İBB davasında Ekrem İmamoğlu 19 ay sonra ilk kez savunma yaptı: Cuma öğlene kadar savunma sürecek
İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun daha önce yaptırılmayan savunmasına bugün başladı. İmamoğlu'nun savunmasını içeren kitabı da yasaklanmış ve matbaa basılarak toplatılmıştı. Savunmanın dört gün sürmesi öngörülüyor.
Dilan Temiz
[email protected]
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 kişinin yargılandığı İBB davasında ikinci celsenin 34’üncü günü başladı. Bugünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun daha önce yaptırılmayan savunmasına başlandı. Öte yandan duruşma gününün sabahında HalkTV'ye şafak baskınıyla kayyım atandı.
Görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları eşliğinde kürsüye geldi. Saat 11.55 itibarıyla 19 ay sonra ilk kez savunmasına başlayan İmamoğlu, kimlik tespitinde "Mesleğiniz nedir" sorusuna "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı" yanıtını verdi; adli sicil kaydı için ise "Yok Allah’a şükür" yanıtını verdi.
İmamoğlu, "Öncelikle bugün burada, Silivri'de, hiç de arzu etmediğimiz bir ortamda, ülkemizin de asla ve asla hak etmediği bir pozisyonda ve insanlarımızın yüzde 75'inin, 80'inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde ve yine bir yargılamanın adil bir ortamda olması gerekirken, Silivri'de bir kampüste, “Avrupa’nın en büyük salonu” diye lanse edilen duruşma salonundayız" diyerek sözlerine başladı.
Ekrana yakından yansıtılmak istedi
İmamoğlu, ekrana yansıtılan görüntüsünün, yakınlaştırılmasını ve kendini görüntüsünün ekranda yer almasını istedi: "Ben bu arada kendimi ekranda, Sayın Başkan, bu şekilde olmasını çok doğru buluyorum. Eğer uygun görürseniz, kameradan da orada ifade ederken yansıtılması, burda sonuçta 100 metreden bakıyor insanlar, uygun görürseniz o şekilde yansıtılması... "
Hakim ise "Yansıtma imkanınız varsa yansıtın" yanıtını verdi.
İmamoğlu ise "Yok, oluyor çünkü ara sıra" dedi.
"Silivri'ye geliş gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir"
"Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu" diyen İmamoğlu, "Her birisinin yaşamı bir kitaptır. Her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların tarifsiz duygularla kaleme alınması gereken ve geleceğe aktarılması gereken hikayeler barındırmaktadır. Bu manada her birisiyle gurur duyduğumu… Her bir arkadaşın buradaki büyük bir kısmıyla da burada tanıştım. Elbet aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım, İstanbul'a, Beylikdüzü'ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Ve bu insanlar kilometreler yaptılar, belki her birinin Silivri'ye geliş gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanlar aileleri, ziyaretlere geldiler. Tarihi bir mücadele hattı kurdular, Aile Dayanışma Ağı. ADA diye tariflediler. Orada o umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm, minicik çocuklar niçin bu durumda olduğunu bilmediği annelerini, babalarını ziyaret ettiler" ifadelerini kullandı.
Halk TV'ye kayyım atanması haberini nasıl aldığını anlattı
İmamoğlu Halk TV'ye atanan kayyım haberini nasıl aldığını anlattı:
"Dün akşamüstü itibariyle ben televizyon izleyemedim. Çünkü bulunduğum cezaevinin benim olduğum 5. koridorda yayınlar kesilmişti. Yağmurdan dolayı arıza olduğu söylendi. Sabahleyin kalktım, hazırlıklarımı yaptım. Bugün benim telefon günüm. Ben, haftada 10 dakika telefonla bir kişiyi arayabiliyorum. Haftada 10 dakika. O görüşmelerimden bir tanesini ben bugün annemi, babamı arayarak gerçekleştirdim. Hasret giderdik. Çünkü Cuma aile görüşüm var. Sayın mahkeme heyeti 4 günlük bir söz hakkı tanıdıktan sonra, Cuma günü olamama duygumdan ötürü annemi, babamı aradım ve selamladık birbirimizi sıcak sesimizle. Selamladıktan sonra anneciğim, "Şu an Halk TV'yi kapattılar," dedi. "Niye kapattılar?" dedi. Ben de anlamadım önce. Sonra babam dedi ki, "Kayyım atamışlar Ekrem," dedi. Aşağıda anlattım, biraz garipsedik ama, "Ne diyeyim oğlum," dedi, "Yakında da kulağımızı keserler herhalde" dedi. Şimdi bunu niye anlattım? Bu ülkede ve bu memlekette çok enteresan şeyler oluyor."
