Suudilerin Yemen hesabı tutacak mı?
Arap basınındaki yorumlar, Riyad yönetiminin, Mekke İttifakı ülkelerini Yemen’deki savaşın daha doğrudan bir parçası haline getirmeye, Sudan ve Suriye’den paralı asker temin ederek cephedeki askeri gücünü takviye etmeye yöneldiğine dikkat çekiyor.
Fotoğraf: Husiler
Yusuf Ertaş
Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri operasyonlar ve Ensarullah güçlerinin (Husiler) Babülmendeb Boğazı çevresindeki ilerleyişi, Arap basınının öne çıkan gündem maddeleri arasında yer alıyor. Aksa Tufanı’nın üçüncü yıl dönümü vesilesiyle operasyonun bölgesel ve uluslararası yansımaları yeniden tartışmaya açılırken, ABD’nin İran’a yönelik olası askeri adımları da gündemdeki yerini koruyor.
Yemen Cephesi: Suudi Arabistan’ın askeri çıkmazı
Geçtiğimiz temmuz ayında Suudi Arabistan’ın Ensarullah kontrolündeki Sana Uluslararası Havalimanına düzenlediği saldırının ardından tırmanan gerilim, Ensarullah’ın stratejik öneme sahip Babülmendeb Boğazı çevresinde kontrol alanlarını genişletmesiyle yeni bir aşamaya taşındı.
Suudi Arabistan destekli Başkanlık Konseyi güçleri, 5 Ekim 2026’da “Yemen Şafağı” adıyla geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun temel hedefleri; Ensarullah kontrolündeki bölgeleri geri almak, Babülmendeb hattının güvenliğini sağlamak ve başkent Sana’ya kadar uzanan geniş coğrafyada kontrolü yeniden ele geçirmek olarak açıklandı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun sözcüsü Türki el-Maliki, operasyon kapsamında 100 savaş uçağının görev yaptığını duyurdu.
Ancak büyük beklentilerle duyurulan bu hamlenin de Esarullah’ı geriletmeye yetmediği görülüyor. Sahadaki askeri kilitlenme karşısında Riyad yönetiminin, Mekke Savunma İttifakı ülkelerini Yemen’deki savaşın daha doğrudan bir parçası haline getirmeye, Sudan ve Suriye’den paralı asker temin ederek cephedeki askeri gücünü takviye etmeye yöneldiği görülüyor. Bu arayış, Suudi Arabistan’ın sahip olduğu geniş askeri ve mali imkanlara rağmen Yemen’de hedeflerine ulaşmakta zorlandığını ve savaşın yükünü başka ülkelere yaymaya çalıştığını gösteriyor.
Colani ziyaretinin perde arkası
Bu bağlamda, Suriye’deki Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) Yönetiminin Lideri Ebu Muhammed Colani’nin (Ahmed Şara) 6 Ekim’de Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Suriye’den Yemen’e asker gönderilmesi planlarıyla doğrudan bağlantılı olduğu öne sürülüyor. Görüşmede bin Selman’ın Colani’den 10 bin veya 20 asker talep ettiği öne sürüldü. Bu konuda, Uygur ve Özbek kökenli yabancı savaşçıların da yer aldığı Suriye ordusuna bağlı 84. Tümenin adı sıkça telaffuz ediliyor. Tümenin, çoğunluğunu yabancı cihatçı savaşçıların oluşturması öngörülen 30 bin kişilik bir güce ulaştırılmasının hedeflendiği belirtiliyor. Suriye’nin ihtiyaç duyduğu yatırımlar, yeniden imar çalışmaları, ekonomik yardımlar ve siyasi ilişkiler, Suudi Arabistan’ın Şam yönetimini kendi bölgesel öncelikleri doğrultusunda hareket etmeye yönlendirmek için kullanabileceği önemli kozlar olarak görülüyor.
Ziyaretin; Yemen’e yönelik Suudi-Amerikan saldırılarının tırmandığı ve Riyad’ın kolektif caydırıcılık mekanizmalarını devreye sokarak krallık topraklarına ek askeri güç konuşlandırmaya çalıştığı kritik bir döneme denk gelmesi dikkat çekiyor.
