01.11.2026 00:15

‘Siyasetsiz baro’ vaadi ve körüklenen şovenizm: Orta sınıf miti ve cübbenin altındaki işçi

İzmir ve İstanbul Barolarında seçimi kazanan gruplar avukatlara “Siyasetten arındırılacak” bir baro vadetti. Ancak siyasetsizlik çağrısı yapan bu yaklaşım avukatların yaşadığı dönüşümün asıl kaynağını, işçileşmesinin maddi zeminini perdeliyor.

‘Siyasetsiz baro’ vaadi ve körüklenen şovenizm: Orta sınıf miti ve cübbenin altındaki işçi

Emirhan Durmaz


İzmir ve İstanbul Barolarında seçimleri, ulusalcı, milliyetçi, şoven söylemleri öne çıkaran adaylar ve gruplar kazandı. Ancak sonucun, baroların salt iç dengelerini aşan bir arka planı da mevcut. Bir süredir güç kazanan seküler milliyetçi dalga, özellikle gençler arasında kendine giderek daha fazla alan buluyor. Bilhassa mesleğe yeni başlayan ve geleceğini belirsizlik içinde kurmaya çalışan genç avukatlar da bu toplumsal iklimin dışında değil. Seçimi kazanan gruplar bu eğilimi seçim malzemesine dönüştürürken, aynı zamanda avukatlara “Siyasetten arındırılacak” bir baro vadetti. Ancak bir elleriyle şovenizmi kışkırtıp diğer elleriyle siyasetsizlik çağrısı yapan bu yaklaşımın çelişkisi yalnızca görünürde değil. Zira her iki söylem de avukatların yaşadığı dönüşümün asıl kaynağını, yani mesleğin kapitalist ilişkilerin seyri içinde geçirdiği sınıfsal dönüşümü, giderek işçileşmesinin maddi zeminini perdeleyen bir işlev görüyor. Avukatlık içinde ücretli emek biçiminin giderek yaygınlaşması, yoksullaşma, mesleki özerkliğin ve toplumsal itibarın yitmesi, profesyonel mesleklerin orta sınıf ayrıcalıklarını aşındıran kapitalist gelişmenin bugünkü seyriyle ilgili. Baro seçimlerinin ardından ortaya çıkan tabloyu anlamak için de seçim rekabetinin ötesine, bu söylemlerin üzerinde yükseldiği maddi zemine bakmak gerekiyor.

Kışkırtılan şovenizm

İzmir’de Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu ve İZAH Grubu, baroyu yıllardır yöneten Çağdaş Avukatlar Grubuna “Baroyu ÇHD’nin, ÖHD’nin arka bahçesi yaptınız” diye yüklendi, yıllardır hak savunuculuğu yapan meşru hukuk dernekleri ile yan yana gelmeyi bir suç gibi saydı. Meşru olanın itham malzemesine dönüştürülmesi, kışkırtılan iklimin kendisini anlatıyor. İstanbul’da mevcut yönetimin Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Epözdemir’in paylaşımları, İzmir’de hakkında AYM ve AİHM kararları bulunan Avukat Selahattin Demirtaş için yollanan selam bahane edildi, malzeme yapıldı.

Ezcümle şoven söylemler kışkırtıldı. Yürüyen barış sürecine milliyetçi bir histeriyle bakanlar kadar, süreci temkinle izleyen ama siyasi bir tepki besleyen kesimler de bu kışkırtmanın arkasına yedeklendi. Seküler milliyetçi dalga seçim çalışmaları boyunca kabardı, genel kurul salonlarında alevlendi. İstanbul’da zafer kutlamalarında bozkurt işaretlerinin havaya kalkması, “Ne mutlu Türk’üm diyene” sloganlarının atılması, bu dalganın hangi yatakta aktığını yeterince gösterdi.

Vadedilen siyasetsizlik

Aynı gruplar seçim boyunca başka bir dil de kurdu: “Baro avukat içindir”, “Siyasetle uğraşmaktan avukatın sorunlarıyla ilgilenmediniz”, “Avukatlar kan ağlıyor, itibar kaybediyor, yoksullaşıyor, genç avukatlar mesleği bırakma noktasına geldi”… Çıkış yolu olarak da siyasetsizlik önerildi.

İroni tam da burada. Avukatların yaşadığı sorunlar, onları doğuran yapısal seyirden de bu seyri hızlandıran siyasi kararlardan da yalıtılıp soyut bir dert listesine dönüştürülüyor. Ancak mesleğin erozyonunun asıl kaynağı, yani iç çelişkisi, kapitalizmin bugünkü seyrinde ve hukuk hizmetinin metalaşmasında yatıyor. Saray rejimi ise kararlarıyla ve yarattığı siyasi atmosferle bu yapısal seyri hızlandıran, ivmelendiren yarı dışsal bir etken. CMK ücretini her yıl Adalet Bakanlığı belirliyor ve avukatın emeğini karşılamayan tarifeler dayatıyor. Barolar bu tarifelere karşı ortak eyleme girdiğinde ise iktidarın kurdurduğu ‘numaralı (2 No’lu)’ barolar grev kırıcılığı yaptı.

