Fransa’da 17 Ekim tablosu: On yıllık Macron politikalarına karşı birikmiş öfke
Sokaklarda olan şey, on yıllık Macron politikalarına duyulan birikmiş bir öfkeydi ve bu öfke, ne yasaklı silahlarla ne de “ultra sol” söylemiyle ortadan kalkacak gibi görünmüyor.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Ali Rıza Yıldırım
Strasbourg- Fransa, 17 Ekim günü, Macron iktidarına karşı 2018’deki Sarı Yelekliler hareketinden bu yana en kitlesel toplumsal patlamasına sahne oldu. Hayat pahalılığı, ücretlerin artırılması, kamu hizmetleri ve gençliğin geleceği için ortak bir öfke etrafında birleşen 800 bin kişi sokaklardaydı. Ancak bu devasa sosyal talep dalgası, hükümetten diyalog veya çözüm yerine, doğrudan “şiddet” yanıtı aldı. Devlet, sokaktaki toplumsal öfkeyi görmezden gelerek, yaşanan olayları “ultra sol” ve “black bloc” söylemi üzerinden bastırma yoluna gitti. “Black bloc”, protestolara katılanların siyah kıyafet ve koruyucu ekipman giyerek polislerin kimlik tespitinden korunmak için kullandıkları bir taktik.
Sınıfsal ittifak ve talepler
Günün en dikkat çekici unsuru, 2018’den bu yana ilk kez Sarı Yeleklilerin, gençlikle ve örgütlü işçi sınıfıyla aynı saflarda yürümesiydi. Humanité’nin aktardığına göre Rouen’dan gelen bir Sarı Yelekli, “Uzun süredir yalnızdık, sonunda insanlar uyanıyor. Tek başına kazanmanın yolu yok; sendikalar, yurttaşlar, memurlar... hepimiz bir arada olmalıyız” diyerek bu birliğin önemini vurguluyordu. Paris’teki kortejlerde taşınan “Zenginleri vergilendirin” ve “Okul, vicdansız politikacıların elinde yanıyorsa, tek çözüm: DEVRİM” pankartları ise sokağın gerçek gündemini gözler önüne seriyordu. Eylem çağrısı, ilk olarak sosyal medyada doğmuş ve eylül ayından beri eğitim koşullarının iyileştirilmesi için mücadele eden lise sendikaları tarafından desteklenmişti. Mayıs 1968’e gönderme yapan öğrenciler, “İşçi sınıfı gençliğin yanında uyanmazsa kazanamayız” mesajını veriyordu.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) hareketi, akaryakıt zamlarına tepki olarak başlamış, lidersiz bu hareket adını, protestolara katılanların, her araçta bulunması zorunlu fosforlu sarı yelekleri giymeye başlamasıyla almıştı.
Kesin istatistiki veriler mevcut olmasa da, birçok gazete ve gözlemci 17 Ekim’deki mobilizasyonun özellikle 25 yaş altı gençliğin güçlü varlığı ile öfkeli işçiler ve vatandaşlardan oluşan bir taban tarafından şekillendirildiğine işaret etti. Kesin bir oran ortaya konulamasa da, gençliğin sokaktaki ağırlığı yadsınamazdı.
Hükümet şiddeti önceden planlamıştı
Hükümet kanadı, bu kitlesel sosyal taleplere yanıt olarak, günün sonunda şiddetin tek sorumlusu olarak “ultra sol”u işaret etti. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, “casseurs” (kırıcılar) gruplarının “ultra solun çok açık bir şekilde kışkırtmasıyla” hareket ettiğini belirtirken, Başbakan Sébastien Lecornu “ultra sol grupların Fransa’nın birçok şehrinde şiddeti organize ettiğini” öne sürdü. Adalet Bakanı Gérald Darmanin ise savcılara “son derece sert bir yargısal yanıt” verilmesi talimatını vererek, kamu binalarına ve kolluk kuvvetlerine saldıranlar için tutukluluk talebinde bulunulmasını istedi.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Ancak bu “ultra sol” söylemi, olaylardan bir gün önce yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda, bunun bir “sürpriz” değil, bir “plan” olduğu ortaya çıkıyordu. İçişleri Bakanı Nuñez, 16 Ekim Cuma günü yaptığı açıklamada, “kolluk kuvvetlerinin ve jandarmanın emrinde olan tüm ara imha silahlarını kullanma yetkisine sahip olduklarını” duyurmuştu. Bu kapsamda, Lens’te 15 yaşındaki bir gencin elinin kopmasına neden olan bir modelin de aralarında bulunduğu “ses bombaları” yeniden polisin cephaneliğine girmişti. Paris Emniyet Müdürlüğü gösterilerden önce garların çevresinde 589 “önleyici kontrol” gerçekleştirip 166 kişiyi gözaltına alırken, gerekçe “yasaklı koruyucu ekipman veya silah taşımaktı”. Yani devlet, sosyal talepleri bastırmak için bir gün önceden silahlarını hazırlamış ve göstericileri daha sokağa çıkmadan “potansiyel suçlu” olarak damgalamıştı.
