Etiyopya-Eritre gerilimi yükseliyor: Tarihsel mesele mi, bölgesel durumdan pay kapma arayışı mı?
Etiyopya ile 1993’te bu ülkeden bağımsızlığını kazanan Eritre arasında yükselen gerilim Kızıldeniz ve Ortadoğu’daki bölgesel planlardan bağımsız değil. Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı, iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine yaklaştırıyor.
Fotoğraf: AA
Yusuf Ertaş
Etiyopya ile Eritre arasında son dönemde tırmanan gerilim, Afrika Boynuzu’nda yeni ve daha geniş çaplı bir çatışma ihtimalini gündeme getirdi. Diplomatik ilişkilerin kesilmesi, Tigray bölgesindeki askeri hareketliliğe ilişkin karşılıklı suçlamalar ve Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı, iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine yaklaştırırken bölgesel ittifakları ve güvenlik hesaplarını da etkiliyor. Bu gelişmeler, Afrika Boynuzu’ndaki krizlerin giderek daha fazla iç içe geçtiğini ve bunları birbirinden bağımsız biçimde yönetmenin zorlaştığını gösteriyor.
Tarihsel anlaşmazlık ve denize erişim sorunu
Yaklaşık 1.1 milyon kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip Etiyopya, 135 milyonu aşan nüfusuyla Afrika’nın Nijerya’dan sonra en kalabalık ikinci ülkesi. Eritre’nin 1993’te bağımsızlığını kazanmasıyla denize erişimini kaybeden ülke, dış ticaretinin büyük bölümünü Cibuti limanları üzerinden gerçekleştiriyor.
Eritre ise Afrika Boynuzu’nda, Yemen’in karşısında, Kızıldeniz’in batı kıyısında yer alıyor. Yaklaşık 1000 kilometre boyunca dar bir şerit gibi uzanan kıyı şeridi Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişimini kesiyor. Ülke, 117 bin kilometrekare yüz ölçümüne ve yaklaşık 3.6 milyon nüfusa sahip.

Etiyopya’daki 1991 Devrimi’nden Eritre’nin bağımsızlığına
Eritre’nin bağımsızlık süreci, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın tarihsel temelini oluşturuyor. 1952’de Birleşmiş Milletler kararıyla Etiyopya’ya federasyon yoluyla bağlanan Eritre’nin özerk statüsü, İmparator Haile Selassie tarafından 1962’de kaldırıldı ve Eritre Etiyopya’ya ilhak edildi. Bu gelişme, ülkenin silahlı bağımsızlık mücadelesinin önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Yaklaşık 30 yıl süren Eritre bağımsızlık mücadelesinin başarıya ulaşmasının önünü açan belirleyici gelişme, 1991’de Etiyopya’da yaşanan devrim oldu. Mayıs 1991’de Mengistu Haile Mariam yönetiminin çökmesi ve Etiyopya Halklarının Devrimci Demokratik Cephesinin (EPRDF) iktidara gelmesiyle ülkede yeni bir siyasi dönem başladı. Yeni yönetim, aynı yıl kabul edilen Geçiş Dönemi Şartı’yla ulusların ve milliyetlerin kendi kaderini tayin hakkını tanıdı ve Eritre halkının siyasi geleceğini referandum yoluyla belirlemesinin önünü açtı.
Nisan 1993’te Birleşmiş Milletler gözetiminde Eritre’de gerçekleştirilen referandumda oy kullananların yaklaşık yüzde 99.8’i bağımsızlık yönünde tercih bildirdi. Eritre, 24 Mayıs 1993’te bağımsızlığını kazandı. 1995’te kabul edilen Etiyopya Anayasası’nda da ulusların, milliyetlerin ve halkların kendi kaderini tayin hakkı, ayrılma hakkını da kapsayacak biçimde güvence altına alındı.
Barış anlaşmasından denize erişim krizine
Ancak bağımsızlık, iki ülke arasındaki tarihsel sorunların ve sınır anlaşmazlıklarının sona ermesini sağlamadı. Nitekim 1998’de başlayan ve 2000’e kadar süren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybetti. Başbakan Abiy Ahmed’in Eritre ile normalleşme girişimleri 2018’de imzalanan barış anlaşmasıyla sonuçlandı ve Abiy, bu süreçteki rolü nedeniyle 2019 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Buna rağmen karşılıklı güvensizlik ve anlaşmazlık sorunları bütünüyle giderilemedi.
