinleyerek terbiye edilmeye çalışılmışızdır. Hatta bazıları masallara, şarkılara konu olmuştur da küçüklüğümüzde rüyalarımız

Fulya ALİKOÇ

Savaş, kıtlık, yokluk zamanları ya da bunların hala yaşandığı coğrafyalar insanın kanını donduran hikayeler üretmiştir. Belki birçoğumuz ninelerimizden ya da annelerimizden bu hikayeleri dinleyerek terbiye edilmeye çalışılmışızdır. Hatta bazıları masallara, şarkılara konu olmuştur da küçüklüğümüzde rüyalarımıza girmiştir. İşte böyle hikayelerden biri gibidir Hindistanlı, nam-ı diğer Haydutlar Kraliçesi, Phoolan Devi’nin hayat hikayesi de.
HİNDİSTAN’DA BİR ÇOCUK GELİNHindistan’ın Bundelkhand bölgesi bugün bile sanayinin gelişmediği dolayısıyla işsizliğin kol gezdiği bir bölge. Kurak ve tarıma elverişsiz topraklar sürekli şehir merkezlerine göç vermiş ve vermeye devam ediyor. İşte bu bölgedeki GhurKaPurva adında bir köyde doğuyor Phoolan Devi, 10 Ağustos 1963 tarihinde, Mallah kastına bağlı Devi ailesinin dördüncü ve en küçük çocuğu olarak. Aile, tek bir maun ağacının olduğu 400 metrekarelik bir toprağa sahip. Babasının tek umudu ise geleneksek şifa yöntemlerinde kullanılan bu ağaçtan gelecek gelir.
Ne var ki Phoolan henüz 11 yaşındayken babaannesi ve dedesi ölüyor ve amcası ve amca oğlu bir kabus gibi çöküyor küçük kızın hayatına. Amca oğlu işini biliyor, ailenin tek umudu olan ağacı kesip arazinin üstüne konmaya çalışıyor. Phoolan’ın babası ise artık “aile reisi” olan abisine karşı çıkamıyor. Ailenin hakkını savunmak 11 yaşındaki Phoolan’a kalıyor. O da alıyor ablasını ağacın olduğu yerde oturma eylemine başlıyor. İşte o zaman başlıyor bu sıra dışı kadının sıra dışı yaşam öyküsü. O zamandan beri güce tapanların baş belası haline geliyor. Her seferinde yaygara koparan Phoolan’ı o küçücük yaşında kendisinden 20 yaş büyük ve köyünden çok uzakta yaşayan bir adamla evlendiriyorlar zorla. Phoolan’ın adı çıkmış dokuza inmez sekize. Baş belası ya… Kocası onu terbiye edip uysallaştırmak için her Allah’ın günü dövüyor. Phoolan, mütemadiyen kocasından kaçıp ailesinin evine geri dönüyor, ailesi onu kocasına geri yolluyor. Bu böyle 16 yaşına kadar devam ediyor. Evlendirmekle uslandıramadığı amca kızını bu sefer hırsızlık suçundan polise ihbar ediyor tıynetsiz amca oğlu. 3 gün 3 güce kırbaçlanıyor Phoolan, polis tarafından. Sizin anlayacağınız, babası, amcası, amcaoğlu, kocası, polisi, devleti… Hepsi bir olup Phoolan’ı bir türlü “adam” edemiyorlar. O, hakkını aramaktan, istediği gibi yaşamaktan vazgeçmiyor, hem de kadın kalarak.
 