Saha durumu ve milyonluk gösteriler
Yemen’in başkenti Sana başta olmak üzere Ensarullah kontrolündeki kentlerde, “Filistin’e destekte ısrar ve Suudi Arabistan’ın saldırganlığına, kuşatmasına ve iftiralarına karşı seferberlik” sloganıyla kitlesel gösteriler düzenlendi. Aksa Tufanı Operasyonu’nun üçüncü yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen bu eylemlerde halk, Suudi kuşatmasına karşı seferberliğe çağrıldı.
Suudi savaş uçaklarının gösteriler öncesinde Sana ve çevre vilayetlerde düzenlediği hava saldırılarına rağmen meydanları dolduran Yemenliler saldırıların durdurulması, ülke egemenliğinin korunması ve Filistin davasına verilen desteğin kararlılıkla sürdürülmesi mesajını verdi. Bu arada Ensarullah’a bağlı Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Tuğgeneral Yahya Seri, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın operasyonların başlangıcından bu yana ülkeye toplam 1934 hava ve füze saldırısı gerçekleştirdiğini belirtti.
Uluslararası bir deprem: 7 Ekim
Üçüncü yılını geride bırakan Aksa Tufanı Operasyonu’na ilişkin değerlendirmeler de Arap basınında geçtiğimiz hafta geniş yer aldı. Filistin merkezli Felesteen Gazetesi Yazarı Dr. Alâ Ebu Âmir, 7 Ekim’i “Gelip geçici bir askeri çatışma değil, angajman kurallarını altüst eden; Filistin meselesini geçici ateşkesler ve karşılıksız normalleşme adımlarıyla sümen altı etme çabalarına rağmen konuyu yeniden küresel gündemin zirvesine taşıyan siyasi bir sarsıntı” olarak nitelendirdi.
Lübnan merkezli El-Hanadik Yazarı Muhammed El-Eyyubi ise operasyonun boyutlarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Gazze’den başlayan süreç, yalnızca bir askeri hamle değil; bölgesel ve uluslararası öncelikleri yeniden şekillendiren güvenlik odaklı bir depremdi. Çatışma, dar bir coğrafyaya sıkışmış Filistin-İsrail gerilimi olmaktan çıkarak Gazze’den Güney Lübnan’a, Kızıldeniz’den Babülmendeb Boğazı’na ve Körfez’den Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan çok cepheli bir savaşa dönüştü.”
ABD ve İsrail’in İran’a saldırı hazırlığı iddiaları
ABD’nin İran’a yönelik geniş kapsamlı bir saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair iddialar gündemden düşmüyor. Rai El Youm Başyazarı Abdulbari Atwan, bölgedeki son askeri hareketliliği değerlendirdiği yazısında, “İsrail işgali altındaki topraklara 3 bin ilave Amerikan askerinin sevk edilmesi, bölgeye gelişmiş bombardıman/savaş uçakları ile hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve İsrail ordusunda olağanüstü hal ilan edilmesi, İran’a yönelik ortak bir ABD-İsrail saldırısının giderek yaklaştığına işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
İranlı yetkililer, ABD’nin yeni bir saldırı planladığının farkında olduklarını ve böyle bir olasılığa karşı gerekli önlemleri aldıklarını belirtiyor. İran Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığına bağlı Hatemü’l-Enbiya Merkez Karargahı, 20 Eylül’de yaptığı resmi açıklamada, ABD’nin saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını duyurarak olası bir saldırıya karşılık verileceği uyarısında bulunmuştu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin hem diplomasiye hem de yeniden başlayabilecek bir savaşa hazır olduğunu açıkladı. Öte yandan, gözlemciler ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırıyı 3 Kasım’daki ara seçimlerden önce başlatmayacağı görüşünde birleşiyor. Trump’ın sarf ettiği sözlere ne ölçüde güvenilebileceği tartışmalı olsa da 8 Ekim’de yaptığı ve seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını belirttiği açıklama, bu değerlendirmeyi güçlendiriyor.