Gerilimin temel başlıklarından biri, Abiy Ahmed’in 2023’ten itibaren daha açık biçimde dile getirdiği denize erişim talebi. Etiyopya yönetimi bunu ekonomik ve stratejik bir gereklilik olarak sunarken Eritre, özellikle Assab Limanı üzerinden gündeme gelen talepleri egemenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Etiyopya’nın ocak 2024’te Somaliland yönetimiyle imzaladığı mutabakat zaptı da bölgesel krizi derinleştirdi. Somaliland üzerinden denize erişim sağlamayı hedefleyen girişim, Somali tarafından egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali olarak nitelendirildi. Böylece denize erişim meselesi, Eritre’nin yanı sıra Somali’yi de doğrudan ilgilendiren bölgesel bir anlaşmazlığa dönüştü.
İç siyasi mücadele ve Tigray faktörü
Etiyopya’nın iç siyasi dengeleri de Eritre ile yaşanan gerilimin önemli boyutlarından birini oluşturuyor. El Arabiya El Cedid Yazarı Pierre Akiki, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in merkezi hükümetin yetkilerini artırarak siyasi gücü Addis Ababa’da toplamayı amaçladığını belirtiyor. Bu yönelim, 1991’deki devrimin ardından tanınan ulusların ve halkların kendi kaderini tayin haklarının ve özerkliklerinin aşındırılması, siyasal sistemin ise yeniden merkezi bir yapıda şekillendirilmesi yönünde bir tutum olarak değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, farklı etnik ve bölgesel siyasi hareketlerle merkezi yönetim arasındaki gerilimleri de beraberinde getiriyor. Nitekim 20 Eylül 2026’da Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Fano milisleri ve Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) dahil yedi muhalif silahlı grup Abiy Ahmed Hükümetine karşı bir ittifak kurduklarını duyurdu. Ekim ayında ise Etiyopya yönetiminin Eritre birliklerini ülke topraklarına girmek ve TPLF’ye destek vermekle suçlaması, gerilimi daha da artırdı.
Eritre ise suçlamaları reddederek Addis Ababa’yı savaş hazırlığı yapmakla itham etti. Sınır hattındaki askeri hareketlilik ve Tigray’da yeniden alevlenen çatışmalar, iki ülke arasında yeni bir savaş çıkabileceğine ilişkin kaygıları güçlendirdi. Taraflar, askeri hamlelerini savunma gerekçesiyle açıklıyor. Etiyopya’daki iç siyasi mücadele ile denize erişim ve bölgesel nüfuz arayışının kesişmesi, krizi ikili ilişkilerin ötesine taşıyor.
Kızıldeniz’de rekabet ve bölgesel ittifaklar
4 Ekim 2026’da Mısır, Eritre, Somali ve Sudan liderlerinin El Alameyn kentinde gerçekleştirdiği zirvenin ardından yayımlanan El Alameyn ortak bildirisinde, devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı vurgulanırken Kızıldeniz’in yönetiminin kıyıdaş devletlerin sorumluluğunda olduğu belirtildi. Ayrıca Somaliland’ın tanınmasına ve Somali’nin toprak bütünlüğüne müdahale olarak değerlendirilen adımlara karşı çıkıldı. Nil sularının paylaşımında uluslararası hukuka, zarar vermeme ilkesine ve iş birliğine uyulması gerektiği de vurgulandı. Bu hükümler, doğrudan Etiyopya’nın denize erişim arayışı ve Nil üzerindeki su politikasıyla bağlantılı bölgesel anlaşmazlıklar bağlamında değerlendiriliyor.
Daily News Egypt Yazarı Marwa El-Shinawy, Kızıldeniz’deki rekabetin önemini şu sözlerle ortaya koyuyor: “Kızıldeniz artık yalnızca Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlayan bir deniz geçidi değil. Deniz ticaret yollarının, limanların, askeri konuşlanmaların, enerji güvenliğinin ve bölgesel rekabetlerin kesiştiği, stratejik açıdan giderek daha fazla çekişmeye sahne olan bir alana dönüştü. Bu nedenle, Kızıldeniz kıyılarındaki güç dengesini değiştirmeye yönelik her türlü girişim, doğrudan ilgili ülkelerin çok ötesine uzanan sonuçlar doğuruyor.”
