İBB davasında Ekrem İmamoğlu savunmasının ikinci gününü tamamladı: 'Örgütü Cumhurbaşkanlığına kadar bağlayabilirsiniz'
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu daha önce yaptırılmayan savunmasının ikinci gününü yarın devam etmek üzere tamamladı.
Fotoğraf: CA_iletisim/X
Dilan Temiz
[email protected]
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 kişinin yargılandığı İBB davasında ikinci celsenin 35’inci günü sona erdi. Bugün 99. duruşmada, Ekrem İmamoğlu'nun daha önce yaptırılmayan savunmasının ikinci günü geride kaldı.
Görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları eşliğinde saat 11:48'de salona girdi. Dünkü duruşmada 11:55'te savunmasına başlayan Ekrem İmamoğlu, 17:35'te bugün devam etmek üzere ara vermişti.
Duruşmayı pek çok gazeteci ve siyasi isim takip etmek üzere yerini aldı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Dilek Kaya İmamoğlu ve pek çok milletvekili davayı takip ediyor.
Fotoğraf: Evrensel
İmamoğlu: Yaşanan sel felaketi İBB davasıyla doğrudan alakalı
İmamoğlu, saat 11:55'te savunmasına başladı. İstanbul'da yaşanan sel felaketinin İBB davasıyla doğrudan ilgisi olduğunu söyledi. İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle Ayazağa'da meydana gelen selde yere düşen bir kişinin boğularak hayatını kaybetmesi ve 14 yaşındaki bir çocuğun da su birikintisine basarak elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine tepki gösterdi ve baş sağlığı diledi.
İmamoğlu, "Tabii İstanbul, yoğun bir sel ve su baskınıyla karşılaştı. Esasen istatistiklerle beraber, 1986'dan bu yana yaşanan en yoğun yağmur yağışından bahsedildi. Sonuçta bugün bir olmaması gereken usulüyle var olan bir iddianame ve dava içerisindeyiz. Bu davanın dün yaşanan felaketin ardından ayrı bir biçimde yorumlanamayacağını savunmamı yaparken geldiği sırada anlatacağım örnekleriyle de sizlerle paylaşacağım. Çokça örneği var" dedi.
Temel meselenin, yağmurun yere düştüğü kilogramı veya altyapıyla tek başına izah edilemeyeceğini söyleyerek, "Temel mesele, esasen bir yerleşimle ilgili nüfus planlamasıyla, kentleşmeyle ilgili izah edilebilir, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Yani bugün baktığınızda, Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde çok yoğun ve şaşırtıcı görüntülerin olduğu bir bölüme baktığınızda, arada kurulmuş olan, vadiye yerleştirilmiş olan son 10-15 yılın yüzbinlerce nüfusunun bir dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını, bundan ayrı tutamazsınız. Derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur" şeklinde konuştu.
"Bizim karşı çıktığımız kuleler bile Ankara'dan izin alarak işine devam etti"
"Bu davayla çok ilgilidir" diyen İmamoğlu, "Çünkü İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor. Dedim ya savunmamda buna özel, özenli bir şekilde özellikle konuları geldiğinde bahsedeceğim bazı kıyaslamalar ortaya koyarken. Fakat tek başına Sazlıdere Barajı'nın, neredeyse İstanbul'un görünmeyen ama en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre, sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, bunun hiçbir teknik altyapısının olmamasının...
Bakın şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil. Böyle bir müdahalenin yapıldığı bir ortamda, bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu'nu İstanbul'da istemedi. Ekrem İmamoğlu'nu derken, temsil ettiğimiz belediyeciliği istemedi. Hani kulelere kızılıyordu. Bizim karşı çıktığımız kuleler bile Ankara'dan izin alarak işine devam etti. Niye Resul Emrah Şahan burada? Taş Yapı kulesine baktığınızda o beton yığınını gördüğünüzde bunun cevabını çok rahatlıkla bulabilirsiniz" ifadelerini kullandı.