İmamoğlu, "Herhalde Ferhan Şensoy'undu galiba: “Tesadüfün iğne deliği” gibi bir lafı var. Bu da herhalde tesadüfün iğne deliği. Bugüne Halk TV. Tesadüf! Öyle yorumladım. Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın. Size haber ulaştıran gazetecileri yalnız bırakmayın. Kurum ve kuruluşları yalnız bırakmayın. Özgür karakterinin mesleğini yapan bu insanları yalnız bırakmayın. Haklılığını halktan alan bu kanala her alanda destek olun" dedi.
"İBB operasyonlarıyla Türkiye başka bir faza çekildi"
Bugün İBB soruşturmasının başlanmasının hemen hemen ikinci yıl dönümü olduğunu hatırlatan İmamoğlu, "Hemen hemen bu günlerde bugün de hatta bundan bir hafta 10 gün öncesinde görülmemiş bir biçimde kurumumuzun birimlerine baskın yaparcasına polis evrak almaya başladı. Daha sonra değineceğim. Yine bu ayın 30'unda ilk operasyonu Ahmet Özer Başkanımıza Esenyurt'ta yaptılar. Hem de 29 Ekim'den bir gün sonra. Evet 2 yıldır süren hukuksuz, vicdansız zulümle devam eden bir süreç demiştim az önce. Esasında İmamoğlu soruşturması ve İBB operasyonlarıyla Türkiye başka bir faza çekildi. 87 milyon yurttaş, 2 yıldır, her sabah bir şafak operasyonuna uyanır oldu. Türkiye Cumhuriyeti, bir operasyon cumhuriyetine döndü. Ve hiçbir şey yokmuş gibi bunu izleyenler var. Başta bu ülkeyi yönettiğini zanneden hükümeti ve ortakları: hiçbir şey olmuyormuş gibi. Çıldıracağım, aklım alıyor yani. Bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaat de böyle bir şey düşünülebilir? Her şeyin önündedir memleket yahu. Her şeyin önünde makamın mevkinin ister cumhurbaşkanı ol, ister partinin genel başkanı ol, ister vekil ol, ister bakan ol, ne olursan ol" şeklinde konuştu.
"Son dakikalar peş peşe düşüyor"
İmamoğlu yaşanan operasyonlara tepki göstererek, "87 milyon yurttaşımız, her sabah bir şafak operasyonu. Televizyonu açıyorsunuz son dakika. Bazen son dakikalar peş peşe düşüyor, aklınız karışıyor. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Operasyon Cumhuriyetine döndü. İş dünyası, belediyeler, sanatçılar, siyasi partiler, medya daha neler sıralarız yani hedef alınmış. Fon vurgunu ile zirve yapan ve de sosyal medya yasakları, gazetecilere olan baskı, hani bilgi ulaşmasın bunu nasıl engelleriz bakışı enteresan bir seviyeye çıktı. Neredeyse Kuzey Kore'ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı. Bilim insanları, sanatçılar, ekonomistler, gazeteciler..." dedi.
Tutuklanan gazetecileri saydı
İmamoğlu son 20-25 günde tutuklanan gazetecileri ve hukuksuzlukları şöyle sıraladı: "Lale Özan Arslan tutuklu, Fatih Ergin tutuklu, Tuğba Tekerek tutuklu, Mustafa Balcı, Sözcü Gazetesi'nde bir fotoğraf yayınladı diye tutuklu, Şaban Sevinç tutuklu, Selahattin Günday tutuklu, Ali Tarakçı "Bu hafta bir önemli bakan istifa edebilir" dedi diye tutuklu! Şaşılacak bir durum ya! Tutuklu, tutuklu, tutuklu... Tutukluk nedir ben biliyorum. Bu tutuklama kararını veren hâkim bilmiyor ama ben biliyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum. İsmail Saymaz ev hapsinde, Murat Ağırel ev hapsinde. Niye? Millet hiçbir şey duymasın! Millet hiçbir şey okumasın! Akıl alır gibi değil."
İmamoğlu, "Herkes sosyal medya hesaplarını kaybediyor; yasaklar, ben kaç tane geldi hatırlamıyorum artık, 20 mi, 25 mi... Yani tutuklandığımın haftasında benim 9-10 milyon takipçili sayfamı kapattılar. Habire bir şeyler açıyoruz, onlarla da uğraşıyorlar. Shadowban mi diyorlar, öyle bir şey diyorlar; yani engelleyen, gölge bir engelleme sistemine tabi tutuluyoruz yani. Uluslararası da bir iş birliği var. Nasıl beceriyorsa bunu, İletişim Başkanlığına sormak lazım.