Hukuk fakülteleri bir siyasi tercih olarak çoğaltıldı. Hukuki hizmete duyulan talebe kıyasla şişen avukat arzı, meslek içinde ücretleri aşağı çeken bir yedek ordu yarattı. Yoksullaşmanın politik ve iktisadi zemini böyle iken, “Baro siyaset yapmasın” demek, avukatı tam da bu kararları verenlerin karşısında silahsız bırakmak anlamına geliyor. Siyasetsizlik böylece siyasetin ta kendisi oluyor ve iki yere birden hizmet ediyor: Baroları susturmak isteyen iktidara ve büro içindeki ücret ilişkisinin gündeme gelmesini istemeyen patron avukata.

“Sorunlarla ilgilenmediniz” suçlamasının İzmir’de ne kadar hakikat payı taşıdığı da ayrıca sorulmalı. Nitekim yönetim, ocak 2024’te CMK tarifesine karşı otomatik CMK atama sistemini (OCAS) haftalarca kapatarak avukatın emeğini geri çekmiş, üretimden gelen gücü kullanmıştı. Keza 19 Mart sürecinde hukuksuzca gözaltına alınan meslektaşlarının serbest bırakılması için de OCAS’ı kapatma yoluna gitmişti.

Dosyaya harcadığı dakikalar ölçülüyor

Siyasetsizlik vaadiyle şoven kışkırtma birbirini tamamlıyor. Nitekim, siyasetten koparılan sorunlar ulusalcı bir çerçeveye yerleştiriliyor. Mesleğin bayağılaşması, avukatın yoksullaşması, yargının bağımsızlığını yitirmesi ve avukatın adliyede itibar kaybetmesi bu çerçevede “liyakatin” ve “Cumhuriyet kurumlarının yıkılması” olarak anlatılıyor. Bu anlatı yaşanan kaybı bir emek ve sınıf ilişkisi olarak okumuyor, yitirilmiş bir ideal düzen olarak çerçeveliyor. Kaybın faili de buna göre yeniden tayin ediliyor: CMK tarifesini belirleyen Bakanlık ya da bağlı avukatı asgari ücrete çalıştıran patron avukat değil, “liyakatsiz” yeni gelenler ve baroyu “arka bahçeye” çevirdiği söylenenler… Çözüm de bir o kadar soyut bir yerde, cumhuriyet değerlerine sarılmakta gösteriliyor. Statü kaybeden bir orta katman için bu, el altındaki en hazır açıklama, adeta bir şablon olarak sunuluyor.

Ancak bu şablonun gerisinde köklü bir orta sınıf miti duruyor. Avukatlık, hekimlik, mühendislik, mimarlık gibi profesyonel meslekler bu mitolojide hep aydınlanmanın taşıyıcısı, müreffeh toplumun öncüsü olarak kodlandı. Kapitalist gelişmenin bugünkü seyri ise bu miti tepetaklak etti. Marx ve Engels 1848’de burjuvazinin o güne dek saygı duyulan, huşuyla bakılan bütün mesleklerin halesini söküp alacağını, hekimi, hukukçuyu, rahibi, şairi, bilim insanını kendi ücretli emekçisine dönüştüreceğini yazdığında henüz filizlenmekte olan bir eğilimi kaydediyordu. Aradan geçen 178 yıl bu öngörüyü bütünüyle doğruladı. Bugün “itibar kaybı” diye yaşanan şey, bu değer kaybının adliye koridorlarındaki görünümüdür.

Ücretli avukatların büro içindeki çalışma deneyimini incelerken karşılaştığım tablo*, bu dönüşümün ne denli derinleştiğini gösteriyordu: Kamerayla izlenen, dosyaya harcadığı dakikalar ölçülen, ücretini patron avukatın belirlediği bir emekçi... Ancak kendi konumunu kendi sınıfına bağlayamayan avukatın elinde ise tutunacak tek şey mesleğin eski “orta sınıf halesi” kalıyor. Yitirilen itibarı geri vadeden her söyleme de bu yüzden kolayca meylediyor.

Manifesto bu katmanlara kapıyı büsbütün kapatmaz. Bugünkü kaygan konumlarından ziyade gerçek sınıf çıkarlarının penceresinden bakabildiklerinde, düştükleri yerin aynı zamanda yeni bir yolun başlangıcı olduğunu görebileceklerini söyler. Nitekim cübbenin altındaki emeği gören avukat, o emeğin kimlerle aynı kaderi paylaştığını da daha berrak görebilir.

Nasıl bir baro?

Buradan bakınca avukatın işçileşmesinin kapitalist gelişmenin yapısal seyrine bağlı olduğu, hiçbir baronun bu yükü tek başına sırtlayamayacağı açık. Baro, büro sahibi patron avukatla onun yanında ücretle çalışan avukatı aynı çatı altında toplayan bir meslek örgütü. Bağlı avukat için yalnızca “tavsiye niteliğinde” bir ücret açıklayabiliyor.

