Mürekkebin hafızası: On iki yıllık bir parantezi kapatmak
Haftada bir kez burada, hayatın gürültüsünden ve karmaşasından sıyrılacağız. Şiirin şerbetinden içilmiş güçlü bir solukla, sözcüklerin kudretini ve imkânlarını kuşanarak kendimizi yeniden gündelik hayatın girdabına bırakacağız.
Fotoğraf: Ron Lach/Pexels
Berken Bereh
Selam doğan güne
hamal ve sermayedar
hızla akıp giden ömre
gecenin karanlığını yırtan ışığa
hakikati inleyen dile
ve
cıvıldıyan kuşa, taze çaya…
seherin güçlü rüzgarı
vicdanı rehber edinen yürek
şehirlerin üzerine gülümseyen umut
Zaman, tuhaf bir nehirdir. İnsan farkına bile varmadan akıp gider; fakat dönüp ardına baktığında, geride bıraktığı izler karşısında hayrete düşer.
Tam on iki yıl geçmiş. Söylemesi kolay, tam on iki yıl! Haftada bir kez bu köşede sözcüklerin dünyasına sığındığımız, dünyayı edebiyatın gözünden anlamaya ve yorumlamaya çalıştığımız günlerin üzerinden tam on iki yıl geçmiş.
İki yıl boyunca aralıksız sürdürdüğümüz o haftalık buluşmalar, hayatın baş döndürücü koşuşturmacası içinde soluklandığım bir sığınak gibiydi. Sonra hayat, bütün ağırlığıyla gelip işlerimin arasına yerleşti. Sessizlikten bir parantez açıldı ve o parantez tam on iki yıl boyunca kapanmadan kaldı.
Peki, insan neden on iki yıl boyunca, her hafta düzenli olarak düşüncelerini ve duygularını paylaştığı o sayfalardan uzak düşer? Yazmayı mı unutur insan, yoksa artık söyleyecek sözü mü kalmaz?
Hayır; ne sözcükler tükendi ne de hikayeler anlatma arzusu.
Yalnızca hayatın gürültülü sesi, bir süreliğine edebiyatın o alçak sesli fısıltısını bastırdı. Çünkü hayat, bazen yazmaktan çok daha fazla zaman ister. Koşturmalar, sorumluluklar, değişen şehirler ve gün geçtikçe ağırlaşan yükler arasında insan, çoğu zaman en önemli buluşmasına geç kalır: Kendisiyle buluşmasına…
İnsanın iç dünyasına açılan o kapının, yazı masasının başında kendisiyle baş başa kaldığı o sessiz buluşmaya…
Ama bu on iki yıllık sessizlik, gerçekte hiç de boş değildi. Kaleme sarılmadığım her gün, zihnimin derinliklerinde biriken düşüncelere bir yenisinin eklendiği gündü aslında.
Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, sokaklarda karşılaştığım yüzler, çağın ruhunda yaşanan büyük değişimler… hepsi üst üste yığıldı. İçimde derin yerlerde, tozlanmış raflarda beni bekleyen o eski yazı araçlarının sesleri, renkleri ve kokuları hiç susmadı.
Derler ki mürekkebin hafızası vardır. Kuruyup katılaşsa bile, kalemin kağıda ilk dokunduğu o anı asla unutmaz.
İşte bugün, kurumuş mürekkebin yeniden can bulduğu gün.
On iki yıl boyunca açık kalan o uzun parantezin nihayet kapandığı gün…
Biliyorum, bugünün dünyası, on iki yıl önce ardımda bıraktığım dünya değil. Ben de o günlerin insanı değilim artık.
Belki sözcüklerim biraz daha olgun, belki biraz daha yorgun… Ama kuşkusuz, çok daha coşkulu.
Bu yazı, eski bir dosta gönderilmiş bir merhaba mektubudur.
Geride kalan o güzel iki yıla duyulan bir saygı duruşu, gelecek yazılara aralanan yeni bir kapıdır.
Yazı masamın üzerindeki tozları sildim. Kalemimin kapağını yeniden açtım.
Gelin, haftada bir kez burada, edebiyatın insana iyi gelen, ruhu dinlendiren gölgesinde buluşalım.
Kâğıt sararır, zaman geçer, sesler unutulur ama mürekkep asla unutmaz. Kalemin ucundan süzülen her damla, insanlığın ortak hafızasında bir ize dönüşür.
Biz de haftada bir kez burada, hayatın gürültüsünden ve karmaşasından sıyrılacağız. Şiirin şerbetinden içilmiş güçlü bir solukla, sözcüklerin kudretini ve imkânlarını kuşanarak kendimizi yeniden gündelik hayatın girdabına bırakacağız.
Öyleyse hayırlı, uğurlu olsun…
Bir kez daha, merhaba.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et