Suudi Arabistan’ın Yemen hesabı yanlış
Enes el-Kadi
El Ahbar El Yemeni/Yemen
Suudi Arabistan’ın Yemen’e ilişkin değerlendirmeleri yetersizdir. Riyad, daha fazla uluslararası ittifak kurmanın, Suriye ve Sudan’dan paralı askerler getirmenin ya da hava saldırılarını yoğunlaştırmanın krizin özünü değiştirebileceğini ve çözüme ulaşılmasını sağlayabileceğini düşünüyor. Ardından Pekin’e giderek Tahran’a baskı yapmasını istiyor; Tahran’ın da Sana’ya baskı uygulayarak bombardımanları durdurmasını bekliyor. Böylece uzun bir uluslararası diplomasi turuna çıkıyor. Oysa Yemen’in ulusal heyeti, Umman’ın başkenti Maskat’ta, Suudi Arabistan’a çok yakın bir yerde bulunuyor. Doğrudan müzakereye dönmek ve barış sürecini yeniden başlatmak mümkün.
Suudi Arabistan hava trafiğinin yeniden başlamasını istiyorsa Sana Havalimanı üzerindeki tahakkümüne son vermelidir. Petrol ihracatının yeniden başlamasını istiyorsa Hudeyde Limanına yönelik ablukayı kaldırmalıdır. Yemen’le gerçek bir barış istiyorsa askerlerini Yemen topraklarından çekmelidir. İki ülke arasındaki normal ilişkilerin yeniden kurulmasını ve meşru çıkarların güvence altına alınmasını istiyorsa tazminatları, yeniden imarı ve karşılıklı çıkarlara ve egemenliğe saygıya dayalı istikrarlı bir ilişki düzenini de kapsayan kapsamlı bir çözümün önünü açmalıdır.
Suudi Arabistan’ın sorunu Yemen’in dışında değil, Yemen’de çözülür. Ne Türkiye ne Pakistan ne Suriyeli savaşçılar ne de el-Alimi ve diğer paralı askerler Riyad’a kalıcı bir çözüm sunabilir. Çünkü sorunun özü, Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki doğrudan siyasi ve askeri anlaşmazlıktır. Ara bulucuların, ittifakların ve cephelerin sayısı arttıkça maliyet yükselir, çözüm de gecikir. Oysa çözüm süreci, Pekin’de, Ankara’da veya İslamabad’da aranmadan önce Maskat’ta başlatılabilir.
Bin Selman, Suriye’yi Yemen’e saldırıya mı sürüklemek istiyor?
El Henadik
Lübnan
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın (Colani), 6 Ekim 2026’da Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a gerçekleştirdiği ziyareti hem zamanlamasını hem de gerçekleştiği bölgesel koşulları dikkate almadan değerlendirmek mümkün değildir. Her ne kadar Suriye Cumhurbaşkanlığının resmi açıklamasında ziyaret, ikili ilişkilerin yanı sıra ekonomik ve yatırım alanlarındaki iş birliğinin ele alınması ve bölgesel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulması çerçevesinde sunulmuş olsa da, ziyaretin, Yemen’e yönelik Suudi-Amerikan saldırılarının tırmandığı ve Riyad yönetiminin kolektif caydırıcılık mekanizmalarını devreye sokarak krallık topraklarına askeri güç konuşlandırmaya çalıştığı bir döneme denk gelmesi dikkat çekicidir. Bu girişimler, başka bölge ülkelerini de Suudi Arabistan’ın içine düştüğü bu anlamsız savaşın bataklığına sürükleme çabası olarak değerlendirilebilir.
Yemen’de savaş savaşı doğuruyor
Muvaffak Mahadin
El Mayadin/Lübnan
ABD’nin, Babülmendeb Boğazı’nın el değiştirmesine veya kaybedilmesine ve Hürmüz Boğazı’ndakine benzer yeni bir krizin yaşanmasına izin vermeyeceğine ilişkin açıklamalarının ardından, petrol zengini gerici rejimler ve bunların yerel uzantıları, ABD’nin desteğiyle Ensarullah’ı ve Sana’daki hükümet güçlerini kuşatmak amacıyla büyük kuvvetler toplamaya başladı. Bu süreç, Mekke’nin hedef alındığına ilişkin açıkça asılsız suçlamaların yürütüldüğü bir kampanyayla eş zamanlı ilerledi.
