24 kentten Ankara’ya ‘barış nöbeti’ yolculuğu: Savaşın kazananı yoktur, anaların gözyaşının rengi birdir
“Annelerin gözyaşının rengi aynıdır. Türk, Kürt, Arap fark etmez, ananın yürek acısı birdir. Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz, bu savaşın önü kesilmeli ve onurlu bir barış kurulmalıdır.”
Fotoğraf: MA
Elif Ekin Saltık
[email protected]
1 Ekim 2024 tarihinde TBMM yeni yasama yılı açılışında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına giderek tokalaşmasıyla fiilen başlayan sürecin üzerinden iki yıl geçti. Geçen iki yılda sürecin ağır aksak ilerlemesi, verilen sözlerin tutulmaması ve adımların yetersiz kalması üzerine Barış Anneleri alanlara çıkıyor. Devletin somut ve kalıcı adımlar atması talebiyle 1 Kasım Pazar günü Diyarbakır başta olmak üzere 23 kentten Ankara’ya doğru yola çıkacak olan anneler, barışın tesisi için kararlılıklarını bir kez daha vurguluyor.
2 Kasım sabahı Ankara’ya ulaşacak olan Barış Anneleri, ilk olarak Meclis Parkı’nda kitlesel bir basın açıklaması düzenleyecek. Açıklamanın ardından Kurtuluş Parkı’na geçilerek 2 Kasım’ı 3 Kasım’a bağlayan gece boyunca “barış nöbeti” tutulacak. Eylemin ikinci gününde ise TBMM’deki siyasi partilerin grup toplantılarına katılım sağlanacak, parti heyetleri, Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileriyle doğrudan görüşmeler gerçekleştirilecek.
Yolculuk öncesinde gazetemiz Evrensel’e konuşan Barış Anneleri Hatice Yaşar ve Yıldız Doğanay, hem iki yıllık sürecin değerlendirmesini yaptı hem de Ankara’da dile getirecekleri talepleri paylaştı.
Hatice Yaşar: 30 yıl yatan insana ‘pişmanım’ dayatması yapılamaz
Kendisinin gerilla, şehit annesi olduğunu vurgulayarak söze başlayan Barış Annesi Hatice Yaşar, iki yıldır cenazelerin gelmediğini ancak sürecin amaca uygun biçimde ilerletilmediğini kaydetti: “Biz barıştan başka bir şey istemiyoruz. İki yıldır cenazeler gelmiyor, biz bu sürecin iyiye gitmesini, barışa evrilmesini istiyoruz. Ancak iki yıldır somut tek bir adım dahi atılmadı. Sürecin başında Sayın Öcalan da ifade etmişti, ilk adım olarak hasta tutukluların serbest bırakılması gerekiyordu. Yüzlerce hasta mahpus var ama iki yıldır ne bir hasta tutuklu bırakıldı ne de bir tahliye gerçekleşti. Aksine, 30-33 yıldır zindanda olan, cezasını tamamen bitirmiş insanlara ‘Pişmanım de, seni öyle bırakalım’ dayatması yapılıyor. 30 yılını cezaevinde geçiren bir insana ‘pişmanım’ dedirtmeye çalışmak nasıl bir anlayıştır? Nerede görüldü böyle bir şey?”
Cezaevlerindeki tecrit ve kısıtlamaların kaldırılmasını, kapıların açılmasını isteyen Yaşar, iktidara şöyle seslendi: “Bizim tek talebimiz barıştır. Adalet Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanı yardımcısı kim varsa, bu sürecin iktidar kanadındaki muhataplarıyla görüşmek istiyoruz. Süreç tıkanmıştır, bu tıkanıklığın önü açılmalı, Sayın Öcalan’ın statüsü ve fiziki özgürlüğü sağlanmalı, zindanların kapısı açılmalıdır. Artık yeter, biz bu yükü taşıyamıyoruz. Buradan asker ve polis annelerine de sesleniyorum: Biz nasıl barış diyorsak onlar da ellerini elimize versinler, el ele verelim ve bu barışı birlikte inşa edelim.”
Barış Anneleri Hatice Yaşar ve Yıldız Doğanay
Yıldız Doğanay: Savaşın kazananı yoktur, Türkiye’nin ekonomisi savaşa gidiyor
Evlatlarını savaşta kaybettiğini ve bir anne olarak başka hiçbir canın yitip gitmesine tahammülünün kalmadığını belirten Barış Annesi Yıldız Doğanay ise savaşın insani ve ekonomik yıkımına dikkat çekti: “Ben bir anne olarak konuşuyorum, evlatlarımı yitirdim. Artık üçüncü, dördüncü evladımı veya başka bir evladı kaybetmek istemiyorum. Sadece kendim için değil, binlerce Kürt ve Türk annesi için konuşuyorum. Asker, polis annelerine çağrı yapıyorum: Gelin ellerinizi elimize verin. Bizim evlatlarımız şehit düşerken nasıl canımız yanıyorsa, asker ve polis şehit olduğunda da bizim yüreğimiz aynı şekilde yanıyor. Annelerin gözyaşının rengi aynıdır. Türk, Kürt, Arap fark etmez, ananın yürek acısı birdir. Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz, bu savaşın önü kesilmeli ve onurlu bir barış kurulmalıdır.”
50 yıldır süren savaşta ortamında ‘Biri galip geldi, biri mağlup oldu’ denemeyeceğini belirten Doğanay sözlerini şöyle tamamladı: “Savaşta kazanmak diye bir şey yoktur. Savaş ölümdür, gözyaşıdır, yok oluştur. Ülkenin ekonomisi, kaynağı savaşa, silahlara ve operasyonlara harcanıyor, oysa bu kaynaklarla ülke imar edilebilir, insanlar refaha kavuşabilirdi. Biz hiçbir evladımızın ölümünü kabul etmiyoruz. Barış, barış, ısrarla barış diyoruz.”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et