25.10.2026 00:30 / Güncelleme: 01:09

İş gününün gözeneklerine denetim sızıyor

Fabrikalardaki çip ile ücretli avukatların sürelerini ölçen uygulamalar bu nedenle birbirinden kopuk örnekler değil. İkisinin de baktığı yer aynı: İş gününün gözenekleri.

İş gününün gözeneklerine denetim sızıyor İşyerindeki kamera sistemi - Temsili 

Emirhan Durmaz


Teknolojik gelişme, üretimin biçimi, kapasitesi ve örgütlenmesi bakımından bilfiil çeşitli olanaklar yaratıyor. Üretim araçlarının gelişmesiyle daha kısa sürede daha fazla ürün üretmek, ağır işleri makineler aracılığıyla gerçekleştirmek, tehlikeli işlerde insanın yerine teknolojiyi kullanmak mümkün hale geliyor. Ancak üretim araçlarının kimin mülkiyetinde olduğu, bu teknolojilerin hangi amaçla kullanılacağını da belirliyor.

Öyle ki kapitalist üretimde teknoloji, bir yandan üretkenliği artırırken diğer yandan emeğin denetimini sıkılaştırmanın aracı haline geliyor. Üretim bandının temposundan beden ısısını ölçen cihazlara, kronometreden dijital takip sistemlerine uzanan süreçte teknoloji değişip gelişiyor; değişmeyen ise patronun işçinin çalışma zamanı ve emeği üzerindeki denetimini artırma isteği oluyor.

Ankara'daki Kalyon PV güneş paneli fabrikasında işçilere bir süre uygulanan çipler bu açıdan dikkat çekici bir örnekti. Bir süre uygulanan fabrika yönetimi tarafından vazgeçilen çiplerle ilgili işçiler çiplerin yalnızca acil durumda kullanılmayacağından, tuvalette, namazda ya da bir arkadaşıyla konuşurken geçen dakikalarının dahi takip edileceğinden kaygı duymuştu.

Uygulamadan vazgeçilsede takip teknolosijinin gerçekten bir güvenlik aracı mı yoksa aynı zamanda bir denetim aracı mı olduğu sorusu ortada duruyor. Göçük altında kalan bir madencinin nerede olduğunu bilmek hayat kurtarabilir. Ama aynı teknolojik olanak, bir fabrikada işçinin tuvalette kaç dakika kaldığını ölçmek için de kullanılabilir. Aradaki fark teknolojinin kendisinde değil, hangi amaçla ve kimin denetiminde kullanıldığında. Afet anında işçinin nerede olduğunu bilmek başka, işçinin gün boyunca nerede olduğuna ilişkin kayıt tutmak başka. Çünkü aynı teknoloji farklı amaçlarla kullanılabilir.

Soma'da 301 madencinin hayatını kaybetmesinin ardından yeraltı madenlerinde çalışanların yerini gösteren takip sistemlerinin kurulması iş güvenliği açısından yaşamsal bir ihtiyaç haline geldi. Göçük altında kalan bir madencinin nerede olduğunu bilmek hayat kurtarabilir. Ama aynı teknolojik olanak, bir fabrikada işçinin tuvalette kaç dakika kaldığını ölçmek için de kullanılabilir. Aradaki fark teknolojinin kendisinde değil, hangi amaçla ve kimin denetiminde kullanıldığında. Afet anında işçinin nerede olduğunu bilmek başka, işçinin gün boyunca nerede olduğuna ilişkin kayıt tutmak başka.

Örnek tekil değil

Bir diğer elde; mesele yalnızca Kalyon PV'deki uygulama değil. Teknolojinin üretim sürecinde işçinin emeğini, zamanını ve bedenini daha ayrıntılı biçimde denetlemenin aracı haline gelmesi. Bu da Kalyon PV'yi tekil bir örnek olmaktan çıkarıyor. Salgın döneminde Ford Otosan'da işçiler arasındaki “sosyal mesafe”yi ölçmek için kullanılan sistemin üretimin denetimine doğru genişlemesi, depolarda işçilerin paket başına harcadığı sürenin ölçülmesi, evden çalışanların ekranlarının takip edilmesi ya da ücretli avukatların çalışma sürelerinin kameralar ve süre ölçen uygulamalarla denetlenmesi… Her bir örnek teknolojik denetim ve gözetimin çalışma yaşamının farklı alanlarına, sınıfın farklı katmanlarına yayıldığını gösteriyor. Peki patron neden işçinin çalışma zamanının her saniyesini bilmek istiyor?

İş gününün gözenekleri

İş günü, saat başından saat sonuna kadar kesintisiz bir çalışma süresi değildir. Bazen bir çay, bir sigara, belini doğrultmak, tuvalete gitmek, yanındaki işçiyle iki laf etmek, ibadete gitmek gibi çeşitli şeyler için geçen birkaç dakika... İş gününün içinde üretimin doğrudan gerçekleşmediği bu tip küçük zaman aralıkları vardır. Marx'ın “iş gününün gözenekleri” ya da “boşlukları” olarak tarif ettiği de bunlar. Kapital'in birinci cildinde Marx, İngiltere’de çalışma gününün yasalarla sınırlandırılmasının ardından sermayenin yalnızca çalışma süresini uzatmaya değil, mevcut çalışma zamanını daha yoğun kullanmaya yöneldiğini anlatıyordu. İşçiler aynı sürede daha fazla çalıştırılıyor; makinelerin hızı artırılıyor, bir işçiye daha fazla tezgah veriliyor, üretim arasındaki boşluklar daraltılıyor... Marx'ın kullandığı ifadeyle, “çalışma zamanının gözenekleri daha sıkı dolduruluyor”. Böylece emeğin miktarını belirleyen yalnızca çalışma gününün kaç saat sürdüğü olmaktan çıkıyor. O sekiz saatin ne kadar yoğun geçirildiği de belirleyici hale geliyor.