Hükümetin bu güvenlikçi yanıtı, sokakta orantısız şiddet olarak tezahür etti. Paris’teki République (Cumhuriyet) Meydanı’nda polis, göz yaşartıcı gazları doğrudan kalabalığın içine ve yaralıların tedavi edildiği otel lobilerine kadar aşırı ve çılgın bir şekilde kullandı.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Courneuve şehrinden gelen genç bir göstericinin sırtı, bomba isabet etmesi sonucu deliklerle kaplandı; tişörtü ve pantolonu yandı. Saint-Étienne’de 17 yaşındaki bir gösterici, polisin attığı el bombasını eline alması sonucu elini kaybetti. Paris’teki Korner Oteli’nin sahipleri yaralıları dışarıda bırakmamak için kapılarını “sokak tıbbı” ekiplerine açtı.
Yaratılan tablo, CNRS (Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) Araştırmacısı Sébastian Roché’nin “Sokağa karşı polis” çalışmasında ortaya koyduğu “Korku yaratma yoluyla uygulanan saldırgan bir caydırma stratejisi” ile birebir örtüşüyordu; gözaltılar sadece yıldırmayı değil, gösteri yapma özgürlüğünün fiilen kullanılmasını kısıtlamayı amaçlıyordu. Rakam kesin olmamakla resmi söylemler göre 1200 kişi tutuklandı veya gözaltına alındı yanı sıra 150 polis yaralandı.
Günün sonunda ortaya çıkan bilanço, Fransa’nın içinde bulunduğu derin toplumsal kutuplaşmayı gözler önüne serdi. Başbakan Lecornu, “şiddet olayları”ndan dolayı Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Lideri Jean-Luc Mélenchon’u hedef alarak “tehlikeli ve alaycı bir sorumluluk sapması” ile suçlarken, Mélenchon polis müdahalesini “Polisin olmadığı her yerde sakinlik ve iyi niyet var” sözleriyle eleştirdi.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Medya manipülasyonu ve gençliğin tepkisi
Gün içinde bazı devlet binalarına ve belediyelere zorla girilmesi, ana akım medya için adeta bir “fırsat” haline geldi. Medya kuruluşları, olayların arkasındaki devasa sosyal talepleri ve hükümetin orantısız şiddetini görmezden gelerek, hedef olarak doğrudan gençlik temsilcileri ve göstericileri gösterdi. Ana akım basın, her mikrofon tuttuğu kişiye, “Polise karşı yapılan şiddeti ve binalara verilen zararları kınıyor musunuz?” gibi yönlendirici sorular sorarak göstericileri ve onları destekleyenleri köşeye sıkıştırmaya çalıştı.
Fakat basının bu tavrı, gençlik temsilcileri tarafından sert bir şekilde yüzlerine vuruldu. Taleplerinin (hayat pahalılığı, eğitim hakkı, gelecek kaygısı) görmezden gelinmesine ve sadece şiddeti kınatma çabasına odaklanılmasına tepki gösteren gençler, ana akım medyanın gerçek gündemi saptırdığını belirterek, bu tutumu “çöp gazeteciliği” olarak nitelendirdi.
17 Ekim, gençliğin, işçi sınıfının ve Sarı Yeleklilerin ortak bir isyanının doğuşunu simgelerken, devletin bu isyanı “ultra sol” söylemiyle ve bir gün önceden hazırlanan silahlarla bastırma çabasının da en çarpıcı örneği olarak tarihe geçti. Sokaklarda olan şey, on yıllık Macron politikalarına duyulan birikmiş bir öfkeydi ve bu öfke, ne yasaklı silahlarla ne de “black bloc- ultra sol” karşıtı söylemle ortadan kalkacak gibi görünmüyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et