HAYDUTLAR KRALİÇESİ
Dedik ya, işsizliğin yokluğun kol gezdiği topraklar diye. İş güç edinemeyen erkekler dağlara çıkıp haydut çetelerine katılıyorlar. Ama rivayet ama gerçek… Phoolan’ın da bu haydutlardan birine aşık olduğu söyleniyor. Aşık ya da değil, düzdeki cehennemden kurtuluşu haydutlara katılmakta buluyor 16 yaşındaki Phoolan. Çetenin ilk ve tek kadın üyesi olarak… Ama erkek düzeninin dağı düzü olmuyor işte. Çetenin lideri tecavüz etmeye kalkıyor genç kadına. Kendi ailesinin de üyesi olduğu Mallah kastından Vikram adında bir adam kurtarıyor onu. Çetenin ikinci adamı olan Vikram, çete liderini öldürüp çetenin başına geçiyor ve Phoolan onunla birlikte yaşamaya başlıyor. Özellikle daha üst düzey kastlardan zengin insanları kaçırıp fidye istiyorlar, tren soygunları düzenliyorlar.
Phoolan 11 yaşındayken ona yaşatılanları unutmuyor. Yaşadıkları unutulacak cinsten de değil zaten. Vikram’ı ikna ediyor ve zorla evlendirildiği kocasının köyünü basıyor çeteyle. Adamı bıçaklıyor, yaralı halde yol kenarına bırakıyorlar üzerinde bir notla: “Yaşlı adamlara küçük kızlarla evlenmemeleri için uyarıdır”. Phoolan’ın Vikram’ın desteği ile yaptığı bu eylemler öldürülen çete liderinin de mensubu olduğu Thakur kastından haydutları “rahatsız” ediyor. Thakurlar Vikram’ı öldürüp, Phoolan’ı kendi köylerine Behmai’ye götürüyorlar. Bir odaya kapatıyorlar genç kadını. 3 hafta boyunca… İşkence… Tecavüz…
Yeryüzü denilen yerin adaletten nasibini almadığını düşündüğü zamanlarda insanın kendi adaletini yaratma çabası nadir görülen bir şey değildir. Hepimiz hayatımızda birçok kez hissetmişizdir bunu. Bazen eyleme geçeriz, bazen içimizde kopartırız fırtınaları. Doğruyu yanlıştan ayırt etmenin neredeyse imkansız olduğu, koyunun ne ak ne de kara olduğu zamanlardır bunlar. “Düşmanımın başına vermesin” cinsinden… O tecavüz odasından kaçan Phoolan kendi çetesini kuruyor ve 17 ay sonra, 18 yaşındayken polis kılığında köydeki bir düğünü basıyor ve 22 erkeğin ölüm fermanını ilan ediyor. Resmi kaynaklara Behmai Katliamı olarak geçen bu olaydan sonra zenginden alıp fakire verdiği rivayet olunan haydutluk kariyerine “Haydutlar Kraliçesi” lakabıyla devam ediyor bu cevval kadın.  
 

DAĞLARDAN MECLİSE
Behmai baskınından sonra 2 yıl boyunca dağlarda Phoolan’ı kovalıyor polis ama nafile. Efsaneleşen Haydutlar Kraliçesi’ni yakalamak için daha makul yollara başvurmaya karar veren hükümet teslim olma pazarlığına girişiyor ve Phoolan’ın şartlarını kabul etmek zorunda kalıyor. Phoolan, silahını ancak sivil itaatsizliğin sembolü haline gelen düşünür Mahatma Gandhi ve Hindu tanrıçası Durga’nın resimlerinin önünde silahını ve ellerini indireceğini söylüyor. Haydutlar Kraliçesi’nin bu efsanevi teslim oluşuna ailesi dahil 10 bin insan ve 300 polis tanıklık ediyor. 30’u haydutluk ve insan kaçırmak olan 48 ayrı suçtan yargılanıyor 20 yaşındaki Phoolan Devi. Davası 11 yıl erteleniyor. Bu süre zarfında yumurtalık kisti teşhisi konuluyor ve gerekmediği halde rahmini alıyorlar zorla. Rahminin alındığı hastanenin doktorunun, “Phoolan Devi’nin daha fazla Phoolan Devi doğurmasını istemiyoruz” açıklaması kayıtlara geçiyor. 1996’da eyalet seçimlerini ve 1999’da meclis seçimlerinde halkın desteğini kazanan Haydutlar Kraliçesi, Behmai baskının öcünü aldığı söyleyen kişilerce 3’ü başından 2’si gövdesinden 5 kurşunla yaralanıp kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiriyor.

www.evrensel.net