"Biz vurgun ülkesi olduk"
Flash TV ile başlayan medya operasyonları, TELE1, Merdan Yanardağ özelinde ne yazık ki ilerledi. Merdan Yanardağ konusuna gireceğim biraz sonra. Daha geçen hafta T24'ün sesini kestiler. Ve bu sabah son medya vurgunu... Biz vurgun ülkesi olduk. Zam vurgunu, milli irade vurgunu, asrın soygunu, fon vurgunu... Vurguncuların vurgunlarla yaptığı bir ülkeye dönüştü bu ülke. Ve son medya vurgunu, Halk TV operasyonu. Güzelim ülkemizi operasyon sahasına çeviren akıl, Halk TV'ye el koyup, yayınlarını kesti. Neymiş? İhaleye fesatmış, aklamaymış, falan filan... Boy boy yalanlar! Boy boy yalanlar, boy boy iftiralar! Akılları sıra milleti kandıracaklar. Operasyon bağımlısı bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getirdi. Operasyon bağımlılığı başladı. Yalancılar girdabına tüm AK Parti'yi sürüklemiştir. Yalancılar girdabın içine sokmuştur. Türbülansa sokmuştur. Herkesi uyarıyorum. AK Parti'yi baştan aşağıya uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir süreçle iç içesiniz" dedi.
Ekrem İmamoğlu basılmadan yasaklanan kitabının sürecini ilk kez açıkladı
Ekrem İmamoğlu, basım aşamasındayken yasaklanan ve dağıtımı engellenen "Millet Şahidimdir" kitabının yasaklanma sürecine ilişkin detayları ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Avukatlarının savcılık dosyasına erişmesiyle detayların ortaya çıktığını belirten İmamoğlu, usulsüzlük iddialarıyla basılan matbaadan savcılık kararlarına uzanan süreci sert sözlerle eleştirdi.
Davasındaki iddialara karşı hazırladığı geniş beyanın kısaltılmış halini kitaplaştırarak yurttaşlara sunmak istediğini ifade eden İmamoğlu, yayıneviyle anlaşıldığını ve bandrollerin alındığını belirtti. Ancak baskı aşamasında matbaanın polisler tarafından basıldığını ve sürecin usulsüzlüklerle dolu olduğunu söyledi.
"16 polis matbaaya geldi, gerekçe gösterilmedi"
İmamoğlu, bandrol alma sürecinin bile günlerce uzatıldığını aktararak baskı anında yaşananları şu sözlerle anlattı: "Tam baskı makineleri çalışmaya başladığında matbaadan telefon geldi. Matbaayı 16 polis basmış. Ellerinde kâğıt yok, gerekçe yok. ‘Siz durun, bir bekleyin’ demişler ve gitmişler. Matbaa, haklı olarak devletle karşı karşıya gelmek istemediği için beklemeye başladık. Bir hafta sonra yasaklama kararı tebliğ edildi."
"5 dakikada arama kararı çıkarıldı"
25 Ağustos 2026 günü saat 17.45’te polisin kaynağı belirsiz bir istihbarata dayanarak "usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığı" yönünde tutanak tuttuğunu söyleyen İmamoğlu, kararın alınış hızına dikkat çekti.
Tutanakta belirli bir kitabın adı geçmemesine rağmen savcılığın doğrudan "söz konusu kitap" ve bandroller hakkında karar verdiğini belirten İmamoğlu, "Gelen bilgi bandrolsüz kitap basıldığı yönünde, ancak savcı hem söz konusu kitabın hem de bandrollerin toplanmasına karar veriyor. Hani bandrolsüz basılıyordu?" ifadelerini kullandı.
Sürecin Teknik ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu yerine Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısı tarafından yürütüldüğünü belirten İmamoğlu, polisin tutanağından yalnızca 5 dakika sonra savcılığın gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında arama kararı verdiğini ifade etti.
"Aslında aranan benim kitabımdı"
Yargıdaki hıza tepki gösteren İmamoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Konu Ekrem İmamoğlu olduğunda yargıdaki hıza yetişmek mümkün değil. Aslında aranan benim kitabımdı. Çünkü o kitap davanın içyüzünü ortaya koyuyordu. Bu iddianameye karşı hazırlıklarımı aziz milletime sunmak istedim. Madem sesimin çıkması istenmiyor, ben de söyleyeceklerimi yazılı olarak sunmak istedim."
