Fransa’da gençlik ayakta: Biriken öfke yeni bir aşamaya geldi
Fransa'daki son gençlik hareketi, son yıllarda yaşanan gençlik mücadelelerine göre özgünlük taşıyor ve uzun yıllar biriken öfkenin yeni bir aşamaya geldiğini, mücadelenin daha ileri götürülmesi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını gösteriyor.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Deniz Uztopal
Paris – Uzun bir süredir toplumsal hoşnutsuzluğun giderek arttığı ve kimi zaman patladığı Fransa’daki gelişmeleri takip eden herkes, toplumsal mücadeleler açından gençlik mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu bilir. Fakat son iki haftadır yükselen gençlik hareketi, son yıllarda yaşanan gençlik mücadelelerine göre özgünlük taşıyor ve uzun yıllardır biriken öfkenin artık yeni bir aşamaya geldiğini ve mücadelenin daha da ileri götürülmesi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını gösteriyor.
Gençlerin orta ve yükseköğretimdeki eğitim koşullarının giderek kötüleştiğine dair talepleri yeni değil, yıllardır her fırsatta dile getirilen talepler. Fakat bugün bu talepler, yalnızca okulların koşullarıyla sınırlı kalmıyor; doğrudan ülkenin siyasi gidişatıyla ilişkilendirilmeleriyle de yeni bir özellik taşıyor. Örneğin geçen salı günü gerçekleştirilen gösteriler, son yılların politik içeriği en geniş gösterileri arasındaydı. Fransa’daki son dönem gençlik yürüyüş ve gösterilerine göre belki ilk defa, geleneksel olarak var olan dinamizmin yanı sıra, on binlerce genç kendi elleriyle yazdıkları slogan ve pankartlarla ve bu kadar coşkuyla yürüyüşlere katıldılar.
Fotoğraf: Deniz Uztopal/Evrensel
Bazen yetişkinlerin anlamakta zorluk çektiği gençlere özgü referanslarla, bazen dinledikleri bir müzisyenin ya da rapçının şarkısından bir sözle, bazen de gençlerin kendi aralarında kullandıkları jargonla dile getirdikleri talepler, kesinlikle yalnızca okullar ve eğitim koşullarıyla sınırlı değildi. Elbette bunlar da vardı ve çoğunluğu da onlar oluşturuyordu; fakat polisin kullandığı şiddetle devlet şiddeti arasında kurulan bağdan tutun Filistin’deki soykırıma, Macron ve hükümetlerinin son yıllarda yürürlüğe koyduğu karşı reformlara, kadın ve çocuk tecavüzcülerine karşı sözde yürütülen mücadeleye, Kilisede yıllardır yaşanan ve artık herkesin görebileceği şekilde su yüzüne çıkan çocuk istismarlarına, mazot ve benzin fiyatlarındaki aşırı artışlara, çevre sorunlarına ve daha onlarca soruna kadar birçok gündeme atıfta bulunan dövizler taşındı.
Vurgu yapılması gereken diğer bir olgu ise aşırı sağcı, ırkçı ve içerisinde faşizan eğilimler barındıran Ulusal Birlik (Rassemblement national) Partisine karşı büyük bir coşkuyla atılan sloganların, bu partinin bir önceki ismi ve kamuoyunda tamamen kafatasçı-ırkçı bir parti olarak anılan ‘Ulusal Cephe’ adıyla atılmasıydı. Bu anlamlı olduğu kadar siyasi bir tercihti. Anlamlı, çünkü partinin, 2018’de isim değiştirerek geçmişini askıya alma ve giderek merkez sağa kayan “yeni” bir parti olduğunu kanıtlama teşebbüslerinin, basının büyük desteğine karşı hâlâ başarılı olmadığını gösterdi. Siyasi çünkü nisan ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşecek ve şu ana kadar yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik en fazla destek olan parti durumunda ve seçimleri kazanma ihtimali de göz ardı edilemez durumda.
Fotoğraf: Deniz Uztopal/Evrensel
Polis şiddeti ve ebeveyn desteği
Hareketin bu özgünlüğü nasıl açıklanabilir? Öğrenci sendikalarının son yıllarda art arda bölünmesi ve çok güçsüz hale gelmesi hiç kuşkusuz bunun nedenlerinden biri. Bu durum hareketin zayıflamasına yol açmadığı gibi taleplerini de muğlaklaştırmadı. Hükümet cephesinde hareket, ilk başlarda ciddiye alınmadı ve aşırı bir polis şiddetiyle bastırılacağı sanıldı. İlk günlerde liselerin önünde toplanan her liseli gruba polis derhal müdahale etti ve cop ve biber gazıyla hareketi bastırmaya çalıştı. Gençlik hareketinden o kadar korkuyorlar ve son yıllarda artık bir alışkanlık haline gelmiş polis şiddetinin dozu o kadar artırıldı ki, 15-18 yaş arasındaki gençlere karşı uygulanan şiddet tam tersi bir etki yarattı ve banliyö gençliği ile lise hareketi arasında doğrudan bir bağ kuruldu.
