Kafada kese kağıdıyla TikTok yayını: ‘Slime pazarı' neden büyüdü?
TikTok'ta kafaya kese kağıdı geçirip slime yaparak borç ödemeye çalışmak basit bir trend değil.
Kolaj: Evrensel
Nisa Sude Demirel
[email protected]
-Borcumuz var, bu yola düştük. Allah kimseyi bu yola düşürmesin.
Bu sözler bir hırsızlık ya da dolandırıcılık operasyonun ardından değil. Kafalarına geçirdikleri kese kağıtları ile ‘slime yayını’ yapan iki gence ait. Bu cümlelerin ardından “Slime yapıyoruz, yayınımız var, çıkın çıkın gelin” diye devam ediyorlar. Bir süredir sosyal medya platformları, ama özellikle de TikTok, canlı yayında slime yapan insanlarla dolu. Bazı sosyal medya kullanıcıları da pandemi döneminde parlayan fenomenleri hatırlatarak bu defa para kazanmak için ‘slime treninin kaçırılacağına’ dair şakalar yapıyor.
Yayınlar kısaca şu mantıklar işliyor: Slime yapmak için gerekli su, kolonya, boraks, tutkal gibi malzemeler için izleyiciler bağış gönderiyor. Böylece her malzeme için gerekli miktarda jeton toplanarak devasa büyüklüklerde slimelar yapılıyor. Yayınlar çeşit çeşit. Kavga eden evli çiftler, Manifest şarkısı söyleyen gençler, bir yandan slime yaparken bir yandan borcunu anlatanlar... Ancak bunlardan daha enteresan olan, onlarca kişinin bu eylemi yüzüne kese kağıdı, poşet benzeri eşyalar geçirerek yapması. Yaptıklarından utanıyor.
Özetle, başta TikTok olmak üzere bir süredir sosyal medya platformlarında slime yaparak borç kapatmaya dair kimi mizahla karışık içerikler izliyoruz. Elbette birçok toplumsal ilişkiyi aynı anda içeren bu devasa mecraların kullanım şekilleri pek çok tartışmayı içerse de en azından algoritma ve ihtiyaçlarımız üzerinden bir kısmını ele almaya çalışalım.
Artık bunun da pazarı var
TikTok gibi platformlar üzerinden açılan canlı yayınların aslında bir süredir pazarı var: ‘Live streaming market’. Ve aslında Türkiye’de bunun yaygınlığı sadece bizim gözlemlerimizden ibaret değil.
TikTok’un danışmanlık şirketi Kearney ile beraber hazırladığı rapor; Türkiye’de ‘sosyal medya canlı yayın pazarının’ 2030’a kadar üç kat büyüyerek 5 milyar dolarlık hacme ulaşacağını öngörüyor.
Hatta geçtiğimiz sene gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 0.15’inin bu ‘canlı yayın’ pazarından geldiği bile söyleniyor. Ayrıca burada da bir ‘bölgesel güç’ iddiası var. Türkiye’nin Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Türkiye (MENAT) bölgesinde canlı yayın alanında ‘bölgesel merkez’ haline gelebileceği söyleniyor. Rapora göre Türkiye’de her hafta 10.2 milyon kişi canlı yayın izliyor. 1.4 milyondan fazla kullanıcı da en az bir kez canlı yayın yapmış. Aynı rapora göre canlı yayıncılığın yaygınlık oranının yüzde 35’e ulaşarak Vietnam ve Brezilya’ya yaklaşacağı da ifade ediliyor.
Neden TikTok?
TikTok’un canlı yayın algoritması temelde iki ayak üzerine kurulu: İzleyicinin kalıcılığı ve yayın içi etkileşim yoğunluğu. Aslında bu ikisinin göstergelerinden biri ‘slime yayınları’nda gördüğümüz hediye, jeton vb. paralı etkileşimler, bir diğeri ise ‘düello’ tipi yayınlar.
Emre Tansu Keten’e göre bu algoritmanın kendisi TikTok geniş emekçi kesimler arasında ‘gelir kapısı’. TikTok’un içerikleri kopyalamaya (Slime videolarının bir anda mantar gibi çoğalması gibi) iten algoritması bir çeşit ‘seri üretime’ benzeyerek “Binlerce takipçiniz olmasa bile birilerinin karşısına çıkabileceğiniz bir format” haline geliyor. Yani karşımıza çıkan pek çok hesapta olduğu gibi bir kişinin birkaç yüz takipçisi olmasına rağmen bir içerik yüz binlerce kez izlenebiliyor. Aslında yanıtın bir kısmı burada, kimilerinin dediği gibi içerik üretmenin ‘kolay para’ya dönüşmesi diğer platformlara göre daha hızlı olabiliyor.
Peki neden bu içerikler?
