07.11.2026 15:03

İlhan Erdost mücadele sözü ve şiir dizeleri ile anıldı

Mamak Cezaevi'nde askeri araçta dövülerek öldürülen İlhan Erdost, 46'ncı yılında mezarı başında “mücadele” sözüyle anıldı. Anmada şairlerin İlhan için yazdıkları şiirlerden dizeler okundu; kızları Türküler ve Alaz babalarını anlattı.

İlhan Erdost mücadele sözü ve şiir dizeleri ile anıldı

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Ankara - 7 Kasım 1980’de Sol Yayınlarının sahibi ağabeyi Muzaffer Erdost ile gözaltına alınarak Mamak Cezaevi’ne götürülen ve yol boyunca askeri araç içerisinde dövülerek öldürülen Onur Yayınları’nın sahibi İlhan Erdost, öldürülmesinin 46. Yılında mezarı başında anıldı. Anmaya eşi Gül Erdost, kızları Türküler ve Alaz ile ailesi, dostları ile aydınların, yazarların katıldığı anmada yapılan konuşmalarda “mücadele” sözü verildi”, “Boyun eğmeyeceğiz, dik duracağız” denildi.

Aile dostu, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) Başkanı, BİSED Yönetim Kurulu üyesi Oğuz Gemalmaz’ın çağrısı ile saygı duruşu yapıldı. Daha sonra konuşan Gemalmaz, “yalnızca İlhan’ı anmak için değil, düşünceleri, emeği ve aydınlanma mücadelesiyle yaşamaya devam eden bir değeri anmak için bir aradayız” diye başladığı konuşmasında, “İlhan, bir yayıncıdan çok daha fazlasıydı. Kitaplara, düşünceye, özgür insanın varlığına inanıyordu. Yaşamını aydınlanmanın gücüne adamıştı” dedi.

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

İlhan Erdost’un 12 Eylül karanlığında, 7 Kasım 1980'de Mamak Cezaevi'nde gördüğü işkence sonucu katledildiğinde henüz 36 yaşında olduğunu hatırlatan Gemalmaz, ardından yazılar şiirlere, anılara atıf yaparak, “Abisi Muzaffer İlhan Erdost'un hazırladığı İlhan İlhan kitabı, bu büyük acının edebiyata ve belleğimize bıraktığı tanıklıklardan biri oldu” dedi.

Gemalmaz İlhan Erdost için ünlü şairlerin yazdığı şiirlerden, dizelerden şu örnekleri verdi:

“Cemal Süreya, ‘bir bardak su içsem şimdi/yaralarımdan dökülür/gün ki yıkımlar günüdür’ der.

Can Yücel, ‘Daldım dalacağım eski Beylerbeyi'ne Asaf/Halet Çelebi'nin yamacından.../ Olmuyor Allah kahretsin/Şu araba cayırtilan yüzünden.../İlhan Erdost'un nasıl öldürüldüğünü/ Kaç gündür aklımdan çıkaramadığım gibi’ der

Turgut Uyar, ‘“yeni bir soydandı yepyeni/kendi mezarında kendi açan bir güldü İlhan/sabah da kırmızı akşam da kırmızı/hep kırmızı kalacak solmadan’ der.

Ahmet Telli, ‘İlhan diyarından bir kitap/ Gül mü desem kan mı/Türküler bilir belki yine de/Gül müdür açan yoksa kan mı’.”

Gemalmaz, Muzaffer Erdost’un “İlhan’ın Son Beş Günü için Fotoğraflar” adlı şiirinden de şu dizeleri aktardı:

“İlhan gelir Türküler'le/Türküler'le biz elele/Güleriz güzel günlere

İlhan uzatmış kadehi/Güler gözlerinin içi/Çağıldar cümle sevinci

İlhan'la biz nezarette/Yanyana bir kanepede/Akar gündüz uçar gece

İlhan'ı gördüm düşüyor/Yanım ateşe düşüyor/Elim kolum yetişmiyor

İlhan'ı gördüm yaralı/Gözleri kandan hareli/Yüzü güllere çevrili

İlhan'ın paltosu kanlı/Alazlanmış tüter canı/Düşmüş omuzdan kolları

İlhan İlhan, İlhan İlhan/Sular çavlan kuşlar pervan/Gittin mi can gittin mi can!”