Bu arada Etiyopya’nın en büyük yatırımcısı ve gizli askeri teknoloji tedarikçisinin Birleşik Arap Emirlikleri olduğunu not etmek gerekiyor. ABD’nin tutumu ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamasıyla öne çıkıyor. Rubio, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Etiyopya Lideri Abiy’e “Bölgenin daha fazla çatışmaya tahammülü olmadığını” belirterek egemenliğe saygı gösterilmesini ve sınır ötesi ihlallerin derhal durdurulmasını talep etti.
Kimi yorumcular Abiy Ahmed’in, Yemen’de savaşın yeniden alevlenmesiyle Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz’de hakim olan savaş ortamından da yararlanmak istediğine dikkat çekiyor.
Etiyopya ve Eritre’nin savaşa ilerlemesi neden küresel dikkat gerektiriyor?
Kurniawan Arif Maspul
Middle East Monitor
Adigrat semalarında uzaktan işitilen insansız hava araçlarının (İHA) uğultusu, sıradan bir Afrika çatışmasından ibaret değil. Bu ses, kıtanın en kırılgan barışının tuzla buz oluşunun ve bununla birlikte küresel ticaretin yüzde on ikisini taşıyan Kızıldeniz koridorundaki zaten zayıf olan istikrar umutlarının yıkılışının sesidir. Başbakan Abiy Ahmed ile Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki’nin Asmara’da kucaklaşmasının üzerinden henüz sekiz yıl geçmişken, Nobel Barış Ödülü getiren o birleşen eller şimdi enkaz altında.
Etiyopya, Eritre birliklerinin kuzeydeki Tigray bölgesine girerek Etiyopya topraklarında altmış kilometreye kadar ilerlediğini öne sürerek bunu “topyekûn bir işgal” olarak değerlendirdi, Eritre ise bu iddiayı yalanlayarak Etiyopya’yı “Hiçbir gerekçesi olmayan bir saldırı savaşı başlatmaya çalışmak”la suçluyor. Gerçeğin ne olduğundan ziyade gidişat önem taşıyor: Afrika’nın geniş savaş tecrübesine sahip iki ordusu, hiçbirinin altından kalkamayacağı ancak her ikisinin de kaçınamayacağına ikna olduğu büyük bir çatışmaya doğru adım adım ilerliyor.
Bu kopuşun kökleri gizemli değil. Coğrafyanın adeta bir kader gibi işleyen acımasızlığında saklı. 130 milyon nüfusa ev sahipliği yapan Etiyopya, dünyanın denize kıyısı olmayan en kalabalık ülkesi konumunda. Deniz ticaretinin yüzde 95’inden fazlasını Cibuti üzerinden gerçekleştiren ülke, liman harçları için yıllık 1.5 ile 2 milyar dolar arasında bir meblağ ödüyor. Bu, her üç yılda bir Büyük Etiyopya Rönesans Barajı inşa etmeye denk bir mali kayıp anlamına geliyor.
Abiy’in buna yanıtı, Etiyopya sınırına sadece altmış kilometre mesafede bulunan Eritre’nin Assab Limanına egemen deniz erişimi talep etmek oldu. Otuz yıllık bir özgürlük mücadelesinin ardından 1993’te bağımsızlığını kazanan Eritre ise bunu, toprak bütünlüğüne ve devlet olma vasfına yönelik açık bir tehdit olarak görüyor. Asmara enformasyon bakanı, Etiyopya’yı silahlı muhalif gruplara kucak açıp destek vererek açıkça rejim değişikliği getirmeye çalışmakla suçladı. Sonuç, her iki tarafın savunma amaçlı hamlelerinin diğerinin en kötü korkularını doğruladığı korkunç bir güvenlik ikilemi oldu.
Doğan bu boşluğa, Etiyopya veya Eritre’nin refahıyla pek ilgisi olmayan çıkarlara sahip dış güçler girdi. Stratejik mantık oldukça soğukkanlı: Güçlü ve müttefik bir Etiyopya, İsrail’in İran ve Husi etkisini dengelemeye çalıştığı ve Somaliland’ı tanımasıyla bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme niyetini zaten gösterdiği bir coğrafyada Arap olmayan bir demirleme noktası sağlıyor. Etiyopya’nın en büyük yatırımcısı ve gizli askeri teknoloji tedarikçisi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri ise bu fiili eksenin diğer ayağını oluşturuyor.
Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri alışılmadık bir doğrudanlıkla müdahalede bulundu. 14 Ekim’de Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Abiy’e “Bölgenin daha fazla çatışmaya tahammülü olmadığını” belirterek egemenliğe saygı gösterilmesini ve sınır ötesi ihlallerin derhal durdurulmasını talep etti. Washington, ahlaki bir değerlendirmeden ziyade Kızıldeniz deniz hatlarını Husi saldırılarına karşı güvenceye alma ihtiyacından doğan pragmatik bir yönelimle, Eritre üzerindeki bazı yaptırımları bile kaldırdı.
Etiyopya – Eritre: Sürekli bir savaş projesi
Piyer Akiki
El Arabiya El Cedid
Afrika Boynuzu’na dair hikayeler neden çözüme kavuşturulamıyor? Etiyopya’da ya da son dönemde Etiyopya ile Eritre arasında yaşanan gelişmeler yeni değil. Aksine hem Asmara’daki hem de Addis Ababa’daki yöneticiler kim olursa olsun, birkaç yılda bir tekrarlanan rutin bir mesele haline gelmiş durumda. İki ülke arasındaki anlaşmazlık, ulusal sınırları ve Tigray bölgesini aşan daha büyük bir tablonun parçası. Bu tablo, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e açılan bir deniz koridoruna duyduğu ihtiyacı da içeriyor. Etiyopya bu ihtiyacını Somali ve Somaliland’la, Cibuti’yle ya da Eritre’yle yaptığı girişimlerle karşılayamadı.
Bu mesele genel olarak Addis Ababa için oldukça zor. Etiyopya, Soğuk Savaş (1947–1991) boyunca Sovyet ve Amerikan blokları arasındaki mücadelenin merkezinde yer almıştı. O dönemde Eritre de 1993’teki bağımsızlığından önce Etiyopya’nın bir parçasıydı. Eritre, otuz yılı aşkın süren bağımsızlık savaşının ardından bağımsızlığını kazandı. Etiyopya ise sahip olduğu geniş imkanlara rağmen artık ülkesini genişletme, bölgesel ağırlığını koruma ve denize ulaşma hedeflerini güvence altına alamıyor.
Etiyopya, Başbakanı Abiy Ahmed’in düşünce dünyasında denize erişime ihtiyaç duyuyor. Yazılanların tersini okuyanlar, Addis Ababa’nın gerçekte ne istediğini göremiyor.
Abiy Ahmed’in 2018’de başbakanlık görevini üstlenmesinden bu yana yaptığı şey, Tigray bölgesindeki isyana rağmen etnik kimlikleri ve ulusal aidiyetleri aşan, “birleşik Etiyopya” anlayışını yerleştirmeye çalışmak oldu. Ahmed, Addis Ababa’daki merkezi iktidarın gücünün Etiyopya’ya liderlik etmenin temel ölçütü olduğunu anladı.
Ahmed, komşu ülkelerle ilişkilerini güvenlik ve askeri hesaplar çerçevesinde yürüttü. Bu yaklaşım, Etiyopya’yı birbirini izleyen çatışmaların eşiğine getirdi. Oysa kendisi, ülkesinin komşularıyla ilişkilerinde “sıfır sorun” sloganını öne çıkarmıştı.
Buna rağmen Abiy Ahmed bir geçiş dönemini sona erdirdi ve ülkesinin çevresine karşı daha sert bir döneme geçecek. Bunun nedeni yalnızca son günlerde Tigray üzerindeki kontrolünü kesinleştirmesi ya da Büyük Rönesans Barajı meselesini Etiyopya’nın taleplerini karşılayacak şekilde yönetmesi değil. Ahmed, Yemen’de savaşın yeniden alevlenmesiyle Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz’de hakim olan savaş ortamından da yararlanıyor.
Siyasi ve sahadaki potansiyel bir müttefik olarak konumlanmaya çalışan Abiy Ahmed, şu anda 2020-2022 yılları arasında Tigray’daki isyancılara karşı yürüttüğü savaşta müttefiki olan Eritre karşısındaki tutumunu güçlendirmeye çalışıyor. Bir zamanlar aynı safta yer alan iki ülke, bugün aynı bölgede birbirlerinin rakibi haline geldi.