"Koltuklarını korumak için faturayı millete ödettiler"
Bugün ülkenin sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Seçilmiş belediye başkanlarını tutukluyor. Belediyelere tehditle şantajla çökülüyor. Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor. Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor. Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, 'Ben bu düzeni kabul etmiyorum' diyen genç gazla, copla, tutuklamayla karşılaşıyor. 500 bin insan hapiste. Ama ne oluyor? Enflasyon düşmüyor, kiralar yükseliyor, yoksulluk artıyor, açlık artıyor. 25 yılın sonunda varılan yerin adı, net olarak vurgun düzenidir" dedi. İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle devam etti:
"6 Mayıs 2019'da Yüksek Seçim Kuruluna yapılan vurgun, kur korumalı mevduatta 2021'de Hazineye ve Merkez Bankasına yapılan vurgun, 19 Mart 2025'te İBB'ye yapılan operasyonla demokrasiye ve hukuka yapılan vurgun, 21 Mayıs 2026'da butlan kararıyla siyasete yapılan vurgun ve fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgun… Ki adını net koyalım; asrın soygunudur. Faturayı kendi menfaatleri ve çıkarları için, koltuklarını korumak için millete ödettiler ve o koltukta oturmaya devam ediyorlar."
"Hür yaşadım, hür yaşayacağım"
Egemenliğin sahibinin millet olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Devletin karşısında hakkını talep edemeyen bir teba olmayı asla kabul etmedim, etmem. Hür yaşadım, hür yaşayacağım. Hakkımdan vazgeçmedim. Cumhuriyet, devletin bir kişinin, bir ailenin mülkü olma anlayışını gömdü, bitti o. Kimse oradan bir şey canlandıramaz, çıkaramaz" dedi.
Milletin egemenliğini kullanabilmesinin tek yolunun demokrasi olduğunu belirten İmamoğlu, "Seçim bunun için vardır. Meclis bunun için vardır. Bağımsız mahkeme, özgür basın, sendika bunun için vardır. Siyasi partiler, sivil toplum, muhalefet bunun için vardır. Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir. Değiştiremediğiniz bir iktidarı zaten asla denetleyemezsiniz. Size ait değildir. İşte bugün oluşan tablo, vurgun düzeni, tam da bu seviyede bir ülke pozisyonunu bize göstermektedir" diye konuştu.
"Ben 12 metre karedeyim, aklı fikri bende"
İmamoğlu şöyle devam etti: "577 milyar dolardan bahsediliyor. Hala kalkmış ülkenin başındaki zihniyet bizi suçlamaya, bize laf yetiştirmeye çalışıyor, daha iki gün önce konuşmasın. Ben 12 metre karedeyim, aklı fikri bende. Yazıktır, günahtır. 301 madencinin yerin altında kalması, denetimi, iş güvenliğinin sendika haklarının zayıflaması, bütün bunların iş kazası diye kayda geçmesi, işte bütün bunlar aileleri yasa boğan bütün bu olaylar, bu sistemin, bu düzenin, memleketi ne yazık ki üzüntüye, yoksulluğa, açlığa boğan bir düzenin parçasıdır.
Bütün bunların ortak bir mantığı vardır: Kazanç yukarıda toplanıyor, bedel aşağıya yayılıyor. Bu bir tercihtir. Biz o gerçeği ve o tercihi değiştireceğiz. Bu ülkenin zenginliğini onu üretenle paylaşacağız. Açık ve net söylüyorum, bu ülkenin zenginliğini 87 milyon insana eşit dağıtmanın peşindeyiz biz.
Biz İstanbul'da bunu yaptık. 1 milyon yakın anneye ücretsiz kart verirken, İstanbul'da ücretsiz dolaşabilirsin diye verirken o zihniyet, bana o seçimde şunu söyledi: "Sen kimin parasını kime veriyorsun?" Bürokratlarımız çıldırsın: "Sen kimin parası kime veriyorsun?" Aynı gün meydanda şu cevabı verdik: "Milletin parasını millete veriyorum, cancağızım."
Onun için hedefimiz bellidir: Gündüzleri işsiz gezilmeyen, geceleri aç yatılmayan bir Türkiye'dir hedefimiz. Yoksulluk yalnız cüzdanın boşalması değildir, çocuğunun istediği okula okuyamamaktır, hastalandığında sırayı beklemektir. Ev sahibi olmaya hayal edememektir. İşini kaybetmekten korktuğu için düşüncesini söyleyememektir. Haksızlığa uğradığında hakkını arayacak bir kapı kural bulamamaktır. Çünkü o kapı, o kapı yargı kapısıdır.
