06.10.2026 00:11

Yönetmen Melik Kuru ile ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ filmini konuştuk: Sanat dünyası yerine kendimle alay ettim

Melik Kuru’nun filmi ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’’, iki genç sanatçının hikayesi üzerinden sanat üretimi, değer ve sanat endüstrisinin işleyişine odaklanıyor.

Yönetmen Melik Kuru ile ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ filmini konuştuk: Sanat dünyası yerine kendimle alay ettim

Ezgi Oğraş
[email protected]


Yönetmen Melik Kuru’nun ilk uzun metraj filmi İsimsiz Eserler Mezarlığı, endüstri içindeki sanat üretiminin niteliğine dair sorular sorarken iki arkadaşın bu dünyanın içindeki yolculuğuna odaklanıyor. Başrollerinde Manolya Maya ve Ekremcan Arslandağ’ın yer aldığı film, dünya prömiyerini Tallinn Black Night Film Festivali’nde yaptı. Türkiye’deki ilk gösterimi ise 45. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleşti. Festivalin Yeni Bakışlar bölümünde yarışan film, En İyi Özgün Müzik (Efe Demiral) ve En İyi Sanat Yönetimi (Elif Öner) ödüllerini kazanırken SİYAD En İyi Film Ödülü’nün de sahibi oldu.

Son olarak 5. Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’, bu yıl ilk kez verilen Geleceğin Sinemacıları Ödülü’nün sahibi oldu. Ayvalık’ın ardından Melik Kuru ile filmin yaratım sürecini ve sanat üretimine dair bakışını konuştuk.

Fotoğraf: Ediz Ali

Fotoğraf: Ediz Ali

‘Kurumlardan destek almadan ilk filmimi yapabildim’

Mimarlıkla başlayan ve sinemaya uzanan uzun bir eğitim ve üretim sürecinin ardından ilk uzun metrajınızla buluşmak nasıl hissettiriyor?

Columbia Üniversitesinde uzun yıllar asistanlığını yaptığım ve Sundance’ten iki kez en iyi yönetmen ödülü almış sevgili hocam Eric Mendelsohn bir gün beni kenara çekti ve bana okul sonrası hayatımda kulağıma küpe olacak bir şey söyledi: “Uzun metraj bir film yapmak bir ayrıcalıktır, hakkın değil. Bunu sakın unutma.” Aradan geçen yıllar bana bu sözün ne kadar doğru olduğunu kafama vura vura öğretti. Herhangi bir kurumdan destek görmemiş bir ilk filmi devirebilmek, bu yolculukta güvendiğim takım arkadaşları edinmek ve ülke sınırları içinde yılın öne çıkan filmlerinden birini seyirciye sunabilmiş olmak beni ayrıcalıklı ve müteşekkir hissettiriyor. Günün sonunda, tıpkı ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ isminin işaret ettiği gibi, sinema ve sanat tarihi türlü sebeplerle eserini üretememiş, üretse bile hak ettiği karşılığı bulamamış sanatçıların tarihi belki de.

Fotoğrafçı bir karakteri hikayenin merkezine alma fikri nasıl ortaya çıktı? Fotoğrafın hem görsel olarak hem de karakteri ifade etme biçimi açısından sağladığı bir avantaj oldu mu?

Ben, 21. yüzyılın sosyoekonomik çerçevesinde sanatsal üretimin kendisini ve ekonomisini merkeze almak istiyordum. Özellikle de analog fotoğrafın, bu niyet doğrultusunda son derece kullanışlı olacağına ikna oldum. Hayatımın bir döneminde analog fotoğraf çekmiştim. Üretimin kendisini ve gerektirdiği yoğun emeği göstermek için hakim olduğum bir sanat dalını merkeze almak son derece pratik olacaktı. İmaj üretmenin bu kadar kolaylaştığı ve ekonomik anlamda ‘ucuzladığı’ bir devirde bir fotoğrafın değerini neyin belirlediği sorusunun peşinden koşmak benim için heyecanlı bir zihinsel maceraydı.

Filmde, Aslı yaptığı işe ve bunun arkasındaki merakına bağlı, oldukça tutkulu bir karakter. Ama bir yandan sektörün çarklarına uyum sağlaması, kendini biraz törpülemesi bekleniyor. Aslı’nın bu ikilem üzerinden dönüşümünü nasıl kurdunuz?

İsimsiz Eserler Mezarlığı adlı filmden bir sahne.

İsimsiz Eserler Mezarlığı adlı filmden bir sahne.