Gemalmaz sözlerini şöyle bitirdi:

“Bazı insanların sessizlikleri bile söylenmiş nice sözden daha gür yankılanır. Onlar bu dünyayı terk ettikten sonra da çoğalırlar. Onları tanımayan kuşaklar bile düşünceleriyle, eserleriyle, mücadeleleriyle tanışır. İlhan da işte böyle bir insan...

Bugün onu anarken yalnızca nasıl öldürüldüğünü değil, nasıl yaşadığını da hatırlamalıyız. Savunduğu değerleri, kitaplara duyduğu inancı, insanın özgürleşmesine verdiği önemi unutmamalıyız.

Aradan yıllar geçse de 7 Kasım, yalnızca bir ölüm tarihi değildir. Aynı zamanda unutmaya karşı belleğin, karanlığa karşı aydınlanmanın günüdür.”

“Mücadele edeceğiz”

Devrimci 78’liler Federasyonu adına konuşan Hüseyin Esentürk de “boyun eğmeme ve mücadele sözü” verdiği konuşmasında şunları ifade etti:

“Bizim ışığımızı, aydınlık yüzümüzü söndürmek isteyenler birbirimizi bile görmemizi engellemeye çalışıyorlar. Mücadele etmemizi, karşı durmamızı engellemeye çalışıyorlar” dedi. Darbe, korku sisteminin bir yüzyıl daha devam ettirilmek istendiğine dikkat çeken Esentürk, “Kabul etmiyoruz, biat etmiyoruz, size karşı mücadele edeceğiz, boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu.

“Bize, faşizme karşı direnişi bıraktılar”

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Avukat Şenal Sarıhan da oldukça duygusal bir konuşma yaptı. İlhan Erdost’un da kendilerine söyleyeceklerinin olduğunu belirten Sarıhan, “İlhan’ın da bize söyleyecekleri var, bize bıraktıkları var. Bize neler bıraktı, faşizme karşı direniş bıraktı. Bize neler bıraktı, o direnişi sanatla, en ince, nazik ifade ederek, toplumu aydınlatmayı, güzellikleri bıraktı” dedi.

İlhan Erdost’un öldürüldüğü dönemi avukat olarak takip eden Sarıhan, o günlerin aklından hiç çıkmadığını, Mamak’a götürülüşünü, cezaevine alınışını, arkadaşlarının telaşını unutmadığını, 46 yıldır belleğinde olduğunu aktaran Şenal Sarıhan, “Hepimizin belleğinde belki ama bir avukat olarak oralarda, o acıya çok yakın olmak, her gün kanayan, ağrıyan bir olayla karşı karşıya olmak hepimizi çok hassas kılıyordu ama katliam, ölüm hepsinin acısıydı” diye konuştu.

Bu acıya direndiklerini, özellikle eşi Gül Erdost ve kızlarının, Muzaffer Erdost’un direndiğini aktaran Sarıhan şunları söyledi:

“Biz bu acıya karşı direndik aslında. Gül direndi, kızları ile direndi. Muzaffer Abi direndi. Kendi adının önüne onun adını koydu, İlhan İlhan. Bu aslında bir acının, bir özlemin söylemiydi. Ama aynı zamanda bir umudun söylemiydi.

Kötü günlerdeyiz ama şöyle bir düşünelim, 12 Martları geçtik, 12 Eylül’leri geçtik, 90’lı yılları geçtik. Evet, bugün de acılarımız var ama mücadelenin aldığı bir yol da var. Buradayız işte, bütün o baskılamalara, unutturma çabalarına rağmen ve çok büyük sıkıntılar yaşıyor olmamıza rağmen buradayız. Farklı alanlardan, farklı yüreklilikle, farklı umutla mücadele etmeye devam ediyoruz. İlhan ve Muzaffer Abi, Halit Abi ve Vecihi Timuroğlu ve diğerleri hepsi bizden mücadele içinde, dimdik durmamızı istiyor. Ne kadar direnebilirsek o aydınlığı elbette yaşatacağız.”

“Acı bize mücadele emrini de veriyor”

“Gelecek bizim inanıyorum buna ve boyun eğmeyeceğiz” diyen Sarıhan sözlerini şöyle tamamladı:

“Ne güzel isimler koymuştu İlhan çocuklarına Türküler ve Alaz. Türküler söylenecek, Alaz yükselecek ve mutlaka o aydınlık Türkiye’yi daha aydın günlere taşıyacak. Acımız büyük ama acımız bize mücadele emrini de veriyor. Gelecek bizim inanıyorum buna ve boyun eğmeyeceğiz.”