"'Kuyumcu terazisi hassasiyetiyle takip ediyoruz bu davayı' diyor ya Adalet Bakanı... Seviyorlar kuyumcuyu"
İmamoğlu yaşanan gelişmelerin birçoğunun bağlantısı bulunmasına şöyle dikkat çekti: "Dün şöyle bir baktım, yani ben bulunduğum durumu merkeze koyuyorum, kötülerle mücadele diye adlandırıyorum. Bir ok çıkardım, yuvarlak içine dünkü sel baskınını yaptım. Vallahi bu bizimle ilişkili. Halk TV’ye kayyum atanması; bizimle ilişkili. Fon soygunu, nasıl bizimle ilişkili olduğunu adım adım… 2025 yılında operasyonun yapılmasından 2 ay önce diplomama müdahaleyi nasıl böyle titizlikle, hani dedi ya “kuyumcu terazisi hassasiyetiyle takip ediyoruz bu davayı” diyor ya Adalet Bakanı... Seviyorlar kuyumcuyu. Dedi ya tam da oradan baktığınızda evet asıl soygunu fon vurgunuyla ilişkili. İBB operasyonu zaten ilişkili benimle, yani kötülerle mücadelemizde.
İstanbul, sel ve su baskınını zaten söyledim. Dolayısıyla aslında dün yaşadığımız olaylar bizim etrafımızda dönen, dün Meclise fonla ilgili kanun tasarısının sunulduğu esnada oraya bir Maliye Bakanı'nın göbeğindeki kurum SPK'nın başkanının gelememesi bizimle ilişkili. Bütün Türkiye'nin ve aziz milletimizin bütün bunları görmesini diliyorum."
"Gidin fona odaklanın ya"
İmamoğlu, tutuklandıkları zamana da dikkat çekerek, "Toplantı, gösteri yasağı ilan edildi. Avukatlarım Vatan Emniyet'e kilometrelerce yürüyerek gelebildi, kilometrelerce. Saraçhane'ye bile kilometrelerce yürüyerek insanlar ulaşabildi. Böyle bir rezillik var mı ya? Geldiğimiz duruma bak. Neyi konuşuyoruz burada? 7 aydır ne konuşuyoruz burada? De-di-ko-du. İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular. Ne sordu? Bir şey gösterdi mi size? Gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz. Çünkü yok.
Gidin fona odaklanın, fona. Gösterdiğinizi zannediyorsunuz. Dökün her şeyi ortaya. Benim mensubu bulunduğum parti, iki defa önerge verdi. Ne dedi? "Herkes malının, mülkünün hesabını versin. Yargıçlar, hâkimler, savcılar dâhil. Bakanlar, milletvekilleri dâhil, belediye başkanı... Benim zaten malım mülküm belli, gizlim saklım yok. Herkes malını mülkünü ortaya koysun ya. Koysun! "Hesap verelim" dedi iki defa. Ne oldu? Cumhur İttifakı reddetti. Ne dediler? "Ya arkadaş, fon için komisyon kuralım. Hep beraber sorgulayalım." Ne oldu? Cumhur İttifakı ret. Korkan ret verir mi? Korkan böyle konuşur mu?" dedi.
İmamoğlu, "Mır mır mır çıkmış Grup Başkanvekili bana yolsuzluk edebiyatı yapıyor, AK Parti'nin Grup Başkanvekili. Ne kadar çok bağırıyorsa bilin ki onun paçalarından pislik akıyordur. Ben FETÖ döneminde çok bağıranları gördüm AK Parti'nin çevresinde, hepsi FETÖ'cü oldu. "Çok bağıranlardan uzak durun" dedim arkadaşlarıma. Bir ay, iki ay sonra baktım çoğunu tutukladılar, gözaltına aldılar. Bugün de çok bağıranların mutlaka hesabı vardır, söyleyeyim" dedi.
"Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim"
"Bu dosyayı, sizlerin önüne koydum, dün başladım koymaya devam edeceğim" diyen İmamoğlu, "Sayfa sayfa değil, durak durak. 19 Mart sabahından bugüne kadar ve her durakta aynı şeyi göreceksiniz. Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon, hem de vahşi bir operasyon. İçinde işkence var. İçinde zulüm var. İçinde insan haklarına aykırı her şey var. Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart'ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe" dedi.
"'Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahmakça hataları yapmayayım' diyemedi ya"
İmamoğlu şöyle devam etti: "Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerle verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi.
Bir türlü de akıllanmıyoruz ya. Bir türlü de akıllanmıyoruz yahu. Erki eline alan, “Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahmakça hataları yapmayayım" diyemedi ya. Niye diyemedi ya? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'ya, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar."
"Bugün biz sizi yargılıyoruz; yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, siz bizi yargılarsınız"
Gözaltına alınmalarına ve tutuklandıkları zaman yaşadıkları hukuksuzluklara değinen İmamoğlu, "Önce terör savcısıydı yanlış hatırlamıyorsam, sonra yani dün anlattığım Kent Uzlaşısı, sonra İBB davası ile ilgili savcıya çıktık. Kent Uzlaşısı ile ilgili savcılıkta hiçbir şey demeyeceğim; soru-cevap, birkaç şey ve bitti. Ama Kent Uzlaşısı'ndan sonra İBB davası için çıktığımız savcı çok enterasandı. Karşılayışı bile enterasandı. Sorgusu da enterasandı. Zaten soru da yok da hani cevap da yok da... Ama uğurlaması daha da enterasandı.
Aynen şöyle: Bitti, ayaktayız, avukatlarım şahit. "Sayın Başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, sizi yargılıyoruz; siz yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, siz bizi yargılarsınız". Döndüm kendisine dedim ki: "Ya siz kim, biz kim? Bu kafayla mı bizi yargılıyorsunuz?" Bu vatandaş şimdi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü. Ey büyük Allah'ım! Ey büyük Allah'ım, memleketi koru Ya Rabbi! Ben bunları yaşadım, yaşadım, uydurmuyorum; bunlar kameralar var orada da vardır, şahitleri de var, yaşadım ben bunları. Sonra "yok ben öyle demedim, bilmem ne demedim" falan filan. Saçının şeklini bile hatırlıyorum, neyi demedin? Ben o anı unutacak mıyım zannediyorsun? Bu hangi kafa? Bunun adı Cumhuriyet Savcısı! Ben bunu konuşmayacağım, öyle mi?" dedi.
"Bu metin bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir"
"Duruşmalar 9 Mart'ta, yani tutuklanmamızdan bir yıl sonra başladı ve yaklaşık 7 ayı bitirdik, 8 aya gidiyoruz. Hâlâ insanlar neyle suçlandıklarını öğrenemedi" diyen İmamoğlu iddianameye dair şöyle konuştu: "İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir. Ahtapotun kolları, güç zehirlenmesi... Gasp etti bile deniyor. Böyle bir suçlama yok ama. Gasp etti deniyor ama öyle bir suçlama yok. Çünkü bu kelimeler mahkeme için değil, ekran için yazıldı. Seviyorlar. Seviyorlar. Bu işi seven basın mensuplarını da yanlarında taşımayı da seviyorlar. Ama ağır yük oldu kendisine. Peki bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: "Soruşturma kapsamında elde olunan başta etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında..." Başta belge değil bakın, başta belge değil. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani mış muş. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime. O temelin nasıl döküldüğünü de biraz önce anlattım."