Aslı’nın arasında kaldığı ikilemin kendisine özel olduğunu düşünmüyorum. Ben dahil çevremdeki birçok sanatçıda da aynı ikilemin sancılarını görüyorum. Ben bu ikilemin kaynağını çağımız kültürünün sosyoekonomik koşullarında ve bu koşulların şekillendirdiği endüstri oyun kurallarında aramayı tercih ediyorum. ’80 sonrasında doğmuş kuşaklar olarak bireyin biricikliğine ve ‘Kendimizin özel olduğuna’ koşullandırıldık. Peki herkes biricikse, bu biriciklik bolluğu içinde hangi biricikliğin daha biricik olduğuna kimler nasıl karar verecek? Üretimin bu derece kolaylaşmış olması ve ortaya çıkan üretim bolluğu en çok kime yarıyor; üretene mi, yoksa üretimi seçen, dolaşıma sokan ve pazarlayan sanat endüstrisine mi? Aslı’nın hikayedeki temel dönüşümü iki kavram etrafında şekilleniyor: İnanç ve şüphe. Aslı, sanata ve sanatsal üretime inandığı noktada kendini şüphe duyarken buluyor. Şüpheyi içselleştirdiği noktadaysa her şey anlamsız geliyor ve bu kez de inanmak istiyor. Tıpkı hepimiz gibi onun da bir değere inanmaya ve ona sarılmaya ihtiyacı var.

‘Karakterlerim apolitik değil, umutlarını yitirmişler’

Film boyunca seçim broşürleri ve sloganları gibi detaylarla dönemin siyasi atmosferini de hissediyoruz. Ama bu atmosfer karakterlerin hikayesinin önüne geçmiyor. Bu dengeyi kurarken nasıl bir yol izlediniz? Politik tarafı filmin içine dahil etmek başından beri düşündüğünüz bir şey miydi?

2022 kasım ayında filmin senaryosu ana hatlarıyla ortaya çıkmıştı. Türkiye’de o dönemde mayıs 2023 genel seçimlerine gün sayılıyordu. Aklıma bir soru takıldı: “Bu film neden seçimlerde geçmesin?” Başta zayıf ve bağlamsız hissettiren bu soru gittikçe zihnimi işgal etmeye başladı. Aslı ve Murat’ın cebelleştiği konut krizinin sebepleri küresel çapta verilmiş belli siyasi kararların sonucu. Daha da önemlisi, bir sanat eserinin değerini nasıl belirliyoruz? Aslı ve Murat film boyunca farklı galerilere giriyorlar ve galeri yöneticileriyle görünürde hiç politika konuşmadan sadece politika konuşuyorlar. Bugün geldiğimiz üretim bolluğunda, bir eserin değerini kurumsal veyahut kişisel olarak benimsenen politik değerler üzerinden belirlediğimizi düşünüyorum. Bu iki karakterin karşılaştığı sorunların hepsi politik olmasına rağmen çözümü kurumsal siyasette aramamaları bana günümüz gençliğine dair bir şey söylüyordu. Ben Aslı ve Murat’ın apolitik olduğunu düşünmüyorum. Siyasi sorunlara siyasi çözümler üretemeyen kurumsal siyasete dair ilgilerini ve umutlarını kaybetmişler sadece. Fondaki seçimlerin anlatısal bir parçaya dönüşmemesi bilinçli bir tercihti.

‘Güvencesiz bir hayatta tutundukları tek dal arkadaşlıkları’

Aslı’nın galerilerin ticari kaygıları arasında kendisini var etme çabası sinemanın içinde de karşılığı olan bir mesele. Sanatla ticaretin iç içe olduğu bir alanda kendi ifade biçimini korumak sizce nasıl mümkün?

Tüm samimiyetimle bu sorunun yanıtını bilmediğimi söylemek isterim. Sanırım bu sorunun yanıtını bilseydim hakkında bir film çekmek istemezdim. Aslı ile Murat’ın ilişkisine de değinmek istiyorum. Birlikte yaşıyorlar, aralarında güçlü bir bağ var; ilişkilerinin arkadaşlık dinamiği değişmese bile yer yer sınırlarının genişlediğini görüyoruz. Murat’ın heteronormatif kodların dışında duran bir erkek karakter olması, birbirine tutunarak güç alan bu bağın oluşmasında önemli bir yere sahip gibi. Aslı ve Murat ilişkisini tehditkar bir dünyada birbirlerini tutunacak tek dal olarak gören iki insanın arkadaşlığı olarak görmeyi tercih ediyorum. Sosyal, ekonomik ve politik olarak son derece güvencesiz bir hayat sürmekteler, o yüzden bütün temel ihtiyaçlarını sırt sırta vererek imece usulü karşılamak zorundalar.

‘Oyuncularım karakterlerine önerilerle geldiler’

Oyuncu seçimlerinde nasıl bir yol izlediniz? Başlangıçta tasarladığınız karakterlerin, oyuncuların katkısıyla süreç içinde dönüştüğü noktalar oldu mu?

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ yalnızca oyuncularının değil, bütün yaratıcı ekibinin hikayeye katkı sağladığı bir film oldu. Genç bir ekip olarak hepimiz Aslı ve Murat’ın dertlerini çok iyi tanıyorduk. Bu sebeple bütün ekibime düşüncelerini ifade edebilecekleri demokratik bir alan açmaya çalıştım. Oyuncu seçimi süreçleri, yazılan metnin üzerine oyuncuların ekledikleriyle zenginleşmeye başlıyor. Yönetmen-oyuncu ilişkisini dikey hiyerarşik bir ilişkiden ziyade yatay ve paylaşımcı bir düzleme oturttuğunuz zaman karşınıza insan doğasına dair zengin bir laboratuvar çıkıyor. Başta Manolya Maya ve Ekremcan Arslandağ olmak üzere bütün oyuncularım karakterlerine dair benim hayal edemeyeceğim önerilerle geldiler. Ben de bunlardan filme katkı sağlayanları dahil ettim.