Yargıya inancın, güvenin yüzde 85'lere yakın güvensizliğin büyüdüğü ülkedeyiz. Devletin karşısında hakkına değil, tanıdığına güvenmek zorunda kalmaktır. Demokrasi yalnızca sandığın değil, sofranın da güvencesidir. Bu gün milleti tam da değiştirememe kıskacına sokmak isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız."
"Peki fon nerede? Hesaplarında"
İmamoğlu 500 bini aşkın yurttaşın birikimi üzerinden yapılan fon vurgununa dair şunları söyledi: "Bakın, 19 Mart darbesinin devamında beni yargıladıkları iddianameden daha ilk sayfadan okuyorum. 'Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için fon oluşturulması amacına matuf…' 'Fon' kelimesini çok seviyorlar. Ben hayatımda fonla ilgili bir işim olmadı, borsanın yolunu bilmem. Devletin olarak okulunu okudum ama yolunu bilmem. Daha ilk sayfada, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için fon oluşturulması amacına matuf. Sayfa 730, Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla kurulan yolsuzluk fonu sistem adlı yapıya aktarılmıştır. Ben hayatımda ne fon bilirim ne sistem diye bir şey konuşmadım. Sayfa 3290, sistem adı olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı adaylığı için kurulan fona. Fon! Ve bir itirafçının başkasından duyduğu sözlerle seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar paraya, fona ihtiyacımız var. Büyük bir bağ var bunu yazan ve yazdıranların fonla. Yolsuzluk fonu, seçim fonu, sistem. 4 bin sayfa boyunca bunu yazdılar. Peki fon nerede? Hesaplarında."
"Ailemin hesaplarını, şirketleri, yakınlarımızı aylardır didik didik ettiler. Zalimliğin tarifi yok. Eşleri, çocukları gözaltına aldılar, tutukladılar, arazileri kazdılar, evlerinin kapılarını kırdılar, kuyulara açtılar, buradaki her insanın çektiği zulmü ben biliyorum" diyen İmamoğlu şunları söyledi: "Tek bir kuruş bulamadılar, tek bir kuruş. Çünkü o fon yok, öyle bir şey hiç olmadı. Öyle bir şey yok. Yok. Bu yoldan geçenler, muhtemelen bu işi yapanlar ve yazdıranlar şöyle 'Ya biz yapmıştık, o yapmıştır.' Ya yok. Ben benzemiyorum, biz sana benzemiyoruz, böyle bir dünyamız ol-ma-dı. Ama gerçek bir fon varmış. Hepimizin gözünün önünde gördük. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Esas yolsuzluk fonunu kurup milletin parasını aynı dönemde çaldılar. Bize o operasyonları yaparken, milleti sabahları son dakikalara uyandırırken, milletin cebinden parayı öyle götürdüler ki millet farkında olamadı.
Bu daha bulduğumuz, onu söyleyeyim. Daha ne fonlar çıkacak. Bu ülke, bu millet bunu görecek. Bu ülke, bu millet bunları görecek. Milleti soyan, yarım milyon milletin birikimini yutan o fonlardı. Onların göz yumduğu, onların adamlarının yönettiği o fonlar. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Esas örgütü onlar kurdular."
"Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar"
19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende irili ufaklı kim varsa, hepsi bu yolsuzluk fonu düzeninin bir parçası olduğunu söyleyen İmamoğlu, "İddiayla söylüyorum. O 19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende, yazanın da yazdıranın da bu işin parçasındadır ve bu işin içindedir. Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar, benim üzerinden tasarlayıp yazmaya çalıştılar. Fonu onların düzeni kurdu, milleti onlar soydu. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Milleti soymak için örgüt kurdular. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Diplomasız olan da onlardı, beni diplomasızlıkla suçladılar. Aynaya baktılar, gördüklerini benim adıma iddianameye yazdılar" diye özetledi.
Ara sona erdi
Saat 11.55’te başlayan duruşmaya saat 14.00'te ara verildi. Aranın ardından 15:10'da başlayan duruşmada İmamoğlu savunma yapmaya devam ediyor.