"Davanın hikayesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda"
İddianamenin temeline vurgu yapan İmamoğlu davanın siyasi olduğunu söyledi: "Bu dosyada tek bir banka dekontu yok, para izi yok, talimat yazısı yok, ses kaydı yok, görüntü yok, "Gözümle gördüm," diyen tanık yok. Bizim tarafımızda ise tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamasında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun borç yoktur yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta, mış muş. Belge bizde, dedikodu onlarda. Bu davanın bütün hikayesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda. Bir de ceza dosyasının içerisindeki siyaset... Burası çok önemli. Yani bu iddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığının aslında net bir tarifi. Eylemleri bir kenara koyalım. Rüşveti, ihaleyi, ruhsatı, raporu bir kenara koyalım. Geriye ne kalıyor? Aslında tümüyle siyasi bir hikaye. Bu dava siyasidir. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir."
İddianamede CHP İstanbul İl Başkanlığı'nın satın alınmasına ilişkin suçlama için dönemin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkemede tanık olarak dinlenmesini ve duruşmaya getirilmesini talep ediyorum. Kendisi o dönemdeki il başkanı ile konuştu. Ona her şey anlatıldı, ben de oradaydım. Tek bir sesi itirazı olmadı. Benim gözümün önünde dönemin genel başkanına anlatıldı. Kendisi her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda cevap vermiyor. Şu an her konuya yorum yapıyor ancak il binası suçlamasına iki kelam edecek edemiyor. Ayıptır ya. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu konuyla ilgili tanık olarak dinlenilmesini talep ediyorum.”
"Siyaseti ve kurultay iradesini yargılamaya çalışıyorlar"
İddianamedeki kurultay iddialarının Ankara Başsavcılığı bünyesindeki ayrı bir soruşturmada derdest olduğunu vurgulayan İmamoğlu, aynı iddianın iki farklı dosyada yer almasını eleştirdi. CHP'yi ele geçirme çabalarının yargı aracılığıyla yürütüldüğünü ve kurultay iradesinin hukuki süreçlerle yok sayılmak istendiğini belirten İmamoğlu, "Burada bilinsin ki delegeyi satın alan yok; delegenin iradesini mahkeme kararıyla silmeye çalışan bir iktidar zihniyeti var. Burada yargılanan bir kurultaydır, yani siyasettir" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, "İddianame CHP’yi ele geçirmeye çalıştığımızı yazıyor. CHP’yi kimin ele geçirmeye çalıştığını herkes biliyor, bu salonun dışında. Bu dosyanın muhatabı değil" dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu tanık olarak dinlensin talebi
İktidar medyasında "para kuleleri" olarak adlandırılan CHP İl Binası alımıyla ilgili iddiaları da yanıtlayan İmamoğlu, "Manşetlerdeki adıyla para kulelerin ifadesine de girmek istiyorum. Yani il binası" dedi. İmamoğlu, dosyaya giren itirafçı ve sanık ifadelerindeki çelişkilere dikkat çekti. Taşınmazın alım sürecinin Türkiye’deki gayrimenkul sektörünün genel uygulamalarına uygun yürütüldüğünü ve bağış kampanyası kapsamındaki ödemelerin kayıt altında olduğunu belirten İmamoğlu, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun da sürecin detaylarına hakim olduğunu dile getirdi:
"Benim gözümün önünde, o dönemin genel başkanına, Kemal Kılıçdaroğlu'na bu olayın buranın nasıl alınacağı anlatıldı. İl başkanı anlattı. O da biliyor her şeyi. Her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda çıt yok. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu madde ile ilgili buraya tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum. Ayıptır. Ayıptır ya. Sanki o il binası gökten zembille indi. Talep ediyorum. Tanık olarak dinletilmesini talep ediyorum. Ayıptır. İki kelime edecek edemiyor. Bu nasıl bir iş ya?"