Ensarullah ise milyonların katıldığı halk gösterileriyle Yemen halkının kendilerine verdiği desteği ortaya koydu. Bunun yanı sıra geniş çaplı bir askeri harekat başlatarak tam birliklerin teçhizatını ele geçirdi. Babülmendeb Boğazı da doğrudan ateş menzillerine girdi; hatta Kızıldeniz’in tamamı bu kapsamda değerlendirilir hale geldi. Ensarullah’ın füzeleri, petrol zengini gerici rejimlerin Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarına alternatif olarak güvendikleri kara güzergahlarına kadar ulaştı.
İran’a karşı büyük savaşa hazırlık mı?
Abdülbari Atvan
Rai El Youm
ABD yönetimindeki karar alıcılara yakınlığıyla bilinen New York Times gazetesinin, Başkan Donald Trump’ın halihazırda tırmanmakta olan Yemen savaşında Suudi Arabistan ve müttefiklerine destek olmak amacıyla askeri ve istihbarat müdahalesine yeşil ışık yaktığını doğrulaması -eğer bu haber doğruysa ve sahadaki gelişmelere bakılırsa doğru görünüyor- İran ile ABD arasındaki kapsamlı askeri çatışmayı hızlandırabilir.
Bu ihtimali güçlendiren gelişmelerden biri, sözde Yemen “meşru hükümet güçlerinin” batı kıyısında ilerleme kaydettiği ve ABD’nin istihbarat uydularının yardımıyla, Babülmendeb Boğazı’na hakim olan stratejik konumdaki Meyyun Adası ile Hudeyde yakınlarındaki Moha Limanı gibi bazı bölgeleri yeniden ele geçirdiğine dair haberlerin art arda gelmesidir.
Husiler olarak da bilinen Ensarullah hareketi bu haberleri yalanladı. Ancak ABD’nin bu savaşta Suudi Arabistan’a verdiği destek artık somut bir hal almış durumda. Özellikle ABD yönetiminin, iki tarafı bağlayan bir ABD-Suudi ortak savunma anlaşmasının bulunduğunu açıklamasının ve ABD Merkez Komutanlığının üst düzey askeri yönetiminin bu anlaşma uyarınca Yemen savaşında Suudi tarafını desteklemek üzere müdahale edeceğini duyurmasının ardından bu destek daha da belirginleşti.
Burada güçlü biçimde gündeme gelen soru şu: ABD’nin Suudi Arabistan tarafından desteklenen Yemen birliklerine verdiği bu destek, Babülmendeb Boğazı’nın açılmasını güvence altına alarak boğazı Suudi-Amerikan ittifakının denetimine sokmanın, ardından da asıl büyük savaşa, yani Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmeye ve belki de İran’ın askeri kapasitesini yok etmeye yönelik bir hazırlık mı? Böyle bir durumda İran’ın vereceği karşılık ne olacaktır?
ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşta önceliklerinin değişerek yeniden İran’ın nükleer dosyasına dönmesi dikkat çekicidir. Buna göre İran’ın uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurması, 500 kilogramdan fazla yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin bütün nükleer zenginleştirme tesislerinde denetim ve teftiş yapmasına derhal izin vermesi istenmektedir. Oysa İran, nükleer tesislerinin denetime açılmasını ve nükleer programı konusunda müzakere yürütülmesini sürekli olarak reddetmektedir.
İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ABD Başkanı Donald Trump’ın mevcut durumunu şu çarpıcı ifadeyle özetledi: “Trump artık ne savaşabilecek ne de müzakere edebilecek durumda olduğu bir bataklığa saplanmış bulunuyor.”