"İki dosya önüme konuldu: Biri İBB dosyasıydı, öbürü kent uzlaşısı dosyası"
19 Mart sabahı, önüne 2 dosya konulduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Birisi yolsuzluk, İBB dosyasıydı, öbürü kent uzlaşısı dosyası. Tarihin en hukuksuz sürecini yürütenler, beni bir yandan bir avuç menfaatçi muhterisle tasarlanmış yargı eliyle hem itibarsızlaştırıp hem de İBB'ye kayyum atayacakları bir yöntem oluşturmak adına, kent uzlaşısı dosyasını uydurmuşlardı.
O dosya saçma sapan bir kurguydu ve iftira doluydu. Ayrıca o dosyaya baktığımda önce hukuki bir sorun görmedim. Bu memleketin çok eski bir sorusunu ve sorununu gördüm. Biz yan yana gelince neden bu kadar korkuyoruz birbirimizden ve kötü niyetli insanlar, buradan nasıl böylesi bir davayı bile çıkartabilecek seviyeye bu ülkenin insanlarını düşürebiliyordu? Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, muhafazakarıyla, sosyal demokratlarıyla, milliyetçisiyle insanların kimliğinden vazgeçmeden aynı yönetimde yer alması, nasıl bir suç şüphesine dönüşür? Burada suç olan nedir Allah aşkına?" dedi.
"Karadenizlisi var, Kürt’ü var, Alevi’si var, Sünni’si var, muhafazakarı var, seküleri var"
"Batıda yaşayan Kürtleri meclise sokmak!" diyen İmamoğlu, "İddianamede bu söylediğimden daha nezaketsiz, daha kaba ve daha hakaret içeren bir üslupla yazılmış bir cümle ve zeminini oraya bağlayan bir iddianame. Biz halbuki buna İstanbul'da İstanbul İttifakı dedik. DEM Partili arkadaşlar kent uzlaşısı dedi. İsimler başka ama çıktığı yer aynı. Bu memlekette birbirine benzeyen ya da hiç benzemeyen milyonlarca insan zaten birlikte yaşıyor. Benzemek zorunda da değil ama bu ülkenin yurttaşıdır, eşit yurttaşıdır, vatanseverdir ve bu ülke insanıdır, yurdum insanıdır. İstanbul, bana hem büyük bir sofra gibi gelmiştir. Karadenizlisi var, Kürt’ü var, Alevi’si var, Sünni’si var, muhafazakarı var, seküleri var, Ermeni’si, Rum’u, Musevi’si, Arap’ı, Roman’ı var. İnananı da var inanmayanı da. Kendini sağda gören de var solda gören de. Sofrayı kıymetli yapan önündeki yemek değildir, etrafında kimin oturduğudur" ifadelerini kullandı.
Kent uzlaşısını bir pazarlık gibi anlatanlar olduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Kim kaç belediye üyesi aldı, kim hangi ilçede kimi destekledi. Bakın; pazarlıkta insanlar masaya kendi payını büyütmek için oturur. Uzlaşıda ise masadan kalkınca da birlikte yaşayacağınızı bilirsiniz. Ertesi sabah komşusunuz. Öbür gün aynı belediyede meclis üyesisiniz. Toplumsal uzlaşı, yarını birlikte kurar. Ortak geleceği var eder ve güçlendirir." dedi.
Buradan bakışla, bugünkü hükümetin 2 yıldır gizemli ve muğlak tutumunun kurduğu çözüm sürecinin toplumdan uzak, demokratikleşmenin, hukuk üstünlüğünün ve özellikle evrensel normları korumanın çok uzağındaki seçim pazarlığı biçimine, koltuğu koruma anlayışının tam tersi samimi bir büyük uzlaşıyı temsil eden duruşudur bizim ortaya koyduğumuz kent uzlaşısı, İstanbul İttifakı.
Bir Kürt yurttaşın kapısını seçimden önce çalıp oyunu isteyeceksiniz, seçim bitince de "Sağ ol kardeşim, şimdi evine dönebilirsin, belediye meclisinde de biz konuşuruz" diyeceksiniz, öyle şey olmaz. Çoğulculuk benim demokrasiye bakışımın en temel dayanağıdır. Oyuna talipsin, kendine değil! Sandıkta yurttaş, mecliste sakıncalı! Bu hesabı benim aklım hiç almadı, almayacak. O insan, bu şehrin eşip yurttaşıysa, belediye meclisinde de olacak, komisyonda da olacak. Alınan kararda da payı olacak, bunun adına temsil dersiniz. Katılım dersiniz. Ben daha basit söylüyorum, insan kendisi hakkında alınan kararda söz sahibi olacak" dedi.