"Örgütü Cumhurbaşkanlığına kadar bağlayabilirsiniz"
İmamoğlu, yargılandığı davada İBB'nin kurumsal yönetim şemasının "suç örgütü" olarak nitelendirilmesine sert tepki gösterdi. İBB'nin anayasa ve kanunlarla tanımlanmış bir kamu kurumu olduğunu vurgulayan İmamoğlu, üst yönetimin birbirleriyle görüşmelerinin "örgüt hiyerarşisi" şeklinde sunulmasını eleştirerek; "Bu yapıyı ben kurmadım, devlet kurdu. Böyle bir mantıkla gidilirse bu örgütü Cumhurbaşkanlığına kadar bağlayabilirsiniz. Liyakatle atanan genel sekreterlerimizin, devlet organlarının ve AK Parti çoğunluğundaki Meclis denetimlerinin hiçe sayıldığı bu kurguda, devlet 6 yıl boyunca bir suç örgütüne göz mu yumdu yoksa suç ortağı mı oldu?" sorularını yöneltti.
Erdoğan'a seslendi
Seçim döneminde iştiraklerden adaylara finansal destek sağlandığı iddialarını "İddianamede tek bir somut örnek bile yok" diyerek reddeden İmamoğlu, AKP iktidarının seçim dönemlerinde kendi adaylarına imkan sunduğunu belirtti. İBB’nin kendi döneminde görülmemiş bir denetim baskısına maruz kaldığını rakamlarla ortaya koyan İmamoğlu, 2014-2019 yılları arasında 147 kez denetlenen İBB’nin, 2019-2025 yılları arasında tam 1590 kez denetlendiğini vurguladı. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen İmamoğlu, "Siyaset yapmayı unuttun, parayla her şeyi yaparım zannediyorsun ama bu millete sökmez. Millet, sandıkta karar verecek" ifadelerini kullandı.
Ara sona erdi
Davaya saat 14:00 itibarıyla ara verildi. 15:25'te tekrar başlayan duruşmada Ekrem İmamoğlu savunma yapmaya devam etti.
Hesap vermenin bir kamu görevlisinin en aslı görevi olduğunu söyleyen İmamoğlu, görev yaptığı Beylikdüzü ve İBB'de yıllık faaliyet hesabını toplantılarla gelenek haline getirdiklerini belirtti.
İmamoğlu, daha önce 5 kez Sayıştay denetimi gören iştiraklerin kendi dönemlerinde 82 denetim gördüğünü söyledi. Denetimlerde hiçbir kamu zararının tespit edilmediğini belirten İmamoğlu, pandemide başlatılan dayanışma kampanyasına soruşturma başlatıldığını ve 60 milyon TL'sine İçişleri Bakanlığı'nın el koyduğunu ifade etti. İmamoğlu, "El konma öncesi bir miktarı insanlarımıza dağıtmıştık ama el koydular" dedi.
İddianamede Cebeci Maden Sahasına ilişkin yer alan iddialara dair konuşan İmamoğlu, “İBB, 110 milyar kamu zararı olduğu iddia edilen Cebeci Maden Sahası'nda yalnızca komisyonda bulunan bir yüklenicidir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve MAPEG gibi kurumların yetkililerinin bu davada dinlenmesi gerekir, ancak bu talebim dikkate alınmadı" dedi.
"Kamuya zarar vermemiş yönetimden örgüt çıkmaz"
Kamunun zarara uğratılmadığını ve belediye kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmediğini vurgulayan İmamoğlu, "Kamuya zarar vermemiş bir yönetimden suç örgütü çıkar mı? Çıkmaz. Kamunun kasasından beytülmale hiç dokunulmuş mu? Dokunulmamış. Kamunun kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmiş mi? Girmemiş. Burada yargılanan nedir? Allah aşkına soruyorum" ifadeleriyle suçlamaların temelsiz olduğunu söyledi.
İddianamede "örgüt yöneticisi" olarak gösterilen yakın çalışma arkadaşlarına yönelik suçlamaları tek tek çürüten İmamoğlu, Basın Danışmanı Murat Ongun ve Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in başarılarına dikkat çekti.