Trump ve Benyamin Netanyahu yaklaşık üç hafta sonra kaderlerini belirleyecek seçimlerle karşı karşıya. Bu seçimleri kazanmak iktidarda kalmak, kaybetmek ise iktidardan aşağılayıcı bir biçimde uzaklaştırılmak, mahkemelerin karşısına çıkmak ve belki de hayatlarının geri kalanını parmaklıklar ardında geçirmek anlamına geliyor.
İsrail işgali altındaki topraklara 3 bin ilave Amerikan askerinin sevk edilmesi, bölgeye gelişmiş bombardıman/savaş uçakları ile hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve İsrail ordusunda olağanüstü hal ilan edilmesi, İran’a yönelik ortak bir ABD-İsrail saldırısının giderek yaklaştığına işaret ediyor. Özellikle Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için yedi maddeden oluşan barışçıl diplomatik girişimi reddederek müzakere kapısını kapatmasının ardından bu ihtimal daha da güçleniyor.
Kesin olan şu ki İran yönetimi, ABD ve İsrail’in askeri çözüm yönündeki eğiliminin tamamen farkında ve buna karşı iyi hazırlanmış durumda. Bu hazırlık; üç uçak gemisi ile Arap Denizi, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’de bulunan 20’den fazla Amerikan savaş gemisini vurmayı, bu hedefe ulaşabilmek için füzelerinin menzilini 1000 kilometreden fazla artırmayı, füze saldırılarında verilecek kayıpları göze almayı ve aralarında savaşmak üzere eğitilmiş kadın birliklerinin de bulunduğu 33 milyondan fazla gönüllü savaşçı örgütlemeyi kapsıyor.
Önümüzdeki üç hafta, yalnızca Batı Asya’nın (Ortadoğu’nun) sınırlarının ve bölgedeki güç merkezlerinin yeniden çizilmesi açısından değil, belki de bütün dünyanın yeniden şekillenmesi bakımından belirleyici olabilir.
Bölgesel ve uluslararası öncelikleri yeniden şekillendiren bir deprem
Dr. Muhammed El-Eyyubi
El Hanadik / Lübnan
7 Ekim’in üzerinden üç yıl geçtikten sonra artık o gün ne yaşandığı sorusu değil, o günün hangi süreçlerin önünü açtığı sorusu önem kazanıyor. Gazze’den başlayan operasyon, yalnızca askeri bir saldırı değil, bölgesel ve uluslararası öncelikleri yeniden şekillendiren siyasi ve güvenlik odaklı bir depremdi. Çatışma, dar bir coğrafyayla sınırlı Filistin-İsrail çatışması olmaktan çıkarak Gazze’den Güney Lübnan’a, Kızıldeniz’den Babülmendeb Boğazı’na, Körfez’den Hürmüz Boğazı’na uzanan, birden fazla cephede yürütülen bir çatışmaya dönüştü. Bu dönüşüm tek bir kararın sonucu değil; kuşatma, yerleşim politikaları, baskınlar ve çözüm ufkunun daralmasının birikimiyle, etkin güçlerin doğasındaki yapısal değişimlerin ürünüydü.
…
Yaşananlar bir yıpratma savaşına dönüşüme işaret ediyor. İsrail direnişi sona erdirmek, direniş ise Filistin davasını canlı tutmak istiyor. Washington çatışmayı kontrol altına almaya, İran ise baskı alanını genişletmeye çalışıyor. Her taraf kendi denklemini dayatmak istiyor, ancak hiçbiri bunu bütünüyle gerçekleştirebilecek durumda değil.
Buradan hareketle 7 Ekim’in yalnızca çatışmanın coğrafyasını değil, oyunun kurallarını da değiştirdiği söylenebilir. Gazze’yi Lübnan’dan, Lübnan’ı Yemen’den, Yemen’i de Körfez’den ayrı düşünmek artık mümkün değil. Gazze’deki her tırmanış Kızıldeniz’de gerilime, Lübnan’a yönelik her saldırı ise Irak’tan ya da Yemen’den gelecek bir karşılığa yol açabiliyor. “Cephelerin birliği” sahada işte böyle işliyor. Bu, yalnızca ideolojik bir birlik değil; coğrafyanın, silahların ve deniz geçişlerinin dayattığı jeopolitik bir bütünlüktür.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et