Süreç yorumu: Silahların susması barışın yalnız negatif tarafıdır
"Kent uzlaşısı barışa yerelden verilmiş bir katkıydı" diyen İmamoğlu şöyle konuştu: "Barışın ve huzurun yalnızca büyük masalarda değil, küçük masalarda da kurulabileceğini gösteriyordu. Ve bu katkı, 19 Mart sabahı bir suç dosyasına çevrildi. Bir yanda barış konuşuldu, öbür yanda barışın toplumsal zemini kelepçelendi, belediyelere kayyum atandı. Kalıcı barışın ilk şartı, yurttaşların kendi kaderine ortak olduğu cumhuriyetçi bir düzendir. Çünkü kavganın, savaşın bedelini ödeyecek olan, o toplumun kendisidir ve o bedeli ödeyecek halk karar verirse, savaşı kolay kolay seçmez, kesinlikle barışı seçer.
Şunu da bilmemiz gerekiyor: Silahların susması barışın yalnız negatif tarafıdır. Gereklidir ama yetersizdir. Barışın pozitif tarafı ise adaletin, eşitliğin, katılımın kurulmasıdır. Demokrasinin varlığıdır. Hukukun üstünlüğünün varlığıdır. İnsanların kimliği, yoksulluğu, dışlanmışlığı yüzünden ezilmediği bir düzendir. Ezilmişliğin sürdüğü yerde silahlar sussa bile barış tamamlanamaz ve ne yazık ki sıkıntıya girer."
"Soğuk, asık suratlı, milletten gizlenen bir süreç bu ülkeyi arzu ettiğimiz yere götüremez"
“Bir ülkede bu çapta bir çözüm süreci nasıl yürütülür?" diye soran İmamoğlu, "Yalnız iktidarın ve silahlı terör örgütünün taraf olduğu bir süreç olarak mı? Hayır. Demokrasilerde iktidarlar değişir, bir barış süreci ana muhalefetin de içinde olduğu bir süreç olmak zorundadır, bütün muhalefetin katılımıyla yürütülür. Yoksa iktidar değişikliğinde görüş ayrılıkları var diye sahipsiz kılınacak bir biçime dönüşebilme riskiyle karşı karşıya kalır.
İşte bu süreçte sırf siyasi saiklerle, kendi siyasi hedefini korumak adına, ana muhalefet dışarıda tutulmak istendi. Bizimle iletişim kuran herkes tehlikeli ilan edildi. İşte tam da bu dava öyle bir davadır. Milletin umutla açtığı bu kapı, butlan davalarıyla, kayyumlarla, tutuklamalarla, İBB gibi operasyonlarla sekteye uğratıldı, zorlandı. En önemli yasal adımında ise milletvekillerine metni göndermeden imza attırıldı. Soğuk, asık suratlı, milletten gizlenen bir süreç bu ülkeyi arzu ettiğimiz yere götüremez. Konuşmadan, paylaşmadan, bu milletin her ferdinin duygusunu hissetmeden kurulan bir barış ortamı öksüz kalır.
Terörün tasfiyesinin devamı demokratik çözümdür. Kürt meselesi yalnız bir güvenlik meselesi değildir. Demokrasi bakımından bir haktır ve özgürlüktür. Ekonomik bakımdan ise kalkınmadan adil pay alma meselesidir. Doğu ile Batı arasında, memleketin her köşesindeki gelir uçurumunu kapatmadan, Kürt yurttaşın veya hiçbir vatandaşın yoksulluğu bir kader olmaktan çıkarılmadan, toplumsal barış yarım kalır. İfade özgürlüğü, siyaset ve örgütlenme özgürlüğü, kayyum uygulamasının bitmesi, güçlü bir yerel demokrasi, güçlü bir meclis, Kürtçenin öğretilmesi, öğrenilmesi, kültürlerin ve tarihin aynı şekilde kamusal hayatta yer alması, ülkenin her bölgesinde kalkınmada ve fırsatlarda eşitliğin, barışın ve huzurun tesisinin en önemli ihtiyaçlarıdır" ifadelerini kullandı.