Bugün fiiliyatta uyulmamasıyla birlikte, çalışma günü yasalarla ve toplu sözleşmelerle belirli sınırlar içinde. Sekiz saatlik çalışma gününü bir anda on iki saate çıkarmak her zaman mümkün değil. Ancak sekiz saatin içindeki gözenekleri daraltmak bahse konu denetim ve gözetim mekanizmaları ile mümkün hale geliyor. Tuvalete daha az gitmek, sohbeti kısaltmak, iki iş arasındaki nefeslenme süresini azaltmak, üretim temposunu yükseltmek...

Çalışma süresine bir saat daha eklenmeden, aynı süre içinde daha fazla emek elde edilebilir.

Fabrikalardaki çip ile ücretli avukatların sürelerini ölçen uygulamalar bu nedenle birbirinden kopuk örnekler değil. İkisinin de baktığı yer aynı: İş gününün gözenekleri. Bu dakikaların görünür, ölçülebilir ve karşılaştırılabilir hale getirilmesi, onların daha fazla doldurulmasının da önünü açıyor. Üstelik herkes için aynı “normal” çalışma süresinden söz etmek de mümkün değil. Tuvalet ihtiyacı, dinlenme gereksinimi ya da bedensel ihtiyaçlar kişiden kişiye değişiyor. Hamile bir işçi, regl dönemindeki bir işçi, kronik rahatsızlığı bulunan ya da yaşı ilerlemiş bir işçi açısından “normal” kabul edilen süreler kısa sürede bir disiplin ölçüsüne dönüşebilir.

Burada “verimlilik” kavramı da önem kazanıyor. Aynı emekle daha fazla üretim yapılmasını sağlayan daha iyi bir makine veya üretim organizasyonu ile aynı işçiden daha kısa sürede daha fazla emek çıkarmak aynı şey değil. Nitekim ikincisi, emeğin yoğunlaştırılması anlamına geliyor. Bir üretim hattını teknik olarak geliştirmek için işçinin tuvalette kaç dakika kaldığını bilmek gerekmeyebilir. Bu bilgi, ancak işçinin kendisi üretim sürecinde ölçülecek ve ayarlanacak bir unsur haline getirildiğinde önem kazanıyor. Üstelik verinin doğrudan kullanılmasına da gerek yok. İşçi, tuvalette geçirdiği sürenin kayda geçtiğini, ekranın bir yerinde birilerinin bu süreleri görebildiğini biliyorsa davranışını değiştirmeye başlayabilir. Dolayısıyla gözetime güç veren yalnızca kaydın kendisi değil, o kaydın arkasındaki işten çıkarılma ve disiplin baskısı haline gelebiliyor.

Teknoloji kimin elinde?

Burada yeniden başlangıç noktasına dönmek gerekiyor. Teknolojinin gelişmesi, tek başına iyi ya da kötü bir sonuç üretmiyor. Üretim araçlarının gelişmesiyle insan emeğini ağır ve tehlikeli işlerden kurtaracak, çalışma süresini kısaltacak, daha fazla boş zaman yaratacak olanaklar ortaya çıkıyor. Fakat bu olanakların kapitalist üretim ilişkileri içinde, patronun mülkiyetinde olması nedeniyle teknolojinin sağlayabileceği verimlilik artışının sonucu toplumsal olarak eşit biçimde paylaşılmıyor. Aynı teknoloji, bir yanda üretimi kolaylaştırırken diğer yanda işçinin daha fazla denetlenmesinin, çalışma temposunun artırılmasının ve iş gününün gözeneklerinin daraltılmasının aracı haline gelebiliyor. Tartışmaya bu açıdan bakıldığında ise vurgulanması gereken, “teknolojinin kimin çıkarına ve kimin denetiminde kullanıldığı” oluyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
24.10.2026 18:33 / Güncelleme: 19:11

Yoğurdun üzerinde neden sarı su birikir, dökülmeli mi?

Yoğurdun üzerinde görülen sarımsı veya şeffaf sıvı, temel olarak peynir altı suyu olarak biliniyor. Peki, yoğurdun üzerinde neden sarı su birikir ve bu su tüketilmeli mi?

Yoğurdun üzerinde neden sarı su birikir, dökülmeli mi?

Fotoğraf: Cecilia/Wikimedia Commons CC BY 2.0

25.10.2026 00:10

Tahıl yağmasından lüks Fransız mağazalarına: Yağma eylemleri bir ‘fiyat belirleme’ midir?

E. P. Thompson, İngiltere ve Fransa’da kıtlık dönemlerinde tahıl ambarlarının yağmalanmasının ‘vahşi’ ya da ‘anlamsız’ bulunmasına karşı çıkıyordu. Bilince vurulmamış bir tür adaletin yeniden tesisi talebi...

Tahıl yağmasından lüks Fransız mağazalarına: Yağma eylemleri bir ‘fiyat belirleme’ midir?
24.10.2026 19:03 / Güncelleme: 20:57

Samsunspor-Amedspor: 1-2

Süper Lig'in 9. haftasında, sezona istediği başlangıcı yapamayan Samsunspor, ligin flaş ekibi Amedspor'u ağırladı. İlk yarı Samsunspor'un üstünlüğüyle sona erdi. İkinci yarıda Amedspor öne geçti. Amedspor, müsabakadan 2-1 galibiyetle ayrıldı.

Samsunspor-Amedspor: 1-2

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!