Yine TikTok’un raporundaki bir satır arası bize bildiğimiz bir noktayı gösteriyor. Türkiye’deki canlı yayın içeriği, diğer ‘pazarlara’ kıyasla çok daha az çeşitlilik gösteriyor. Türkiye’deki yayınların yaklaşık yüzde 90’ı etkileşimli tartışmalar ve ‘genel eğlence’ sayılan başlıklar etrafında şekilleniyor. Az sonra daha detaylı açıklayacağımız üzere bu bilgi bize kabaca şunu söylemeyi mümkün kılıyor: Türkiye’de canlı yayın, doğrudan para kazanmak için kullanılıyor.
Biraz geriye gidip daha önce doğrudan iktidarın da hedef aldığı kimi yayın formatlarını düşünelim. Örneğin ekim ayının başında TikTok’tan yayın yapan 10 kişi hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla gözaltı kararı çıktı. Gerekçe tepki çekeceği açık konularda ‘kurgusal kavgalar’dı. Ya da mesela farklı futbol takımlarının taraftarları arasında veya ‘Türk-Kürt’ atışmaları üzerinden çok izleyicili yayınlar açan fenomenler... Aslında bunlar ‘aptalca’ değil, hatta hedefi para kazanmak olanlar için oldukça akıllıca. Çünkü doğrudan TikTok algoritmasına oynuyor. Kendi futbol takımınızı desteklemek için bağış yapıyorsunuz ya da slime’ın kıvamı tutsun diye boraksa jeton atıyorsunuz. Bunların hızla ‘tutuyor’ olması ipin ucunu kaçırdıkça kaçırıyor.
‘Ayıp’ nedir ya da ‘onur’ nedir?
Distopik dizi Black Mirror’da Mike ve Amanda isimli bir çiftin yaşantısı işleniyordu. Bir kazada ölümden dönen Amanda, bilincinin bir çeşit veri bulutuna aktarıldığı Rivermind isimli medikal sistemle hayata tutunuyor. Ancak zamanla bunun ‘reklamsız’ devam etmesi için çiftin ödediği miktar sürekli artınca Mike alternatif para kazanma yolları arıyor. Bunun için bulduğu yöntem ise bölümün çeşitli kısımlarında yaygınlığını gördüğümüz bir yol: Canlı yayında kendini ‘rezil edecek’ (Kendi sidiğini içmek gibi) ya da kendine zarar verecek (Dişini çekmek gibi) eylemleri canlı yayında gerçekleştirerek para alması oluyor. Böylece ‘sıradan insanlar’ tıbbi hizmetlere erişim için canlı yayınlarda böyle içerikleri üretmiş oluyor.
Elbette bu bölüm etkiyi de artırmak üzere çok temel haklara ulaşmak için doğrudan zarar verici eylemlerle para kazanma yolunu göstererek bize bir miktar uç bir örnek sunuyor.
Biz buradan çıkıp kafasına kese kağıdı geçirerek slime yayını çekenlere dönelim.
Amartya Sen yoksulluğu maddi olanak eksikliğinin yanında bir ‘iyi olma halinin’ eksikliği olarak da tanımlıyor. Örneğin Robert Walker yoksulluğun aynı zamanda bir ‘psikososyal yıkıma’ yol açtığını da kaydediyor. Sosyal destek mekanizmalarının damgalayıcı şekillerde işlemesi, yoksulluğun ‘bireysel bir hata’ olarak propaganda ediliyor.
Ancak hepimiz içinde yaşadığımızdan derinleşen yoksulluğun duruma etkisini birkaç cümleyle geçerek yayınların nasıl ele alındığına bakalım: Değerlerin aşağılanması, müstehcenlik, ‘tımarhane’, soytarılık... En sık dile getirilen haliyle ‘haksız kazanç.’
Büyük kısmına el koyulan ‘haklı kazanç’ hiçbir şeye yetmezken bir süre önce ikinci el uygulamalarında satılığa konan çocuk oyunlarıyla dolu tabletler, çocuk bisikletlerini konuşuyorduk.
Şimdi ‘onurumuz’, aklı selim olma halimiz, kimi zaman evimizin içi ‘live streaming market’ta satılık.
Marx, 1844’te El Yazmaları’nda kapitalizmde parayla ilişkimize dair şöyle soruyordu: “Beni insan hayatına bağlayan, beni toplumda, doğaya, insana bağlayan şey para olduğuna göre, bütün bağların bağı değil mi para? Böylelikle aynı zamanda ayrılmanın da evrensel aracı değil mi? (...) Bu dönüştürücü güç olarak, bireye karşı, toplumsal bağlara ve öz olma iddiasında bulunan başka bağlara karşı gösterir kendini. Sadakati sadakatsizliğe, sevgiyi nefrete, nefreti sevgiye, iyiliği kötülüğe, kötülüğü iyiliğe, serfi lorda, lordu serfe, saçmayı akla, aklı saçmaya çevirir.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et