İtirafçı Ertan Yıldız ve Adem Soytekin beyanı: "İddianameyi boş bir çöp haline getiren bir kurgu"
İddianamenin belkemiği olarak sunulan itirafçı Ertan Yıldız ve iş insanı Adem Soytekin hakkındaki iddialara da değinen Ekrem İmamoğlu, İBB iştiraklerinin şeffaf ve denetlenebilir bir holding yapısına kavuşturulması amacıyla kurulan yönetim organizasyonunu anlattı. İtirafçı olan Ertan Yıldız'ın ifadelerini "masal" olarak nitelendiren İmamoğlu, "Ertan Yıldız gözaltına alınana kadar İYA AŞ'nin yönetim kurulu başkanıdır, sorumludur ve yetkilidir. Dolayısıyla bir örgüt yöneticisi değildir. Kendisi ne yazık ki tespit ettiğimiz kadarıyla aynı dönemde farklı ticari ilişkilere girmiş, ancak benim de tanıdığım bir iş adamıyla yaptıkları bu ticari ilişkilerin hiçbiri iddianameye yansıtılmamıştır" dedi. Adem Soytekin'in ise geçmişten bu yana tanıdığı başarılı bir iş insanı olduğunu belirten İmamoğlu, İBB'nin devasa bütçesi ve ihale hacmi karşısında bu isimlerin örgüt şemasına eklenmesini "iddianamenin kötülüğünü ve boş bir çöp olduğunu ortaya koyan bir çerçeve" olarak tanımladı.
"Sorumlusu İBB değil bakanlık ve valiliktir"
İmamoğlu, iddianamenin en büyük mali kalemini oluşturan Cebeci maden sahasına ilişkin suçlamalara yanıt verdi. İddianamede bahsedilen 160 milyar liralık hayali rakamın üçte ikisinden fazlasının Cebeci eyleminden türetildiğini belirten İmamoğlu, "Benim için tek kuruşun ev değiştirdiğini gösteren tek bir belge ortaya konsun 87 milyon önünde özür dileyeceğim dedim. Hala tek bir evrak, tek bir belge, tek bir ses kaydı, tek bir görüntü buraya yansımadı, yansımayacak" ifadelerini kullandı. Cebeci’nin İBB tarafından kurulmuş bir alan gibi yansıtılmaya çalışıldığını ancak projenin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, MAPEG ve İstanbul Valiliği ortaklığında yürütülen devlet projesi olduğunu vurgulayan İmamoğlu, "Cebeci bir maden bölgesidir ve kanuna göre yetkili kurumlar bellidir. Bu işin sorumlusu, bu işin sahibi, iznini veren, denetleyen, takip eden kurum yöneticileri hepsi buradaki isimlerdir. Burada kimse yok, bir tek Ekrem İmamoğlu var" dedi.
"Tekrarlanan yöntem: Cefası İBB'ye, sefa ve yetkisi merkezi idareye"
Görevi devraldıklarında 2018 yılında başlatılan ve tıkalı halde bulunan Cebeci projesinde İBB'nin 2,5 milyar liralık kamu zararından ve 12 milyar liralık kamulaştırma yükünden kurtarıldığını belirten İmamoğlu, projedeki asıl sorumluların mahkemede dinlenilmediğine tepki gösterdi. Masrafın İBB’ye yıkılıp yetkinin merkezi idarede bırakıldığını ifade eden İmamoğlu, "Maden ruhsatını kim verir? Bakanlık, MAPEG. Maden bölgesinde döküme kim izin verir? Bakanlık, MAPEG. Dökümün madene zarar verip vermediğini kim denetler? Bakanlık, MAPEG. Bütün faaliyetin denetiminden kim sorumludur? Maden bölge komisyonu. Komisyonun başkanı kim? Vali. Peki bu tabloda İBB nerede? Komisyondaki kurumlardan yalnızca biri, bir yüklenici o kadar" sözleriyle yetki karmaşasına açıklık getirdi.