Yazar Ali Balkız da onlardan öğrendikleri ile yollarına devam ettiklerini belirterek şunları ifade etti:

“46 yıl sonra bir kez daha İlhan ile yüz yüze, birbirimize bakıyoruz. İlhanlar yaşıyor, yaşayacaklar tıpkı Spartaküsler gibi, Rozambergler gibi, Denizler gibi. Abisi ile birlikte sadece kişi olarak mücadele etmediler, uğraşlarıyla da Türkiye tarihine, Türkiye işçi sınıfı tarihine Sol yayınlarını bırakarak gittiler. Hala onları okuyor, onlardan öğreniyoruz. O öğrendiklerimizle yolumuza devam ediyoruz. Devrimciler Ölmez.”

Kapatılan Halk TV’de “Görkemli Hatıralar” programı yapan Gazeteci Serhan Asker de yaptığı konuşmada bugünün Kazım Koyuncu’nun doğum günü olduğunu hatırlatarak, “İlhan Erdost, Kazım Koyuncu yaşasalardı, onları Görkemli Hatıralar’da konuk etseydik dedi. Kültürü ve sanatı bizden koparmaya çalışıyorlar aslında. Cezaevinde bile, onların hepsi birden meydan okuyan, ses yükselten devrimcilerdi. Hepsi kültürden besleniyordu.”

Yönetmen Fatin Kanat da yaptığı kısa konuşmada şunları ifade etti:

“Sevgili İlhan'ı, Sevgili Muzaffer'i, Erdost kardeşleri, 70'li yıllarda yayınladıkları ve pek çoğumuzun fikri oluşumunda önemli bir yer tutan kitaplarından tanımış, sevgili İlhan'ı ayrıca şahsen de tanımıştım.

Benim kişisel hikâyemde de 12 Eylül ve Mamak Cezaevi var. Benzer süreçlerden, benzer işkencelerden geçtik. Onun payına ölüm düştü.

Ama yaptıkları ve var ettikleriyle pek çok insana dokundu, pek çok insanın yüreğinde yer almaya devam ediyor.”

Aile adına ise kızları Türküler ve Alaz konuştu. Alaz Erdost gazetemizde Sultan Özer’in köşesinde çıkan “Baba ben güvende miyim?” yazısını okudu.

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel

Kızı Türküler Erdost’un konuşması ise şöyle:

Acıyla Büyüdüğümüz 46 Yıl

Acının büyüten birşey olduğu konuşulur hep. Toplumsal bir ezberdir bu. 7 Kasım 1980’den bu yana geçen zamana baktığımda, babamızı kaybettiğimizde 28 yaşında olan gencecik annemizin, 2,5 yaşında ve 5,5 aylık olan ben ve kardeşimin, yeni doğup babalarına bizim yanımızda baba diye seslenmemeleri tembihlenen kuzenlerimizin, yani babamın öldürümü ile bir şekilde temas etmiş herkesin 46 yıldır acı ile büyüdüğümüzü söylemem sanırım çok ayrıksı durmayacaktır.

Uzun zamandır “acı” kavramını zihnimde evirip çeviriyorum. Acıyı bir anlama dönüştürebilirsem onunla daha iyi bir ilişki kurabileceğimi düşünerek...

Acıyı büyütmeden, sevgiyle ama acıyla da büyüyen, acının büyüttüğü çocuklar olmak... Çocuğunu uyandırmaya kıyamadığı için öpemeden evden çıkıp öldürülen bir babanın kızı olmak ile babaların öldürüldüğü ve acıların yarıştırılamayacağını bize deneyimleterek öğreten bir toplumda yaşamanın ikili ağırlığında, bireysel acı ile toplumsal acının birbirine karıştığı bir iklime karşın sevgiyle büyümek... Ömür boyu sürecek bir acının ve yasın kutsandığı, bir kayıp yaşayanların gülmesinin ve sevincinin ayıp sayılıp gizlendiği bu topraklarda kire ve nefrete bulaşmadan büyüyebilmek...