Elbet tabii sınırı bilmek, elin kolun bağlı olduğunu kabul etmek anlamına gelmiyor. Baronun gücü, avukatın yoksullaşmasını ekonomik koşullardan ve bu koşulları ağırlaştıran siyasi kararlardan ayırmadan okuyabildiği ölçüde ortaya çıkıyor. İzmir’de OCAS’ın kapatılması, avukatların ortak emeği iktidara karşı bir araya getirildiğinde nasıl bir basınç yaratabileceğini göstermişti. Aynı bakış, bağlı avukatın derdini “meslek onuru” kılıfından çıkarıp adıyla, yani bir çalışma ilişkisi olarak konuşmayı gerektiriyor. Sendikal örgütlenmeyi baronun tamamlayıcısı saymayı, yargı bağımsızlığını da avukatın emeğinin karşılık bulabileceği zeminin ön koşulu olarak savunmayı gerektiriyor. Bunu yapabilecek olan, siyasetten arınmış bir baro değil, avukatın bordrosuyla ülkenin siyasi gidişatı arasındaki bağı kurabilen, emekten yana bir baro.

Ne var ki teveccüh gösterilen yönetimlerin meseleye bu gözle baktığını söylemek güç. İzmir Barosunun yeni yönetiminin ilk adımlarından biri, baronun yıllardır içinde yer aldığı İzmir Emek ve Demokrasi Güçlerinden ayrılmak ve “yeni çatı” kurmaya girişmek oldu. Sendikaların, meslek odalarının yıllardır yan yana durduğu bir zeminden ilk fırsatta uzaklaşmak, “Baro avukat içindir” sözünün gerçekte neyi ifade ettiğini de açığa çıkarıyor. “Siyasetsizlik” vaadiyle gelenlerin ilk siyasi tercihlerinden biri, avukatların örgütünü ortak mücadele zemininden uzaklaştırmak oldu.

* Durmaz, Emirhan. “Orta Sınıftan İşçiliğe Profesyonel Meslekler: İzmir Barosu’na Kayıtlı Avukatlar Örneği”. Yüksek lisans tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.10.2026 15:53 / Güncelleme: 16:28

Fenerbahçe'de teknik direktör arayışları sürüyor: Aziz Yıldırım'ın Aykut Kocaman'ı tercih edebileceği iddia edildi

Fenerbahçe'de yeni teknik direktör için yürütülen çalışmalar yönetim kurulunda ele alındı. Takımın milli araya kadar Dirk Kuyt'a emanet edileceği belirtilirken Aziz Yıldırım'ın Aykut Kocaman'a yönelebileceği öne sürüldü.

Fenerbahçe'de teknik direktör arayışları sürüyor: Aziz Yıldırım'ın Aykut Kocaman'ı tercih edebileceği iddia edildi

Fotoğraf: Fenerbahçe 

31.10.2026 17:38 / Güncelleme: 20:57

Avrupa’daki gençlik protestoları Almanya’ya ulaştı: 100 binden fazla genç insanca bir yaşam için sokağa çıktı

Almanya'da eğitim ve sosyal harcamalardaki kesintilere, hayat pahalılığına ve zorunlu askerliğin yeniden gündeme getirilmesine karşı gençler 34 kentte eylem yaptı.

Avrupa’daki gençlik protestoları Almanya’ya ulaştı: 100 binden fazla genç insanca bir yaşam için sokağa çıktı

Fotoğraf: Evrensel

31.10.2026 18:20

Real Madrid'de Arda Güler gelişmesi: Son durumu netleşti

Real Madrid'de kas gerilmesi nedeniyle hafta içindeki iki antrenmana katılmayan Arda Güler, takımla çalışmalara başladı. Güler’in 1 Kasım Pazar günü oynanacak Racing Santander karşılaşmasında forma giyebileceği belirtildi.

Real Madrid'de Arda Güler gelişmesi: Son durumu netleşti

Fotoğraf: AA

31.10.2026 15:15 / Güncelleme: 15:26

Dirk Kuyt ile ilk maçına çıkıyor: Fenerbahçe-Göztepe maçında muhtemel 11'ler

Fenerbahçe, Süper Lig'in 10'uncu haftasında bu akşam saat 19.00'da Göztepe'yi ağırlayacak. Sarı-lacivertlilerde Dirk Kuyt ilk maçına çıkarken, karşılaşma öncesinde üç futbolcu kadroda yer alamayacak. İki takımın muhtemel 11'leri de belli oldu.

Dirk Kuyt ile ilk maçına çıkıyor: Fenerbahçe-Göztepe maçında muhtemel 11'ler

Fotoğraf: AA

31.10.2026 12:18

İsrail basınından iddia: ABD ordusu İsrail'e 10 askeri nakliye, 80 yakıt ikmal uçağı konuşlandırdı

İsrail basını, İran'a geniş kapsamlı askeri saldırı hazırlıkları kapsamında ABD ordusunun İsrail'e 10 askeri nakliye uçağı ve 80 havadan havaya yakıt ikmal uçağı konuşlandırdığını duyurdu.

İsrail basınından iddia: ABD ordusu İsrail'e 10 askeri nakliye, 80 yakıt ikmal uçağı konuşlandırdı

Temsili görsel | Fotoğraf: Guohua Song/Pexels

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!