Kamu sendikalarında baraj tartışması ne anlama geliyor?
Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in istediği yüzde 5’lik sendikal baraj, küçük ve bağımsız sendikaların örgütlenmesini zorlaştıracak, kamu emekçilerini büyük sendikalara yönelmeye zorlayacak.
Fotoğraf: ANKA
Murat Uysal
[email protected]
Kamu Personeli Danışma Kurulu (KPDK), kamu emekçilerinin çalışma ve özlük haklarının, sorunlarının ve taleplerinin görüşülmesi gereken bir kurul. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan başkanlığında yapılan son toplantının ardından yine kamu emekçilerinin taleplerinden çok sendikaların üye sayıları ve sendikal baraj tartışması öne çıktı.
Toplantıya Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve Birleşik Kamu-İş konfederasyonları ile 11 hizmet kolunda yetkili sendikalar ve ilgili kamu kurumlarının temsilcileri katıldı. Toplantıda Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in memur sendikalarına yönelik bir baraj uygulanmasını istediği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da bu talebe sıcak baktığı öğrenildi.
Bu tartışma yeni değil. Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen, toplu sözleşme dönemlerinin ara süreçlerinde benzer düzenlemeleri farklı biçimlerde gündeme getirdi. 2022 ve 2024’te de sendikaların üye sayılarına göre toplu sözleşme süreçlerindeki konumlarını ve devlet tarafından yapılan ödemeleri değiştirecek düzenlemeler tartışıldı. Bu kez ise doğrudan sendikal baraj tartışılıyor.
Peki, neden?
Dün karşı çıkılan baraj bugün neden isteniyor?
Bugün yüzde 5 olarak yeniden gündeme geldiği belirtilen barajın Türkiye’de geçmişi var. 2002-2004 yılları arasında yüzde 5’lik sendikal baraj uygulanmış, daha sonra kaldırılmıştı. O yıllarda Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen bugünkü üye sayılarına ve örgütsel gücüne sahip değildi. Barajın kaldırılması, bugün kamu sendikacılığında en büyük iki konfederasyon arasında yer alan bu yapıların büyümesinin de önünü açan gelişmelerden biri oldu. Bugün ise aynı konfederasyonlar daha küçük sendikalar için baraj istiyor.
Türkiye Kamu-Sen’in Toplu Sözleşmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Büro-Sen Genel Başkanı Türkeş Güney’in açıklaması, baraj talebinin hangi gerekçeyle savunulduğunu gösteriyor. Güney, çok sayıda ve parçalı sendikal yapının kamu emekçisine fayda sağlamadığını belirterek “zayıf, güçsüz ve parçalı” sendikalar yerine “büyük, güçlü, kurumsal ve ilkeli” sendikacılık anlayışını savunuyor.
“Bizim mücadelemiz sendika sayısını artırmak değil, memurun hakkını artırmaktır” diyor.
Burada, Güney’in “güçten” kastının ne olduğunu sormak gerekiyor. Tek olmak? Pürüzlerin ortadan kalkması? Daha rahat sözleşme süreçleri? Belki de hepsi… Baraj tartışmasını bunlarla beraber okumak işimizi kolaylaştıracaktır.
Zaten bir baraj var
KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz’a göre kamu emekçileri açısından bugün zaten fiilen uygulanan bir baraj bulunuyor.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu uyarınca en fazla üyeye sahip sendika yetkili sendika olarak toplu sözleşme masasına otururken, ikinci ve üçüncü sıradaki sendikalar gözlemci statüsünde bulunuyor. Yani sendikaların toplu sözleşme sürecindeki ağırlığı, daha en başından üye sayıları üzerinden belirleniyor.
Yılmaz, yıllardır toplu sözleşmelerin büyük bölümünü Memur-Sen’in imzaladığını, buna rağmen Memur-Sen’in gözlemci sendikaların masada bulunmasından dahi rahatsızlık duyduğu dönemler olduğunu hatırlatıyor.
Bu nedenle Yılmaz’a göre bugün tartışılan yeni baraj, kamu emekçilerinin daha güçlü örgütlenmesiyle ilgili değil. Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in kendi güçlerini koruyup artırma arayışıyla ilgili.
Yılmaz ayrıca kamu emekçileri açısından çok daha temel bir soruna şöyle dikkat çekiyor: “Grev hakkının bulunmadığı bir sendikal sistemde, mevcut hakları genişletmek yerine sendikal alanı daha da daraltacak düzenlemeler savunuluyor”
Dolayısıyla “güçlü sendikacılık” gerekçesiyle ortaya atılan barajın, sendikaların mücadele kapasitesini mi yoksa belirli sendikalara daha da dikensiz gül bahçesi sunacağı mı sorusu ortada duruyor.
‘Parçalı yapı’ neden ortaya çıkıyor?
Baraj talebinin temel gerekçelerinden biri de kamu sendikalarının çok parçalı hale gelmesi. Fakat parçalı yapının kendisi kadar, neden parçalandığı da tartışılmalı.