Abiy Ahmed Eritrelilere istediğini kabul ettirmeyi başarırsa, Büyük Rönesans Barajı nedeniyle Mısırlılarla yaşadığı gerilimde çıtayı yükseltmekten çekinmeyecektir. Aynı şekilde, Sudan ordusunun Addis Ababa’yı ‘hızlı destek kuvvetleri’ni desteklemekle suçlaması nedeniyle Sudanlılarla karşı karşıya gelmekten ya da Somaliland’daki ayrılıkçılarla koordinasyonunu artırarak Somalililerle gerilimi tırmandırmaktan da kaçınmayabilir.
…
Geçmişte Etiyopya ile Eritre arasındaki savaş, Kızıldeniz’deki deniz ulaşım hatlarını etkilemediği sürece unutulup gidiyordu. Bugün ise iki ülke arasındaki herhangi bir çatışma, Yemen’de Husilere karşı Babülmendep Boğazı meselesini çözmeyi amaçlayan savaş ve çözüm projelerini daha da tehlikeli hale getirecektir. Çünkü söz konusu bölge bütünüyle Kızıldeniz’in güneyinde yer alıyor ve burada yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın kontrol altında tutulması giderek zorlaşıyor.
Bu nedenle bir istihbarat geçmişine sahip olan Abiy Ahmed’in, Afrika Boynuzu’ndaki en büyük bölgesel aktör olma rolünü üstlenmenin mümkün olabileceğini düşündüğü ihtimal dışı değil. Üstelik Mısır’da ülkeyi krizlerden uzak tutmayı amaçlayan bir yaklaşımın hakim olduğu, Sudan’daki savaşın sonunun görünmediği, Somali’de korsanlıktan Eş-Şebab hareketine kadar uzanan sorunların devam ettiği ve Cibuti’nin bir deniz geçiş noktası olma rolünü benimsediği bir ortamda bu hedef daha ulaşılabilir görünebilir.
Abiy Ahmed’in Afrika Boynuzu’nda nüfuzu bütünüyle hakimiyeti altına almasının kapısı Tigray’dan, oradan da Eritre’den geçiyor. Ancak bu girişim, ciddi bir geleceği olmayan ve Afrika’daki çatışma alanını daha da genişletmekten başka sonuç vermeyecek yeni bir yıpratma savaşının başlaması riskini taşıyor.
El Alamein Deklarasyonu: Afrika Boynuzu’nda yeni kırmızı çizgiler
Marwa El- Shinawy
Daily News Egypt/Mısır
4 Ekim’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından yayımlanan El Alameyn bildirisi, yeni bir askeri ittifak oluşturmak yerine, bugüne kadar büyük ölçüde birbirinden ayrı krizler olarak ele alınan bir dizi meseleyi bir araya getirerek Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki stratejik dengelerin bazı kurallarını yeniden belirleme girişimini temsil ediyor.
Bildirinin önemi tam da bu meseleler arasında kurduğu bağlantıda yatıyor. Kızıldeniz’de deniz güvenliği, Etiyopya’nın denize erişim arayışı, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı anlaşmazlığı, Sudan’ın toprak bütünlüğü ve Somali’nin Somaliland meselesindeki tutumu artık tek bir bölgesel çerçeve içerisinde ele alınıyor. Bu durum, Afrika Boynuzu’ndaki krizlerin giderek daha fazla birbirine bağlandığı ve bunları birbirinden bağımsız biçimde yönetmenin giderek zorlaştığı, hatta imkansız hale geldiği yönündeki farkındalığın arttığını gösteriyor.
…
Kızıldeniz artık yalnızca Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlayan bir deniz koridoru değil. Deniz ticaret yollarının, limanların, askeri konuşlanmaların, enerji güvenliğinin ve bölgesel rekabetlerin kesiştiği, üzerinde giderek daha fazla çekişmenin yaşandığı stratejik bir alana dönüşmüş durumda. Dolayısıyla Kızıldeniz kıyılarındaki güç dengesini değiştirmeye yönelik her türlü girişim, doğrudan ilgili ülkelerin çok ötesine uzanan sonuçlar doğuruyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et