Hareketin en aktif ve canlı olduğu liselere bakıldığında emekçilerin yoğun yaşadığı semtlerde olduğu görülecektir. Bu şiddete tanık olan ebeveynler, hükümetin beklediğinin tersine, çocuklarının eylemlere katılmasını yasaklamak yerine taleplerin haklılığını kabul ederek onlarla birlikte, ama onları polis şiddetinden korumaya çalışarak sokaklara inmeye başladılar. Her sabah liselerin önünde gerçekleştirilen eylemlere onlarca anne baba gelmeye; derslerini bırakarak aşağı inen gençlerin yanına gelen öğretmenlerle birlikte polisin önünde kalkan oluşturmaya başladılar. Bu anne ve babalar içerisinde harekete destek veren, polisin önünde gençlere kalkan olan, greve giden öğretmenler içerisinde belki de hayatında çok sınırlı olarak greve gitmiş, yürüyüş ve gösterilere çok katılmayan kişi sayısı da kesinlikle az değil. Salı günü gerçekleşen Paris gösterisinde binlerce ebeveyn ve öğretmenin, gençlik kortejine saldırılmasın diye kol kola girerek insan zinciri oluşturduğu ve bunun da genel kamuoyu üzerinde ciddi bir etkisi olduğu görüldü.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
İşçi katılımı hâlâ sınırlı, hareket henüz merkezileşmedi
Peki hareketin geleceğine dair şimdiden neler söylenebilir? Bu gibi toplumsal hareketlerin geleceğine dair söylenebilecekler ancak hareketin eğilimlerinin ortaya çıkardığı potansiyellerin değerlendirilmesi ve geliştirilmesiyle bağlantılıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi, hareketin en temel potansiyellerinden biri, gençliğin ezici çoğunluğunun hareketin içinde olmasıdır. Bir diğeri ise toplum içinde büyük bir desteğe sahip olmasıdır. Bütün işçi ve memur sendikaları gençleri destekleme çağrısında bulunmalarına karşın, öğretmenler dışında greve giderek okulların önünde liselileri destekleyen işçi ve emekçilerin katılımı şimdilik çok sınırlı.
Diğer temel eksikliklerden biri ise ülkenin her yerinde yüzlerce lisede ve üniversitede gelişen mücadelelerin birbirleriyle ilişkisinin sınırlı olması. Bu, hareketin merkezileşmesini ve ortak talepler etrafında mücadele edilmesini sınırlıyor. Kuşkusuz sosyal medya aracılığıyla, özellikle de gençlik için, bu eksiklik kısmen azaltıldı ve CGT, FSU, FO ve Solidaires gibi işçi ve memur konfederasyonlarının işin içine girmesiyle birlikte hareket kısmen daha da merkezileşti. Perşembe günü ülkenin birçok yerinde yeniden grev ve yürüyüş çağrısında bulunuldu. Fakat işçi ve memur sendikaları da, haklı olarak, gençlerin inisiyatifini kırmamaya dikkat ediyor. Ancak gençlik sendikalarının çok güçsüz olması, harekete yön verme açısından başka sorunlara neden oluyor.
İki haftalık tatilde ne olacağı önemli
Bir diğer sorun da 17 Ekim’den itibaren okulların tatile girmesi ve bununla birlikte hareketin kaçınılmaz olarak gerileyecek olması. İki haftalık tatilden sonra hareketin yeniden başlayıp başlamaması ancak üniversitelerde hareketin daha üst boyutlara çıkmasıyla mümkün. Hareketin dinamiğini kırmak için hükümet yüzlerce lise ve üniversiteyi kapatma kararı verdi. Fakat bu ebediyen sürmeyecektir ve okullar kaçınılmaz olarak açılacaktır ve bir kıvılcım yeniden patlamasına yetebilir. Bunun olup olmayacağını bugünden söylemek mümkün olmasa da, Fransa’da gençlik hareketinin beklenmedik bir anda ülkenin gündemine damga vurması, son yıllarda görülen olgulardan biridir.
Son olarak belirtmek gerekir ki, hükümetin gençlik hareketini her yola başvurarak söndürmeye çalışmasının nedenlerinden birisi ise herkesin çıplak gözle görebileceği bir toplumsal öfkenin giderek artmasıdır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et