KESK Genel Sekreteri Yılmaz bu noktada, “Kamu emekçileri neden mevcut konfederasyonlardan ayrılıp bağımsız ya da meslek sendikaları kuruyor? Bu sorunun cevabı yalnızca ‘Sendikalar fazla bölündü’ denilerek verilemez. Kamu emekçileri kendi sendikalarının sorunlarına çözüm üretmediğini, hak kayıplarını önlemediğini düşündüğünde başka örgütlenme arayışlarına yönelebiliyor. Dolayısıyla bağımsız sendikaların ortaya çıkmasını yalnızca parçalanma olarak görmek, bu yapıların hangi itirazların sonucunda ortaya çıktığını da görünmez hale getiriyor” diyor.
ASİM-SEN Genel Başkanı Özgür Karaca da baraj tartışmasının özellikle sözleşme dönemleri öncesinde yeniden gündeme gelmesine dikkat çekiyor. Karaca, bağımsız sendikaların hukuki ve sendikal mücadele yürüttüğünü, güçlü bir mücadele gündemi oluştuğunda tartışmanın yeniden baraja çekildiğini savunuyor.
Baraj belki doğrudan kapatmak değil ama…
Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım ise baraj tartışmasının doğrudan sendikaların ekonomik varlığıyla bağlantısına dikkat çekiyor.
Yıldırım, devlet tarafından üye sayılarına göre sendikalara yapılan ödemelerin belirli bir barajın altında kalan sendikalara verilmemesinin, bu sendikaları doğrudan kapatmasa bile ekonomik açıdan zor durumda bırakacağını söylüyor. Aynı şekilde baraj altında kalan sendikaya üye kamu emekçisinin de sendikalı memurlara yapılan ödemeden yararlanamamasının, emekçiyi barajı aşan sendikaya yönelteceğini belirtiyor.
“Sendika üyeliği böyle zorla olmaz” diyen Yıldırım, sendikaların üye kazanmasının yolunun emekçinin sorunlarına çözüm üretmek ve mücadele etmek olduğunu vurguluyor.
BASK Genel Başkanı Alper Öğretici de barajın özellikle ekonomik açıdan zorlanan sendikaların örgütlenme faaliyetlerini güçleştireceğini belirtiyor. Öğretici, bugün baraj tartışması yürüten konfederasyonların sendika üyeliği ve istifasının e-Devlet üzerinden kolaylaştırılmasının dahi önüne geçtiğini, bundan çekindiklerini anlatıyor. Öğretici, “Bir sözleşme dönemine bakar binlerce üye kaybedeceklerini onlar da biliyorlar. Hâlâ sendika üyeliği ve istifası çalıştığın yerdeki amirine vereceğin dilekçeyle gerçekleştirilebiliyor. Memur da bu işi böyle bir dilekçeyle yapmaktan yani fişlenmekten çekiniyor” diyor.
"Sınıf sendikacılığı anlayışına sahip çıkılmalıdır"
Sendikal alanda zaten mevcut yasalar, toplu sözleşme düzeni ve iş yerlerindeki güç ilişkileri nedeniyle ciddi biçimde sınırlandırılıyor, yeni bir baraj hatta barajın tartışılması bile bu alanı daha da daraltıyor.
EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan da tartışmanın yalnızca sendikaların üye sayıları üzerinden yürütülemeyeceğini belirtiyor. Bayhan, sendika kurma hakkının bir baraja bağlanmasının, hele bunun bir sendikacı tarafından savunulmasının sendikal hak ve özgürlükler açısından kabul edilemeyeceğini söylüyor.
Bayhan’a göre burada ortaya çıkan anlayış, sendikaları emekçilerin mücadele örgütleri olmaktan çıkarıp belirli yapıların kendi denetiminde tuttuğu kurumlara dönüştürme riski taşıyor. Sendikacılığın bir meslek, sendikaların da bir “ekmek kapısı” olarak görülmesine karşı çıkan Bayhan, bu yaklaşımın bürokratik sendikacılığı emekçilere sendikacılık olarak sunmak anlamına geldiğini ifade ediyor.
Bayhan, sendikal hakların bugünkü hale gelmesinin de kendiliğinden olmadığını hatırlatıyor. İşçi sınıfının ve emekçilerin yüzlerce yıllık mücadelesiyle elde edilen sendika kurma, örgütlenme, toplu sözleşme ve grev haklarının, bugün yeniden çeşitli sınırlamalarla karşı karşıya bırakılmaması gerektiğini savunuyor.
Bu nedenle sendikalar ve toplu sözleşme hakkının önündeki her türlü barajın kaldırılmasından yana olduklarını belirten Bayhan, EMEP olarak bu konuda özel bir kampanya yürüttüklerini ve on binlerce işçinin imzasıyla Meclise kanun teklifi sunduklarını hatırlatıyor.
Bayhan bu doğrultuda, “Sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu tarihin bize öğrettiği tek doğru anlayış sınıf sendikacılığı anlayışıdır. Bütün işçileri ve işçi sınıfının önemli bir parçası olan kamu emekçilerini bu anlayışa sahip çıkmaya ve sendikalarını bu temelde değiştirip mücadeleyi birleştirmeye çağırıyoruz. Aksi her türlü anlayışın ve pratiğin yolu sermayenin kapısına çıkar. Başka yere değil” diyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et