A-C-I, üç harf, bir ömrün iyi-kötü birçok duygusuna eşlik ediyor. Bazen onları perdeliyor, gölgeliyor, ama o üç harf değişip, dönüşüp farklı biçimleriyle kendisini hep yaşamınızda var ediyor. Tam da geçtiğini sandığınız bir zamanda bir kitap kokusunda, annenizin özleminde, kendinizi fotoğraflardan babanıza benzetmenizde, "karabıyıklar arasından denizde güneşli çakıl taşları gibi gülüşlerde ", onun adını adına katıp onurlu bir yaşam sürme direncinde karşınıza çıkıyor. Yaşamayan bilmeyebilir, ama dinleyen, duyan kesin onu anlıyor...

Bu uzun büyüme sürecinde, acı, bazen çok uzaktan gelen bir uğultuya bürünebilirken, geçmişte bıraktığını düşünüp ileriye yürürken, arkana dönüp sürekli onun durduğu yere baktığın, benliğinde bir boşluk bırakmadığı zamanlar da olabiliyor. Bir kimliği o üç harf üzerine inşa etme zorlamalarına karşı durma gücünün farkına varmak seni güçlendiriyor. Bu farkındalık, kimliğine bambaşka iyileştirici dayanaklar ekliyor.

Yaşamın ve yaşatmanın simgesi olan bir babaya, hatta hiçbir babaya, “öldürülen” sıfatı nasıl yakışmazsa, acı da o babanın kızlarına, eşine, kardeşlerine, sevenlerine hiç yakışmıyor... Bedenin acını seninle paylaşıyor. Sevgini yüreğinde sakladığın için acını da yüreğinde hissedeceğin inancı acını yüreğine mühürlüyor. Neden sonra bilinç devreye giriyor ve beden, yüreğindeki acıya inat bilinçle büyümeye başlıyor. Bilinçle katledilen her büyüme acı hissini biraz dinginleştiriyor. Yine de bu dinginleşme özlemlerin, bekleyişlerin, beraber olamayan gülüşlerin, rüzgarın gücünün savurmaya yetmeyeceği kıvırcıklıktaki saçlarına dokunamamış olmanın, sesini ve en basit şekliyle nasıl yemek yediğini belleğinde canlandıramamanın hüznünün büyümesine engel olamıyor. Yalnızca üç harf gibi görünen şey, bir bakıyorsunuz elinizden tutmuş sizi büyütüyor...

Yaşamınızdaki bir acı başka bir acıyı hem yeniden doğuruyor hem o acıyı silikleştiriyor. Acı sizi çıkmaza sokabiliyor, çaresiz bırakabiliyor, kötüleştirebiliyor, keyifsizleştirebiliyor, hareketsiz kılabiliyor, sessizleştirebiliyor ama onu anlayabilirseniz biraz olsun insan olmanızın önünü de açabiliyor.

Çocukken arkadaşlarınızın size acıyarak bakacak olması sizi ürkütüyor. Yetişkinlikte ise size acınması acınızı yenip mücadele etmenizde bir itki oluyor. Yitirdiğinizin bir daha hiç gelmeyeceği acı gerçeği, onu katledenlerin sözlerinde kendisini hep anımsatıyor. İstanbul'da Türk Silahlı Kuvvetleri Çamlıca Özel Bakımevi Merkezi'nde “huzursuz edilmek istemeyen” ve yargılanmadan 88 yaşında ölen 12 Eylül işkencecisi Raci Tetik’in eşi Aliye Tetik’in sözleri acı acı içe işliyor: “Eşim bir dönem görev yapmıştır ve bunun sonucunda bazı insanlar rahatsız olmuşlardır. Bunun için de diyecek hiçbir şeyimiz yok. Sık sık gündeme getirerek uzattıkça uzatıyorlar. ... Asıl işkenceyi gören bizdik. 32 senedir, bu işin sıkıntısını çekiyoruz.” İnsan yitirdiklerinin direnç ve mücadelelerini, öfke ve suçlamanın yıkıcılığına tutsak etmemeye çalışırken “Annesini 8 yaşında, babasını 11 yaşında kaybetmiş, o da yetimmiş. Üstelik de Tokatlıymış” diye aklından geçiriyor. Ama yaşadığınız acı, bir katili anlamanıza izin vermiyor. Toplum sizi kucaklayınca bunun acısı biraz diniyor.

Acı geçiyor mu, geçmiyor... Bu belirleme bir dostunuzun size uzanan “Sizi ne teselli eder? Ne yapsak teselli olur sizin için?” sorusunda yanıt buluyor. Yaşadığınız ülke toprakları yepyeni adaletsizliklerle, haksızlıklarla, insan onurunu hiçe sayan düzeniyle o acının onarımını iyice zorlaştırıyor. Acı bir kuşaktan diğerine “unutulmasın!” kaygısıyla da aktarılıyor, emanet ediliyor.