‘Kendimi oynarken filmin konusunu açık ettim’

Fotoğraf sunumu sahnesinde, filminden bahseden ama çekemediğini öğrendiğimiz yönetmen karakterinin dahil edildiği ironik bir an var. Bunun kendi üretim sürecinizle kişisel bir bağlantısı var mı?

Evet, filmin başındaki o yönetmen benim ve kendimi oynuyorum :) Kendimi oynarken de filmin konusunu açık ediyorum. İzlediğimiz şeyin bir film olduğunu ve dolayısıyla filmin içerisinde göreceğimiz pazarlanan, değer biçilen sanat eserlerinden farksız olduğunu izleyene hatırlatmak bu film özelinde bence elzemdi. Bu film, sanat dünyasıyla alay etmeden önce kendi yönetmeniyle alay ediyor.

Müzik ve mekanlar da filmin dünyasını kuran önemli unsurlar. Filmin mekanlarını ve müziklerini seçerken nasıl bir dünya kurmak istediniz?

Filmin geçtiği semt Beyoğlu ve ona eşlik eden müzikal dünya bu filmin en başlı ilham kaynaklarıydı. En başından beri Beyoğlu’yu turistik bir ürün olarak değil, hepimizin deneyimlediği gibi görmenin peşindeydim. Bu sebeple turistik ve ikonik mekanlardan mümkün olabildiğince uzak durmaya çalıştım. Filmin müzikleri ise daha ilk senaryo taslağından beri filmin bir aktörü olarak hayal edildi. ’50’ler New York jazzından, ünlü Sokak Müzisyeni Moondog’un avantgard ve deneysel canonlarına uzanan bir playlist hazırladım. Çekimlerin ardından filmimizin bestecisi Efe Demiral ile bu playlisti referans alarak ortak bir dil üzerinde uzlaştık. Sonrası Efe’nin sihirli yeteneğinin ve emeklerinin ürünü.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
05.10.2026 16:41

Termometreler yeniden yükselecek: Pastırma sıcakları ne zaman başlıyor?

Yurt genelinde etkili olan yağışlı ve serin hava hafta ortasından itibaren yerini güneşli havaya bırakacak. Meteoroloji tahminlerine göre sıcaklıklar cuma gününden itibaren özellikle güney ve batı bölgelerde 30-33 dereceye kadar çıkacak.

Termometreler yeniden yükselecek: Pastırma sıcakları ne zaman başlıyor?

Fotoğraf: Hüsna Kefelioğlu/Pexels

05.10.2026 17:01 / Güncelleme: 17:16

Bahçeli'den Hacıosmanoğlu'na destek: ‘Yalnız değilsin’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hakem soruşturması ve istifa tartışmalarıyla gündemde olan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na üzerinde “Yalnız değilsin” mesajının yer aldığı bir çelenk gönderdi.

Bahçeli'den Hacıosmanoğlu'na destek: ‘Yalnız değilsin’
05.10.2026 11:55

2026 KPSS Ortaöğretim sınavı ne zaman? KPSS sınav giriş belgeleri yayımlandı mı?

2026 KPSS Ortaöğretim sınavı için geri sayım başladı. Sınava girecek yüz binlerce aday sınav yerleri ve giriş belgelerinin ne zaman açıklanacağını araştırıyor. Peki, KPSS Ortaöğretim sınavı ne zaman yapılacak, sınav giriş belgeleri yayımlandı mı?

2026 KPSS Ortaöğretim sınavı ne zaman? KPSS sınav giriş belgeleri yayımlandı mı?

Fotoğraf: ANKA

05.10.2026 13:36 / Güncelleme: 14:09

Bir Kuçuradi hikayesi: 'Ölüm haberini 33 yıl sonra yine işkence sahnesinde aldım'

"33 yıl önce hücremin kapısında işkence ve ölüm orucu ile yarı yarıya erimiş çıplak bedenimin karşısında gözleri dolan ve sesi titreyen o kadının öldüğü haberini yine bir işkence sahnesinde aldım."

Bir Kuçuradi hikayesi: 'Ölüm haberini 33 yıl sonra yine işkence sahnesinde aldım'

Fotoğraf: AA

05.10.2026 12:27

Yaşlıların yapay zeka kullanımı üç katına çıktı

Türkiye'de yapay zeka kullanım oranı bu yıl yüzde 37,6'ya yükselirken, özellikle 65-74 yaş grubundaki yaşlı nüfusta kullanımın 3 katına çıktığı görüldü.

Yaşlıların yapay zeka kullanımı üç katına çıktı

Fotoğraf: Tara Winstead/Pexels

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!