"Valiliğin %10 pay aldığı, TMSF'nin yönettiği faaliyet davaya suç olarak konmuş"
Cebeci sahasındaki faaliyetlerden elde edilen gelirden İstanbul Valiliği'nin de doğrudan pay aldığını belgeleriyle mahkeme heyetine sunan Ekrem İmamoğlu, kanunlara göre İBB'nin döküm izni verme yetkisinin zaten bulunmadığını altını çizerek hatırlattı. Döküm ciro protokolünün valilik yetkilileri ile özel şirket arasında imzalandığına dikkat çeken İmamoğlu, "İddianamenin kaçak döküm sistemi dediği faaliyetin cirosundan Valilik her ay %10 pay alıyor. Bu paylaşıma ortak olan Valilik bu davada ne sanık ne tanık. Neden defalarca talep etmemize rağmen işin asıl sorumluları hâlâ dinlenmedi?" sorusunu yöneltti. Kendi tutukluğunun ardından şirkete kayyum atandığını ve TMSF idaresinde aynı döküm faaliyetlerinin sürdüğünü belirten İmamoğlu, "Şirket var, sahibi yurt dışında firari. Şirketin şu anki yöneticisi var, TMSF'nin yetkilendirdiği kişi. İBB bu işin hiçbir yerinde yok" diyerek suçlamaların hukuki bir temelinin bulunmadığını vurguladı.
"Devleti yönetirken suç olmayan iş, ben yönetirken nasıl suç oluyor?"
İmamoğlu Cebeci Maden Sahasında uluslararası kredilerle ilgili suçlamalara da yanıt verdi. İBB'nin yetki alanında olmayan ve bütünüyle Enerji ve Bakanlığı, MAPEG ile İstanbul Valiliği kontrolünde yürütülen projede devletin tüm kurumlarının denetimde yer aldığını belirten İmamoğlu, "Devleti yönetirken suç olmayan iş, ben yönetirken nasıl suç oluyor? Ben orasını anlamadım" diyerek çelişkiye dikkat çekti. İddianamede "kaçak döküm" ve "maden kaybı" denilerek 110 milyar liralık hayali zarar tablosu çıkarıldığını vurgulayan İmamoğlu, sahada o dönem resmi plakalı kamu araçlarının ve AK Partili belediyelerin döküm yaptığını, valiliğin ise şirketten her ay %10 pay aldığını belgeleriyle açıkladı.
"Valilik, MAPEG ve TMSF aynı işi yapınca kamu hizmeti, biz yapınca suç örgütü!"
Kendisinin tutuklanmasının ardından şirkete atanan kayyımın ve TMSF'nin aynı sahada döküm faaliyetlerine ve protokollerin yenilenmesine devam ettiğini hatırlatan İmamoğlu, "Bugün TMSF kayyımı aynı işi yapınca kamu hizmeti nasıl oluyor? Aynı saha, aynı izin, aynı iş ama yargılanan tek Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları" dedi. İddianamede adı geçen iş insanının iktidara yakınlığına ve AK Partili belediyelere, valiliklere, hatta operasyonu yürüten makamlara sağladığı milyonlarca liralık desteklere ve araç tahsislerine dikkat çeken İmamoğlu, "Kumpas kendi ayağına dolanmıştır. Burada yargılanan döküm möküm değildir; İstanbul'da seçim kazanan, Cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu'nu yargı eliyle alt etme mücadelesidir" ifadelerini kullandı. Savunmasının uluslararası krediler ve tahvillerle ilgili (Eylem 60) kısmına geçeceğini belirtti.