Bu acıya bir son yazmak için benim zihnim bir ağıttansa iyiliklerin gerçek hayattan daha çok yuvası olan bir çocuk masalına kaçıyor. Masalda çocuklar acıyla değil ellerinde turuncu uçan balonlarla ve sevdikleriyle dolu dolu anılarıyla büyüyorlar. Babası bir elinde turuncu uçan balon olan çocuğunun diğer elinden tutup şakalaşarak onunla beraber büyüdüğü yıllara doğru yürüyor. Acı, o uçan balon olup çocuğun elinden özgürleşerek göğe yükseliyor. Güneş olup çocuğun yaşamını aydınlatıyor; onu sıcaklığıyla sarmalayıp ışığıyla büyütüyor... Çocuk umudun da, direncin de, dayanışmanın da, mücadelenin de kaynağının o güneşin doğmasında gizli olduğunu biliyor. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlayan bu masalda varolan acılar bir bir yok oluyor ve masalın sonunda gökten üç harfli acı değil, üç elma düşüyor. Birisi babası öldürülen çocuklara, birisi yitirilen babalara, bir diğeri de öldürümü yaşama dönüştürme yolunda o çocukların her daim yanlarında olan güzel yürekli insanlara...

“Acılarına kin ve nefret bulaştırmadılar”

Yeni Parti Ankara Milletvekili, Gazeteci Okan Konuralp de cenaze töreninin ardından X hesabından yaptığı paylaşımda şunları ifade etti:

“12 Eylül karanlığında, Mamak Cezaevi’nde katledilen İlhan Erdost’u mezarı başında andık.

46 yıldır taşıdıkları acıya kin ve nefret bulaştırmadan; barışı ve kardeşliği her zaman önceleyerek yaşayan, yalnızca kendileri için değil, tüm kayıp yakınları için de sabırla hakikatin izini süren Gül Hanıma, kızları Türküler ve Alaz’a saygılarımı sunuyorum.

İlhan Erdost’u ve Karşıyaka Mezarlığı’nda yatan; aralarında Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Ulaş Bardakçı’nın da bulunduğu Türkiye devrimci mücadelesinin öncü isimlerini unutmayacağız.”

(Evrensel)

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
07.11.2026 13:50 / Güncelleme: 14:05

Cumartesi Anneleri 1128'inci haftada Ali Tekdağ için adalet istedi

Cumartesi Anneleri, 1128'inci haftada 1994'te Diyarbakır'da gözaltında kaybettirilen Ali Tekdağ'ın akıbetini sordu. AİHM'in ihlal kararına rağmen dosyanın aydınlatılmadığını belirten aileler, sorumluların yargılanmasını istedi.

Cumartesi Anneleri 1128'inci haftada Ali Tekdağ için adalet istedi

Fotoğraf: MA

07.11.2026 14:00

İran: Hürmüz Boğazı'nın doğusunda tanker mayına çarptı

İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, takip sistemlerini kapatarak Hürmüz Boğazı'nın doğusundan geçmeye çalışan bir petrol tankerinin mayına çarptığını ve gemide yangın çıktığını açıkladı.

İran: Hürmüz Boğazı'nın doğusunda tanker mayına çarptı

Fotoğraf: DHA

07.11.2026 14:08

Balıkesir'de kazada anne ve 10 yaşındaki kızı yaşamını yitirdi

Edremit-Yenice kara yolunda dönüş yapmak isteyen otomobile arkadan gelen kamyon çarptı. Fabrika duvarı ile kamyon arasında sıkışan otomobilin sürücüsü N.A. ile 10 yaşındaki kızı E.A. hayatını kaybetti.

Balıkesir'de kazada anne ve 10 yaşındaki kızı yaşamını yitirdi

Fotoğraf: DHA

07.11.2026 11:02

Fon vurgunu soruşturmasında 4 tutuklama: Eski SPK Başkan Vekili de tutuklandı

Fon vurgunu soruşturmasında gözaltına alınan 6 kişiden 4'ü tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski SPK Başkan Vekili Enver Usca ve BDDK Daire Başkanı Mustafa Alper Taş da bulunuyor.

Fon vurgunu soruşturmasında 4 tutuklama: Eski SPK Başkan Vekili de tutuklandı

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!