"Bu ülkede son on yılda, iki cumhurbaşkanı adayı hapiste"
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın cezaevinde olmasına da değinen Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bazen düşünüyorum. Görüyorum ki bu ülkede son on yılda, iki cumhurbaşkanı adayı hapiste. Belediyeler kayyımla yönetiliyor. Tek bir adım geri atılmıyor. Biri Edirne'de biri Silivri'de ve bu ülkede sözüm ona birileri, kendi nobran ve narsist duruşlarıyla, bu coğrafyada barışı tesis edeceğiz anlayışını ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu ülkede, özgürlüğü ve hürriyeti ve özellikle rakiplerini hapseden anlayışın sona erdiği bir ortamda barış ve huzur tesis olunacaktır. Selahattin Demirtaş'ı kurduğu sofrayı büyüterek gerçekleştirdiği anlayışla Edirne'de tutsak tutmaya çalışan zihniyetin, bu ülkeye barışı getirme şansı yoktur. Bu milletin barışacağı, huzur içinde olacağı günleri bu milletin kendi inisiyatifi sağlayacaktır. Siyasi ısmarlamalarla sandık hesapları, hesaplamalarıyla, o iş üzerinden sandık üzerinden pazarlıklarla bu sürece bakanlara Allah akıl versin. O akıldan bir şey çıkmaz."
İmamoğlu saat 17:35 itibariyle savunmasına yarın devam etmek üzere ara verdi. Cuma öğlene kadar da tam anlamıyla toparlayacağını söyledi. İmamoğlu salondan ayrılırken basın mensuplarına, "Bu zor günleri aşacağız. Bu büyük bir gasptır, allah hepinizi korusun" şeklinde seslendi.
Halk TV'ye kayyım atanması protesto edildi: "Özgür basın susturulamaz"
İmamoğlu'nun savunmasını Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de Silivri Cezaevi kampüsündeki duruşma salonundan takip etmek üzere salona geldi.
Özel, salona "Özgür Türkiye, özgür İstanbul", "Özgür başkan, özgür Türkiye" sloganları eşliğinde girdi. Salonda Halk TV'ye kayyım atanması da protesto edildi. Aileler, tutuklu yakınları ve izleyiceler "Halk TV'ye özgürlük", "Özgür basın susturulamaz" sloganlarıyla karara tepki gösterdi.
Özel'in yanı sıra Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Yeni Parti Milletvekili Bülent Tezcan, Dilek Kaya İmamoğlu, İmamoğlu'nun annesi Havva İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu, Emek Partisi Genel Başkan Yardmcısı Levent Tüzel, Şair Yazar Sunay Akın, Orhan Kemal'in oğlu yazar Işık Öğütçü, Sanatçı İlyas Salman ve daha pek çok siyasi, sanatçı ve gazeteci salonda yerini aldı.
Fotoğraf: Evrensel
Özel dün Meclis grup toplantısında duruşmaya çağrı yapmış ve "Demokrasiye ve adalete inanan herkesi, tarafsız bir gözle adil yargılanma hakkını savunmak için, İmamoğlu davasına gelebiliyorsa gelmeye, gelemeyenleri dinlemeye davet ediyorum. Ak Toroslar çetesinin talimatı ne olursa olsun, mahkemeyi yönetecek hakimin, heyetin kararı ne olursa olsun İmamoğlu'nun ihtiyacı olan şey milletin vicdanında yargılanıp milletin vicdanında aklanmaktır" demişti.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay için dayanışma
Halk TV'ye kayyım atanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını her gün Silivri'de takip eden Halk TV muhabiri Gamze Altunay için dayanışma mesajı verildi. Davayı takip edemeyen Altunay'ın boş kalan masasına duruşmayı yerinde takip eden gazeteci meslektaşları, Halk TV logosu açık olan bir cep telefonu yerleştirdi.

4 gün sürmesi bekleniyor
Mahkeme Başkanı, önceki duruşmada Ekrem İmamoğlu’na çarşamba günü söz verileceğini açıklamıştı. Dün ise İmamoğlu ve avukatlarının, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabileceği açıklandı. Ara kararın açıklanacağı gün, Ekrem İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarını ne zaman tamamlayacağına göre belirlenecek.
İlk celsede temmuz ayındaki son duruşmada, İmamoğlu'na kısıtlı süre tanınmış ve savunma hakkını engellemişti. Bunun üzerine İmamoğlu ile mahkeme başkanı tartışmış ve zapta "Susma hakkını kullandı" yazılmıştı.
İmamoğlu, ikinci celse başlarken 18 Ağustos oturumunda mahkeme başkanına "Ben susma hakkımı kullanmadım. 'Susma hakkını kullandı' kavramı tamamen uydurma bir kavramdır. Feragat diye bir kelimeyi de kabul etmiyorum" demişti.
İmamoğlu'nun savunmasını içeren kitabı da yasaklanmış ve matbaa basılarak toplatılmıştı.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et