"Sözleşmeye uyduğumuz için suçlandık”
Uluslararası finansman süreçlerinin Cumhurbaşkanlığı yatırımları, Belediye Meclisi, Hazine ve SPK onaylarıyla yürütüldüğünü ifade eden İmamoğlu, Londra'da ihraç edilen Türkiye'nin ilk belediye yeşil tahvili sürecini hatırlattı. Sözleşmelerdeki "genel nakit yönetimi" maddesine dikkat çeken İmamoğlu, "Sözleşmede paranın genel nakit yönetimi içinde yönetileceği açıkça yazılı. Savcılık bu maddeyi iddianameye kendi eliyle yazıp, sonra bu maddeye uyulduğu için suç isnat etmiş. Sözleşmeye uyanı suçlamak hukuk tarihine geçecek bir yöntemdir. Parayı projelere ve bütçe yönetimine aktarmamız suç değil, basiretli tüccar anlayışıdır" dedi.
"Devletin de yaptığı borç yenilemeye 'kamu zararı' demek mantıksızlıktır"
İddianamedeki "Borç borçla kapatılarak kamu zarara uğratılmıştır" ifadesini sert bir dille eleştiren Ekrem İmamoğlu, finans yönetiminin ve borç çevriminin tüm devletler ile küresel şirketlerde standart bir uygulama olduğunu vurguladı. İBB'nin ve iştiraklerinin vergi ile SGK borcunun bulunmadığını ve tüm yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirildiğini belirten İmamoğlu, "2026'nın ilk üç ayında Hazine de 5,5 milyar dolarlık ödemeye karşılık 5.9 milyar dolar borçlandı. Bütün devletlerin her gün yaptığı en olağan işe borç yenileme veya finansman denir. Bize borç ödediğimiz için zarar yazan anlayış, Hazine'ye ne yazacak?" sorusunu yöneltti.
"Mehmet Şimşek 'başınızın çaresine bakın' dedi, allaha şükür baktık"
İmamoğlu, yurt dışı kredilere ilişkin yöneltilen iddialara ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile yaptığı görüşmeye değindi. 2025 başındaki geri ödemeler ve refinansman ihtiyacı için Hazine'den destek istediğini belirten İmamoğlu, "Sayın Bakan Mehmet Şimşek’e gittim, 640 milyon dolara yakın geri ödememiz olduğunu belirterek refinansman onayı için destek istedim. Bana üç gün sonra ret cevabı geldi, 'Başınızın çaresine bakın' denildi. Allah’a şükür biz başımızın çaresine baktık ama kendileri bakamadı, bir sene sonra 5.5 milyar dolarlık borçlanma yaptılar. Bütün engellemelere rağmen tek bir gün bile borcumuzu aksatmadık" ifadelerini kullandı.
Duruşma saat 18:25'te sona erdi, yarın devam etmek üzere.
Halk TV'ye kayyım atanmıştı
Halk TV’ye dün şafak operasyonu düzenlendi polis baskınının ardından kayyım atandığı duyuruldu, televizyon yayını durduruldu. Operasyonun, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasında savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirilmesi dikkat çekmişti. Çok sayıda siyasetçi ve gazeteci, operasyonun zamanlamasına işaret ederek tepki gösterdi.
4 gün sürmesi bekleniyor
Mahkeme Başkanı, önceki duruşmada Ekrem İmamoğlu’na çarşamba günü söz verileceğini açıklamıştı. Dün ise İmamoğlu ve avukatlarının, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabileceği açıklandı. Ara kararın açıklanacağı gün, Ekrem İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarını ne zaman tamamlayacağına göre belirlenecek.İlk celsede temmuz ayındaki son duruşmada, İmamoğlu'na kısıtlı süre tanınmış ve savunma hakkını engellemişti. Bunun üzerine İmamoğlu ile mahkeme başkanı tartışmış ve zapta "Susma hakkını kullandı" yazılmıştı.
İmamoğlu, ikinci celse başlarken 18 Ağustos oturumunda mahkeme başkanına "Ben susma hakkımı kullanmadım. 'Susma hakkını kullandı' kavramı tamamen uydurma bir kavramdır. Feragat diye bir kelimeyi de kabul etmiyorum" demişti.
İmamoğlu'nun savunmasını içeren kitabı da yasaklanmış ve matbaa basılarak toplatılmıştı.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et